BİR ŞEYLER YAPMALI…
Yavuz Kalyoncu

BİR ŞEYLER YAPMALI…

Bu içerik 83 kez okundu.
Reklam

Mavi ile yeşilin birleştiği, yaylası, denizi, deresi tepesi, oksijeni bol Ordumuz tamam çok güzel güzelde, Günü birlik bir misafirimiz gelse ikinci günün sonunda ne anlatacaksınız.

Geçen hafta, eski kilise ziyaretinden çıkan 35 plakalı bir taksiden, kibar bir vatandaş bana hitaben seslendi; “Affedersiniz, Ordu’da gezip görmek için başka nereleri var?”

Tam isabet bana denk gelmişti. Hep gurbetteki arkadaşlarıma anlatırdım Ordu şöyle güzel, böyle güzel, Boztepe’miz, denizimiz, yaylamız, derelerimiz, tepelerimiz, tarihi eserlerimiz, v.s. diye anlatırdım. Ama taksinin içinde benden cevap bekleyen adama karşı çaresiz durumda hissettim kendimi!

“Şehir içinde teleferik, eski kilise, müze’’ dedim yutkundum, başka bir yer sayamadım. Hemen toparlandım, Boztepe’yi, Kurul yerleşkesini, yazın mavi bayraklı plajlarımızı, Ordulunun bile gitmediği Yoroz Kent Ormanı’nı, yaylalarımızı anlattım. Beyefendi adam sözümü kesti; “Günü birlik her yerde olandan farklı görebileceğimiz bir şey var mı? Beyefendi, zaten Karadeniz’in her yeri yeşillik, her yeri deniz kenarı ve doğa!” dedi.

Yutkundum, haklısınız ama Ordu bir başkadır dedim. Adam küçümseyici bir ifade ile kibarlığı elden bırakmadan tebessümle teşekkür etti gitti. O an üzüldüm, kalakaldım.

Evet! Ordumuz bir başka güzel ama adam da haklı. Karadeniz hep güzel, her yeri mavi ve yeşil. Allah özenmiş bezenmiş her türlü güzelliği bize sunmuş, peki biz ilave ne yapmışız? Turiste cazip gelecek ne farklı şeyler var?

Biz farklı bir şeyler yapmalıyız. Bunu yaparken de biraz çabuk yapmalıyız çünkü Çambaşı hızla betonlaşıyor, halen bir tip proje bile yok. 2012 Ekim ayında zamanın valisi Orhan Düzgün bey beş ayrı proje üzerinde çalışıldığını basın toplantısında söylemişti. Ne proje imiş 3 yıldır bitirilemedi. Çambaşı’nda eskiden AĞAÇ BOYUNU GEÇEN EV YOKTU! Şimdi öyle mi? 1800 rakımlı Çambaşı 2000 rakımlı Erzurum-Ağrı-Kars olma yolunda…

FARKLI OLMALI ORDU…

Gelen Arap gazeteciler “ne farkı var Ordu’nun?” sorusunu sormadılarsa onların gazeteciliğinden şüphe duyarım. Ordu’ya gelenler yiyip, içip, gezip görmekten farklı şeyler yaşamalılar.

En son Arap gazetecilere tercümanlık yapan vatandaş Yokuşdibi’nde insanların bir zamanlar hanlarda hayvanları ile kaldıklarını, bu yolları atlarla katırlarla aştıklarını anlatıp bir iki han gösterebilmeliydi, Şanlıurfa’da olduğu gibi. O hanlarda sahanlarda yapılan tereyağlı yumurtadan, kıymalı, peynirli yufka böreklerinden, fasulye, dürme, salatalık turşularından, bazlama mısır ekmeğinden yemeliydiler.

Dünyada at deyince akla gelen ilk millet olma özelliğini taşırken şimdi atları ancak televizyonda görür olduk! Çok değil iki nesil öncesinde hemen hepimizin bahçeli evlerinde atlarımız vardı, binip sağa sola gittiğimiz, ulaşımı nakliyeyi yaptığımız. Şimdi turistlik amaçlı olsun, yine olsun. Gümüş eğerli rahvan at kültürü Ordu’da yeniden hayat bulsun.

 

 

Bir hayal kuralım gerçek olsun. Yokuşdibi’nden yukarıya eski yol hizmete açılsın ve bu yolda yine eskisi gibi ulaşım atlarla yapılsın. Araç giremeyen ulaşımın atlarla yapıldığı, bir at yolu yapılsın. Sadece hipodromlarda görebildiğimiz nesli hızla azalan atlara, biz Ordu olarak sahip çıkalım (Rahvan Canik Atları). O dik rampayı gelen turistler atlarla, teleferikle, yürüyen merdivenlerle çıksınlar. Çapkın sayının başında camdan yapılmış olan seyir terasında (Uşak ilinin Ulubey kazasında, Safranbolu’da, Karabük’te) yapılmış olan şeffaf camdan alttaki vadiyi gösteren terasta çayını yudumlarken, dönüp Yokuşdibi’ne, Ordu’ya, Giresun’a, Karadeniz’e baksınlar.

Çapkın sayından iki kilometre ilerde bir zamanlar eşkıyalara mekan olmuş ışıklandırılmış, Eşkıya mağarasında görevlilerin refakatinde mumyalandırılmış dönemin ünlü eşkıyalarının yaşadıklarına ürpererek şahit olsunlar (Karabit, Davero, Taktako, Haco, Çopo, Rum Serpo, Kirkor, Topuzo, Dayto ve onlarca Eşkıya). 1800 metre yükseklikteki göz kayanın zirvesine çıkarak fotoğraflar çektirip, tarihi yaşasınlar…

Oradan Gıligıli üzerinden ana yola inerek Ablaktaşı dediğimiz yere gidip, vadi boyunca göz alabildiğince uzanan Yağmur Ormanlarını aratmayan içinde her tür yöreye ait vahşi hayvanı barındıran orman manzarası karşısında poz verselerdi. Oradan aşağı yapılmış sarmal merdivenlerle 52 veya 152 basamak inerek Geçilmez’de kayaların arasından patlayan suda ıslansalardı. Suyun gücüne şahit olsalardı. Oltaları ile kırmızı benekli alabalık tutsalardı. (Şeffaf camdan seyir terası Ablaktaşı’na da yapılabilir.)

60 kilometrelik yorucu bir yolculuktan sonra yaylaya uygun yapılmış, Taş evlerde şömine karşısında çam odunlarının reçine kokuları eşliğinde közlenmiş Yokuşdibi patateslerini yedikten çaylarını içtikten sonra yün yataklarda gaz lambası ışığı altında uyusalardı.

Çambaşı içine ve yol boyunca görünen obalarda yapılmış o çok katlı evleri görmeselerdi, onun yerine yayla için geliştirilmiş tek tip proje yayla evlerini görselerdi. Örnek evlerde misafir olup, yer sofrasında yufka açmayı deneyip, yayık ayranından içselerdi. Özel yapılmış araç girmesi yasak olan yollarda at binselerdi.

Daha iyi olmaz mıydı? Bunlar yapılmayacak şeyler değil. Nelere nerelere gereksiz yatırımlar yapılıyor. Biraz da inanıp Ordu’nun geleceği için yaylaların bozulmaması, güzelleşmesi için yatırım yapalım.

Dünyanın en güzel kırmızı benekli alabalığına sahip bir coğrafyada, denize, hava alanına en yakın yaylalara sahibiz. Kendimiz için istemediğimiz hiçbir şeyi yapmayalım. Kilometrelerce yol kat edip gitmeye gerek yok. Görmek istediklerimizi Ordu’ya getirelim.

Öyle farklı şeyler yapalım ki. Bir gelen, bir daha gelsin, ikinci kez eşini, çocuklarını, arkadaşlarını da getirsin.

Biz böyle hayal kurduk böyle düşündük. Siz daha farklı düşünün ama düşünün, çok geç olmadan bir şeyler yapın. Yayla bozulmadan, Erzurum, Kars, Ağrı olmadan…

Yavuz5 Yavuz7 Yavuz6 Yavuz4 Yavuz3 Yavuz2 Yavuz1

DİĞER YAZILAR
Sende Yorumla...
Kalan karakter sayısı : 500
İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR X
Vefat Eden Hemşerilerimiz (29.10.2018)
Vefat Eden Hemşerilerimiz (29.10.2018)
Vefat Eden Hemşerilerimiz (25.10.2018)
Vefat Eden Hemşerilerimiz (25.10.2018)