Atanur Güneysu/İMAM ATANUR
Yavuz Kalyoncu

Atanur Güneysu/İMAM ATANUR

Bu içerik 140 kez okundu.
Reklam

Ordu Futbol tarihinde iz bırakan, Ordu Gücü’nün unutulmaz kalecilerden Atanur Güneysu 1945 doğumlu, Perşembe’den Karakulakoları sülalesinden. Babası eski meslek dersi Öğretmenlerinden Hasan Güneysu.

Görevi gereği Trabzon’da on bir yıl görev yaptıktan sonra, Serhat Şehri Kars’a tayin olur. Bir müddette Kars’ta görev yaptıktan sonra 1957 yılında Ordu’ya tayinleri yapılır. 1957 yılında Ordu’ya gelen Atanur Güneysu; O yılları, Ordu’da futbolu ve dünden bu güne bilinmeyenlerini anlattı.

“Çocukluğum Trabzon ve Kars’ta geçti. Babam 1957 yılında Ordu’ya Sanat Okuluna motor atölye şefi olarak tayin olduğunda, ilk tuttuğumuz ev Düz Mahalle’de, Millet Düzü’ne yakın iki katlı bir evdi. Seyircilerin ve futbolcuların bağırmaları evden duyulurdu.

 

O sesleri duyduğumda evden koşarak çıkar maç izlemeye giderdim. Daha sonra Babam, okula gitmesi daha kolay olsun diye Elmalık mahallesinde İğneci Fikriye ablaların evini kiraladı. Futbol oynamayı çok seviyordum. Galatasaraylı Turgay Şeren’in hayranıydım, kaleciliği tercih etmemde en önemli faktör; Berlin panteri Turgay Şeren’dir.

Futbolu çok seviyordum reflekslerim çok iyiydi. Ordu’ ya geldikten sonra sınıflar arası ve mahallede yapılan maçlarda kalede yapmış olduğum kurtarışlar kulaktan kulağa yayılmış, izleyenlerim artmıştı. Kalede dururken kenarda izleyenlerin konuşmalarını duyuyordum. Beğenilmek güzel şeydir. Gururum okşanıyordu.

 

Mahalleler arası maçlarda şampiyon olan Elmalık mahalle takımı.

Bir hayran kitlem olmuştu, mahalleler arası maçlar da yapıyorduk,  bizden büyük abilerin organize ettiği iddialı maçlar. Amatör maçların devre arasında, Ordu Gücü kalecisi Gala Gala Ferhat takım ile anlaşamayıp ayrılmış, takım kalecisiz kalmıştı. Ordu Gücü’nün idarecileri kaleci arıyorlardı. Stadın arkasında bizde okul sonraları çok çekişmeli sınıf maçlar yapıyoruz. İzleyenlerimizde fazla oluyordu. Bazen de eski kaleci Kemal Top’un okul müdürlüğü yaptığı Güzel Ordu’nun bahçesinde oynuyorduk.

 

Stadyumun arkasında bir gün maçımızı izleyen; Kör Saim lakaplı bir abimiz beni yanına çağırdı. Gazete kâğıdını dürüp büküp top yaparak benim reflekslerimi kontrol edip denemeye aldı. Deneme sonrası ; ‘Aferin sen kimin oğlusun nerede okuyorsun’ sorularını arka arkaya sorup benden öğreneceklerini alıp gitti.

Aradan bir hafta geçti okulda derste iken kapı çalındı. Ortaokul ikinci sınıftaydım. Hademe beni müdür beyin çağırdığını söyledi. Müdür beyin yanına gittiğimde beni denemeye alan Kör Saim lakaplı abi ile iki kişi daha vardı. (Meğerse Saim abi Ordu Gücü’nde futbolcu imiş). Ordu Gücü idarecileri; Trabzonlu olan okul müdürü Mehmet Hacı Baloğlu’na ilin valisini araya koyarak izin alıp, yaşımı büyütüp bana lisans çıkarttılar. Amatör futbol hayatım Ordu Gücü’nde başladı. Kalede yerini aldığım Ferhat abinin tel örgülerin olmadığı saha kenarından beni izlemesi beni çok duygulandırmıştı, 1961.

Haftada iki gün antrenmana gidip maça çıkıyor derslerimi’ de ihmal etmiyordum.  Kalan maçlarda kaleye geçmiştim. Takımdaki herkesten küçüktüm.  izleyenleri hayrete düşüren şutları olmaz yerlerden çıkarttığım için seyirciler bana farklı lakaplar takmaya başladılar. Ama…

       İMAM

Merkez Ortaokulu bahçesinde yapmış olduğum bir imam taklidi ile ‘imam’ lakabı üzerimde ömür boyu kaldı. Orta Camiden okunan bir ezandan çok etkilenmiştim, okuyan çok dokunaklı okuyordu. Bende o zamanki okulun kenarına yapılmış, yüksek sütun duvarların üstüne akrobatik hareketlerle çıkarak hocanın sesini bastırırcasına hocanın ayni sözlerini elimi kulağıma dayayarak tekrar edip okumaya başlamışım. Sesim güzel olmalıydı’ ki baya dinleyenim olmuştu. O olaydan sonra herkes beni ‘İMAM’ diye çağırmaya başladı.

 

  1. Ordu Gücü: Dilik Yener-Naşit-Osman Güreşçi-Nezir Özoğlu-Telat-Dursun-İmam Atanur. Oturanlar: Necati-Uğur Kefeli-Kuru Hayri-Motor Engin.

Kalesini devir aldığım Ordu Gücü ile dört yıl arka arkaya şampiyonluklar yaşadım. Kendime güvenim her geçen gün daha da artıyordu. O yıllarda Ankara’da İstanbul’da basılan gazeteler üç dört gün sonra Ordu’ya geliyordu. Elime geçen, Hürriyet ve Milliyet gazetelerinde; Turgay Şeren’ in üç kaburgasının kırılıp sakatlandığını Galatasaray’ın kaleci aradığını okudum. İlanın altında Coşkun Özarı ve Gündüz Kılıç’ın isimleri de vardı. Arkadaşlarında teşviki ile seçmelere gitmeye karar verdim.  Son anda ailenin tek erkek çocuğu olduğum için ailemin engellemeleri yüzünden gidemedim. Çok üzüldüm. O seçmelere gidememek aklıma geldikçe hep içim acır.

Ordu Gücü’nde oynadığım yıllarda hep il birincisi olup gurup şampiyonasına gidiyorduk.

 

1965.Trabzon İdman yurdu-Ordu Gücü grup müsabakası öncesi seremonide.

 

Bir seferinde şampiyon olmuş gruplarda Giresun Ata Sporu yenip grup ikincisi olmuştuk. O maçta çarpıştığım bir oyuncunun ayağı kırıldı. O olay beni çok üzmüştü. Yıllar sonra Giresun’a Milli Eğitim Müdürü olup geldiğimde ayağı kırılan arkadaş gelip beni buldu ve karşılıklı eskileri yâd ettik.

Ordu Lisesinin değişmez kalecisiydim. 1963

 

Toto Uğur-Canga-Kuru Hayri-Höllük Mehmet- Malak Ertan-Dilik Yener. Oturanlar: Ahmet Karlıbel-Vedat Güler-Ali-Ömer-İmam Atanur.

 

Lise takımıyla çekişmeli maçlar yapardık. Perşembe Öğretmen Okulu, Ticaret Lisesi ve Erkek Sanat Enstitüsü arasında yapılan maçlarda benim zamanımda hep Ordu Lisesi şampiyon olurdu.  Şehir stadyumu yağmurlu havalarda gölleniyordu. Saha bakıma alındı. Zemine drenaj yapılacaktı amatör takımlar lige mecburen ara verdiler. Biz futbolu tamamen zevk için oynuyorduk. Kazanmak ve maç sonu hamama gitmek, şampiyon olunca Buket Pastahanesi’ne gidip kutlama yapmak en büyük zevkimiz buydu.

            Elinde değnek Sahaya girip oyunu durduran iki yaşlı kadın

                  Ekim sonu Boztepe’ye kar yağıyor, sahada maçımız var. Evden sabah gelip beni araba ile aldılar. Kulüpte giyinip taktikleri alıp sahaya çıktık. Yağmurlu bir hava, yerler su birikintileri ve her yer çamur. Anneannem beni kahvaltıda göremeyince soruyor; Tatil gün bu karda kışta bu oğlanı nereye gönderdiniz?’

İçi içini kemiriyor. Sinirlenip bizim durduğumuz evin az ilerisinde oturan; Bahtiyar Tente’nin Babaannesini de ikna edip ellerinde birer sopa alıp; ‘Evlatlarımızı biz düzde mi bulduk?’ deyip stadyuma geliyorlar. Ben kaledeyim havada hafif bir sis var ve yağmur çiseliyor, maça yoğunlaşmışım, seyircinin konuşma ve kahkahalarla gülmeleri ile tribüne dönüp baktım. Tel örgülerin kenarında görevli polislerle itişen iki kapalı kadını fark ettim. O ara kadınlar polislerden kurtulup sahaya daldılar. Bir tanesi bir oyuncuyu tutup bir şeyler söyledi. Oyuncuda dönüp beni gösterince ben anneannemi tanıdım. Oyun durmuş herkes şaşkınlıkla izliyordu. Seyircinin ve oyuncu arkadaşların bakışları arasında birkaç değnek yedikten sonra güç bela ikna edip onları da tribüne oturtup maçı bitirdik.

Evin tek erkek çocuğu olduğum için ailem üzerime çok düşüyordu. Futboldan kopamıyordum. Futbol oynayan arkadaşlarla mahalle takımları kurup bir turnuva düzenlemeye karar verdik. Kapalı tribünün altında Kör İhsan lakaplı bir memur vardı onun odasında kuralar çekildi. Toplanan parayı da güvenilir diye; Nuri Ağanın Seyfi’ye teslim ettik(Seyfi Odabaş).

Para toplamaktaki amaç açıldığını bildiğimiz parasızlıktan gidemediğimiz Buket pastanesine gidip toplu olarak baklava yemekti. Yapılan maçlar sonunda benim kalesini koruduğum Güneşspor birinci oldu.

Elmalık mahallesinin gençlerinden kurulan; Güneş Sporlu futbolcular.1964.

Şampiyonluk için toplanan 65 lirayı alıp futbolcular ve bizi sonuna kadar destekleyen mahallemizin gençleriyle beraber pastaneyi gidip baklava yedik.

Stadyum ikinci seneye de bitmemişti tekrar bir organizasyon yaptık. Ayni işlemler tekrar edildi paralar yatırıldı kuralar çekildi. Elmalık mahallesinin temsilcisi olan bizim takımla, Selimiye mahallesinin temsilcisi olan takım maç yaparken olay çıktı. Önce iki kişinin itişmesi ile başlayan kavga herkese sıçradı. Seyircilerinde sahaya girmesiyle ortalık karıştı ve turnuva iptal edildi.

Bu arada Ordu Bölgesi genç takımı ile de defalarca gruplara katıldım.

Ordu Bölgesi Genç takımı: 1965. Dilik Yener-Kuru Hayri- Ali-Piliç Necmi-Bahtiyar-Hasan Hoca. Oturanlar: Fatsalı Civit İsmet-İmamo Atila-Şevket-Atacan Murat-İmam Atanur.

Her fırsatta futbol oyardık. Bayramlarda okul futbol takımı her zaman tören geçişinde en çok alkışı alırdı. Şanlı Bayrağımızın arkasından, Takımın önünde yürümekte ayrı bir gururlandırırdı beni.

 

Ordu Lisesi futbol takımı, Cumhuriyet Bayramı Tören Geçişinde.

 

Lise yılları futbol olarak çok yoğun geçti. Okul Müdürü sporu çok seviyordu. Hem sınıflar arası maçlar yapılırdı; hem de okullar arası maçlar. Rize lisesinin davetlisi olarak yatılı Rize’ye dostluk maçları yapmaya gidip orada kalıp voleybol ve Futbol müsabakaları yaptık, 1964.

 

Ahmet Karlıbel-?-?-Müdür: Hacı Mehmet Hacı Baloğlu-Sarı Onur-Canga-Papaz Fikret. Oturanlar: Dilik Yener-?-Atanur-Mustafa Angın- Höllük Mehmet.

 

Üniversite sınavına girip yüksek puan almıştım, ama son sınıftan iki dersten zayıfım vardı. Sene sonunu beklemek zorundaydım. 1965. Karabük Demir Çelik fabrikasının futbol takımı olan Demirspor’dan transfer teklifi aldım. Bu transferi Torun Mehmet’in kardeşi Nezir ayarlamıştı. Kendisi abisi aracılığı ile Ankara’da bir takım arıyordu. Ankara’ya gidip Nezir’le beraber Karabük’e gittik. Beşiktaş’ın ünlü kaptanı Nazmi Bilge takımın antrenörlüğünü yapıyordu. Tek kale maç yapıp beni de kaleye koydular. Kısa süren maçta bana pek top gelmemişti. Gelen topları da zaten tutmuş ve oyuna sokmuştum. Maç sonu Nazmi Hoca birde Zonguldak’tan bir takımdan maç alıp denemek istiyorum deyip;  ertesi gün için bir çift kale maç ayarladı. O akşam beni mühendislerin kaldığı misafirhanede ağırladılar. Hayatımda ilk kez küveti orada gördüm. Tesis her şeyi ile çok güzeldi.

Ertesi gün oynadığımız hazırlık maçını kazandık. Maç sonu Nuri Hoca; ‘Tamam Atanur beğendik seni. Tesiste kal, lokalde yemeğini ye. Antrenmanları ihmal etme’ Dedi. Lisans çıkarttılar, iki maça çıktım. Sonra param bitti Nuri Hocadan para istedim. O yıllarda Ankara, İstanbul ve İzmir takımları haricinde kulüpler para vermiyorlardı. Az bir para ile beni geçiştirdiler. Bu arada Ordu’dan mektuplarımda geliyordu. Mektuplarda hasretin yanında,  Futbolu bırak, elin ekmek tutsun oku mesajları vardı. Mektuplar etkili oldu ve ayrılık daha baskın çıktı. Nuri hocaya ben gidiyorum deyip ayrıldım.

Elimde bir hediye kazla Ordu’ya döndüm. O sıralar Kemer Köprünün orada fırıncı Gündoğduların evinin orta katında oturuyorduk. Pamuk Bekirlerin bülbül deresinde kazları ördekleri vardı. Bir kazda Anneannem almış kendine eğlence yapmış, benim getirdiğim kazla iki kazı olmuş, çok sevinmişti. Lisede kaldığım derslerden sınava girip geçtim. O sırada Kabadüzspor kurulmuş, kulüp başkanı muhasebeci bir büyüğümüz beni görüşmeye çağırdı; ‘Sana 50 lira para takımın antrenörlüğünü yap oyuncu al, çıkart ne yaparsan yap takım sana teslim’ dedi. Teklif hoşuma gitmişti.                Hemen araştırmaya başladım amatör kulüplere girememiş boşta kalan futbolculardan 18 kişilik bir takım yapıp stadyumdan da antrenman için gün alıp çalışmalara başlamıştık ki sınav sonuçları açıklandı. Ankara Üniversitesi Eğitim Fakültesini kazandım. Dayım beni yanına aldı. Onun evinde kalıp okuluma gidiyordum.

1968 yılında eşim Aysel Hanımla tanıştım. 1971 yılında evlendik. Eşim sınıf öğretmenliğini bitirmişti. Seneler geçiyordu. Her fırsatta yine futbol oynuyordum. Bir keresinde Şubat tatilinde Ordu’ya gelince yüksek tahsil yapan Ordulu gençler olarak Ticaret Lisesi ile bir maç yapmıştık.

 

Yüksek Tahsil Gençliği- Ticaret Lisesi maçı öncesi.

İlk tayinimiz Ordu’ya çıktı. Ben Milli Eğitim müdürlüğüne uzman olarak tayin oldum. Sonra Giresun İl Milli Eğitim Müdür Yardımcılığı, sonra il müdürlüğü, sonra Ankara Milli Eğitim Bakanlığı İlköğretim Genel Müdürlüğü’nde Şube Müdürlüğü, sonra genel müdür yardımcılığı derken 1997 yılında emekli olup Ankara’ya yerleştik. Bir kızım ve bir torunum var. Şimdi kaleciliği torunum karşısında kaleye geçerek yapıyorum…”

72 yıllık hayat hikâyesini anlatırken, her şeyi tekrar yaşamış, mutlu olmuştu. Uzun soluklu bir söyleşi oldu. Bu yaşananları öğrendikten sonra Onları unutmak ne mümkün!

Onlar güzel şeyler yaptılar. Meyhane ve kahvehane köşelerinde gençliklerini çürütmek yerine, futbol oynamayı tercih ettiler. Spor sayesinde Sağlıklı kaldılar. Birlik beraberlik mesajını kendilerinden sonra gelen gençlere aşıladılar. Yaşantıları ile örnek oldular. İmkânsızlıklar içinde, toprak zeminde,  dikişli sert toplar ve ilkel malzemelerle futbol oynayarak formalarının hakkını verdiler.

 

DİĞER YAZILAR
Sende Yorumla...
Kalan karakter sayısı : 500
İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR X
Vefat Eden Hemşerilerimiz (29.10.2018)
Vefat Eden Hemşerilerimiz (29.10.2018)
Vefat Eden Hemşerilerimiz (25.10.2018)
Vefat Eden Hemşerilerimiz (25.10.2018)