Barış, barış, barış…
Coşkun Özbucak

Barış, barış, barış…

Bu içerik 64 kez okundu.
Reklam

Her yıl 1 Eylül’de ‘Dünya Barış Günü’ nedeniyle etkinlikler yapılır: yazılır, çizilir… Ama 1 Eylül günü yine canlar yanar, ölümler olur. Savaşlar devam eder. Bombalar, silahlar patlar.

Hitler faşizminin 1939 yılında Polonya’yı işgal ederek 2. Emperyalist Savaşı başlattığı tarih olan 1 Eylül, 2 Emperyalist Savaş’ta (Dünya Savaşı) yaşananların gerçekliğiyle Barış Günü ilan edilir. Tarihten dersler çıkarılmaz. Yine savaşlar devam ediyor. Mazlum halklar acı çekiyor.

Özellikle Ortadoğu’da (Türkiye’de içinde) yaşananları kabul etmenin olanağı yok. Her gün insanlar öldürülüyor. Kimlik, inanç, mezhep farklılıkları öldürmeyi neredeyse meşrulaştırmış! Öldüren kendini haklı görebiliyor.

Savaşı olumsuzlarken ulusal ve sosyal kurtuluş savaşlarını olumsuzlama niyetim yok. Ulusal ve sosyal kurtuluş savaşların nedeni de zaten ‘savaşları’ ortadan kaldırmaktır.

Bir devlet başka bir devletin nasıl yönetileceğine karışırsa ve bunu fiili olarak uygulamaya kayarsa bunun adı, kirli savaş olur. Bugün emperyalistlerin Ortadoğu’da yaptıkları da budur. Hangi devlet başkasının iç işlerine (yönetim biçimine) karışıyorsa, o devletin de iç işlerine karışılmasının hakkı doğar. Ülke insanları yönetimden rahatsızsa değiştirecek olanlar da kendileridir. Dışarıdan müdahale ile katliamlar yapılması kabul edilemez. Ortadoğu’da İŞİD barbarlığının yaşanmasın altında bu politikalar yatıyor.

1 Eylül ülkemiz açısından da önemli. Her gün insanlarımız katlediliyor. Her tarafa cenazeler gidiyor. İnsanlarımız kan ve gözyaşında boğuluyor. Ölümlere ‘dur’ demek insani bir sorumluluk. 1 Eylül Dünya Barış Günü’nün gerekçeleri, 1 Kasım’da yapılacak seçimin de önemli bir talebi olmamalıdır. Artık kan akmamalı, analar ağlamamalı.

Toplum olarak ‘dışlama’, ‘düşmanlaştırma’ geleneği oluşturduk. En küçük bir çelişkide ‘öldürmeyi’ yöntem yapmaya başladık. Bir travma geçiriyoruz. Bırakın kimlik, inanç farklılığını; spordaki rakip taraftarlar olarak ‘şiddeti’ olağanlaştırdık. Taraftarlar birbirine silahlı saldırı yapabiliyor.

Ülkelerde ‘diktatörlerin’ yönetme becerilerindeki en önemli araç, bölmeyi başarmalarıdır. Halk; inançlarına, kimlikleri, kimi zaman da bölgeler farklılıklarına göre bölünebilmektedir. Bölünen halkı yönetmek ise, zor olmaz.

Huzur ve güven için dünyanın barış içinde olması gerekir. Halkların yaşamlarına, geleceklerine başkalarının karar verme hakkı yok. Bu nedenle barışın güvencesi, herkesin haklarıyla birlikte yaşayabilmesidir.

 
DİĞER YAZILAR
Sende Yorumla...
Kalan karakter sayısı : 500
İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR X
Vefat Eden Hemşerilerimiz (29.10.2018)
Vefat Eden Hemşerilerimiz (29.10.2018)
Vefat Eden Hemşerilerimiz (25.10.2018)
Vefat Eden Hemşerilerimiz (25.10.2018)