GÜLMEK HARAM
Ufuk Ersoy

GÜLMEK HARAM

Bu içerik 80 kez okundu.
Reklam

 

 
 

1970’li yılların sonuna doğru tanıştım fındıkla. Ordu’ya göçüp yerleştiğimiz gün daha terimiz kurumadan rahmetli Pembe teyzem kolumdan tuttuğu gibi köye götürdü beni. Yukarılarda Ordu’nun bir köyünde buldum kendimi.

Tertemiz havası, yemyeşil doğası. Farklı bir bayram havası vardı ortalıkta. Üretici hasat için hazırlık yapıyor, bir araya gelip çay içtiklerinde dönüp dolaşıp hep aynı konuya geliyorlardı. Fındık bu sene kaç para eder?

Her neyse; girdik fındık bahçesine. Ben ilk kez fındık topluyorum. Lakin acemilikten olsa gerek, yeşil yapraklar arasında fındık görmem çok zor oldu. Fındık bahçesinde çuvalla birlikte sırt üstü düştüğümde etrafımda olanlar güldüler hep. Bana peşçi ol amelenin arkasından git, kalan fındıkları toplarsın dediler.

İlk başlarda zevkli geliyor adama. Zaman geçtikçe çekilen eziyetin farkına varıyor, bedeninizle inatlaşarak ayakta durmaya çalışıyorsunuz. Kalabalık bahçelerde hep birlikte dala asıldığın insanlar ellerinden geldiğince ortamı şenlendirmeye çalışıyor, sabahtan akşama kadar şarkı türkü, gırgır şamata fındık toplanıyordu.

İlk kez o zamanlar duymuştum Ordu türkülerini. İlk kez türkülerimizin memleket kadar güzel olduğunun farkına varmış, kimi zaman sözler dilimde pelesenk olmuştu. “Boztepe’nin başında, Kara koyun yayılır, Kız seni gören gözler, Sarhoş olur bayılır…” 

Bir haftadan fazla kan ter içerisinde bahçede dolanıp durdum. Bedenimde ağrımayan yer kalmadı. Her daim sırtım terli, yorgunluktan akşam yemeğinden hemen sonra kendimi yatağa atıyordum. O zaman anladım ki bu iş çok zor. Bu çok fazla emek isteyen bir iş. Kendi kendime şunu düşünmüştüm. “İnşallah parası iyidir…”

Derken o sene belirlenen fiyattan memnun kalmadığına şahit oldum üreticinin. Sonraki sene, daha sonraki sene ve ondan sonraki senelerde verilen fiyattan memnun kalanı görmedim hiç. Daldaki altın diyorlardı ona. Ancak ne hikmetse bir türlü gerçek değerini bulamıyordu.

Aradan yıllar geçti. Askerden döndükten sonra bir işe girdim. Sonra evlendim. Fındıkta bir şey değişmedi ancak benim köy değişti. Adama sormuşlar nerelisin diye? Henüz evlenmedim demiş. Hanım köylü oldum. Şehre çok yakın bir köye her fındık vakti gidip, bir hafta bahçeye girdim. Yine kan ter içerisinde, damat olduğum için sırtımda ağır çuvallar taşıdım. Derken aradan geçen yıllara rağmen fiyat konusunda bir gelişme olmadı. Fındık fiyatı hep yerinde saydı durdu.

Öyle ki geçen her yıl için arşivlere girip, açın bakın gazete sayfalarını okuyun, aynı insanlar, aynı sözler, aynı beyanlar, aynı çözümler ve aynı mağduriyetlerin yaşandığına şahit olacaksınız.

***

1970’li yılların sonuna doğru tanıştım fındıkla. Aradan tam 40 sene geçti neredeyse. Maalesef üretici adına değişen bir şey yok. Şimdilik gündem 16 Nisan tarihinde yapılacak referandum. Sonrası malum. Herkes kendi derdine düşecek yine. Hani bir söz var ya; “gülüyorum, oynuyorum ama eski oynaşım aklımdan çıkmıyor…” misali yine asıl derdimizle baş başa kalacağız.

Yine birileri çıkıp, malum konularda beyanat verecek. Televizyonlarda, gazetelerde saçları özenle taranmış aynı kişiler, fındıkla ilgili konuşacak ve bizler dinleyeceğiz. Sonra gireceğiz bahçeye bin umutla. Daha önceki senelerde olduğu gibi ömürden törpüleyip duracağız yine. Ve böyle giderse tarih yine tekerrür edecek. Biz yine dala asılmış yanık sesimizle türküler söyleyeceğiz.

Çekerim Turnam Sineye Derdi Sineye, Bu Yıl Bize Gülmek Haram Belki Seneye”

DİĞER YAZILAR
Sende Yorumla...
Kalan karakter sayısı : 500
İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR X
Vefat Eden Hemşerilerimiz (29.10.2018)
Vefat Eden Hemşerilerimiz (29.10.2018)
Vefat Eden Hemşerilerimiz (25.10.2018)
Vefat Eden Hemşerilerimiz (25.10.2018)