K A Y S E R İ
Ufuk Ersoy

K A Y S E R İ

Bu içerik 61 kez okundu.
Reklam

 

 
 

xBelki de en çok hatırladığım ve bende derin izler bırakan tek şehirdir Kayseri…

1966 ve 1977 yılları arasında, polis olan babamın görev yaptığı ve tam 11 sene boyunca aile olarak bizi bağrına basmış, ekmeğini suyunu içtiğimiz bir yerdir Kayseri. En küçük kardeşim Kadir Kayseri’de dünyaya geldi. İlkokulu, ortaokulu Kayseri’de okudum.

Halk birbirini gördüğünde ilk sözleri hep aynıydı. “Nöriyon…” (Ne yapıyorsun)

Her sabah rahmetli annemin özenle hazırladığı sofrayı bırakıp, okulda teneffüs arasında yarım ekmeğin arasına sürülen acılı çemeni turşu suyuyla birlikte mideme indirdim. Mantı evimizde en çok yediğimiz yemekti. Fuar yolu üzerinde çekirdek (şemşamer diyorlardı) sattım bardağı 50 kuruşa.

Kayseri’de bir gelenek vardır, ticari zekâsı olmayan çocuğu okuturlar. Ben de okul sonrası yarım gün koştura koştura gittiğim baharat imalatçısında çalıştım uzun süre.

Kan kırmızı aynalı şekere orada alıştım. Sonradan küçük bir tepsinin üzerine dizip, okul önlerinde satıp, şeker gibi para kazandım uzun süre.

Evimizin hemen önünde bulunan Halk Eğitim Merkezi kapısında yarısına kadar buz dolu bir kovada kursiyerlere gazoz verdim.

Belediye işçi evlerinin hemen önündeki küçük arsada fırsat buldukça top koşturup, çok ayakkabı eskittim. Bisiklet kiralayan beyaz sakallı hacı amcamdan çok azar işittim. Biraz fazla binmek için uzaklara doğru sürerdim tekerleri.

Evimizin her yanından baktığımızda tüm heybetiyle tepesinde hiç kar eksik olmayan Erciyes dağının güzelliğini unutamam hiçbir zaman.

Hele bir yılbaşı akşamı borç harç aldığımız mavi Murat 124 arabamızın çalınmasını nasıl unuturum.

***

Geçtiğimiz günlerde, henüz İstanbul Beşiktaş’taki şehitlerimizin kanı kurumadan Kayseri’den acı haber geldi.

Sabahın erken saatlerinde, saat 08.45 sularında, Kayseri’nin ayazında Kayseri Komando Tugay Komutanlığından izne çıkan er ve erbaşları taşıyan otobüse bombalı araçla saldırı yapıldı. Saldırıda 13 asker şehit oldu, 56 kişi yaralandı. Şehitlerimizin hepsi yirmili yaşlarda…

Yaşananlar soğuk, buz gibi havasıyla kan dondurdu…

Ölümün yaşının olmadığının en önemli kanıtıdır yirmili yaşlarda ölmek. Zamansız ölümün peşine takılmaktır. Hiç yaşlanmamak, insanın yüreğini burkan, içini sıkıştıran andır

***

Ah Kayseri…

Ah toprağa düşen fidanlar…

Ah yüreği yanan anneler…

Avucunda ateş topu tutan babalar, kadınlar, çocuklar…

Şimdi dudaklarda yarım kalan bir türkü.

         “Eledim eledim höllük eledim

        Aynalı beşikte canan bebek beledim

        Büyüttüm besledim asker eyledim

         Gitti de gelmedi canan buna ne çare

        Yandı ciğerim de canan buna ne çare…”

***

Böylesine hatırlamakta varmış bir şehri…

 
DİĞER YAZILAR
Sende Yorumla...
Kalan karakter sayısı : 500
İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR X
Vefat Eden Hemşerilerimiz (29.10.2018)
Vefat Eden Hemşerilerimiz (29.10.2018)
Vefat Eden Hemşerilerimiz (25.10.2018)
Vefat Eden Hemşerilerimiz (25.10.2018)