AYNI GEMİNİN YOLCUSUYUZ…
Ufuk Ersoy

AYNI GEMİNİN YOLCUSUYUZ…

Bu içerik 92 kez okundu.
Reklam

 

 
 

 

Hepimiz aynı geminin yolcusuyuz. Büyük, iri dalgalarla boğuşuyoruz uzun zamandır. Lakin denizde yalnız değiliz. Sağımızda solumuzda, hiç ummadığımız anlarda rotamızda ortaya çıkan düşman gemileri var. Bir yandan onlarla savaşıp mücadele ederken, diğer taraftan geminin içinden de hain çıkmıyor değil. Zaman zaman geminin bir yerlerinden delik açıp, zarar vererek, geminin su almasını yada batışın hızlanmasını sağlamaya çabalayan bu hainlerin gözleri öylesine kararmış ki, içinde bulundukları gemi batarsa kendileri de batacak farkında değiller. Lakin şimdilik gemi dalgalar arasında yoluna devam ediyor.

***

Evin minik faresi, duvardaki çatlaktan bakarken çiftçi ve eşinin mutfakta bir paketi açtıklarını gördü. Kendi kendine: İçinde hangi yiyecek var acaba?” diye düşündü. Bir süre sonra gördüğü paketin bir fare kapanı olduğunu anladığında yıkılmıştı.“Evde bir fare kapanı var! Evde bir fare kapanı var!” diye bağırarak telaşla bahçeye fırladı. Minik fareyi telaş içinde gören tavuk, umursamaz ve bilgiç bir tavırla başını kaldırdı ve gıdakladı: “Zavallı farecik… Bu senin sorunun benim değil. Bana bir zararı olamaz küçücük kapanın” dedi.

Tavuktan destek bulamayan farecik bu sefer telaşla domuzun yanına koştu ve” Evde bir fare kapanı var! Evde bir fare kapanı var!” diye adeta çırpındı. Domuz anlayışla karşıladı ama” Çok üzgünüm fare kardeş ama dua etmekten başka yapacağım bir şey yok. Dualarımda olacağından emin ol” dedi. Minik fare çaresizlik içinde ineğe döndü ve , “Evde bir fare kapanı var, evde bir fare kapanı var!” dedi. İnek; Bak fare kardeş, senin için üzgünüm ama beni ilgilendirmiyor.” dedi.
Sonunda farecik, başı önde umutsuz şekilde eve döndü. Çiftçinin fare tuzağı ile bir gün tek başına karşılaşmak zorunda olduğunu anladı. O gece evin içinde sanki ölüm sessizliği vardı. Minik farecik aç ve susuzdu. Tam yorgunluktan gözleri kapanacaktı ki birden bir ses duyuldu. Gecenin sessizliğini bölen gürültü, fare kapanından geliyordu. Çiftçinin karısı, ne yakalandığını görmek için yatağından fırladı ve mutfağa koştu. Karanlıkta kapana, zehirli bir yılanın kuyruğunun kısıldığını fark edememişti. Kuyruğu kapana kısılan yılanın canı yanıyordu ve aniden çiftçinin karısını ısırdı.

Çiftçi, karısını apar topar doktora götürdü. Doktor, zehri temizledi sardı. Çiftçi karısını eve getirdi, yatırdı. Karısının ateşi yükseldi ve bir türlü düşmüyordu. Kadıncağız ateş ve ter içinde kıvranıp duruyordu. Böyle durumlarda taze tavuk suyunun gerekli olduğunu herkes bilir, çiftçi de bıçağını alıp bahçeye koştu. Karısı taze tavuk suyu çorbasını içti, biraz kendine geldi. Karısının hastalığını duyan komşular ziyarete geldiler. Onlara ikram etmek için çiftçi domuzunu kesti. Çiftçinin karısı gittikçe kötüye gidiyordu. Yılan, belli ki çok zehirliydi. Birkaç gün sonra çiftçinin karısı iyileşemedi ve öldü. Cenazesine çok sayıda kişi gelince hepsine yeterli et sağlamak için çiftçi ineği mezbahaya yolladı. Fare tüm bu olanları büyük üzüntü ile duvardaki deliğinden izledi.

***
İçinde bulunduğumuz ortama bakarak şunu söylemek mümkün. “Söz konusu vatansa, gerisi teferruattır.” Köy yanarken, deli kız saçlarını tararmış. Lafı fazla uzatmaya gerek yok. Birlik ve beraberliğe, barış ve huzura en fazla ihtiyaç duyduğumuz zamanlardan birini yaşıyoruz. İçinde bulunduğumuz tehlike hepimiz içindir. İçinde bulunduğumuz gemi hepimizin. Unutmayın ki; kanla, gözyaşıyla kurduk bu Cumhuriyeti.

Hain tayfalara fırsat vermeyelim.

DİĞER YAZILAR
Sende Yorumla...
Kalan karakter sayısı : 500
İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR X
Vefat Eden Hemşerilerimiz (29.10.2018)
Vefat Eden Hemşerilerimiz (29.10.2018)
Vefat Eden Hemşerilerimiz (25.10.2018)
Vefat Eden Hemşerilerimiz (25.10.2018)