AĞIR FATURA
Ufuk Ersoy

AĞIR FATURA

Bu içerik 65 kez okundu.
Reklam

 

 
 

 

 

 

Uzun bir zamandan sonra gündem terör. Daha önceleri kıyısından köşesinden bulaştığımız IŞİD belasının tam kucağında bulduk kendimizi. Sınırlarımızın içinde ve dışında gözleri kan kırmızısı ölüm, elini kolunu sallayarak geziniyor. Hükümetin kurulması yönünde belirsizlik devam ediyor bir yandan. Terör hortladı, kanla beslendiği kuyusundan çıkıp, yeni kurbanlar arıyor kendisine.

Kalleşçe vuruyor vatan hainleri. Kalleşçe kan döküyorlar. Gencecik bedenleri patlattıkları bombalarla paramparça ederken, içerideki hainler daha yirmili yaşlardaki polislerimize yataklarında uyurken kıyıyorlar. Hemen başlarının arka tarafından giriyor ölüm. Genç fidanlar tabutlar içinde dönüyor evlerine. Geride feryat eden, ak saçlı analar, bacılar, kadınlar. Ölümün daha ne olduğunu bilmeyen çocuklar, karnında doğmamış bebeleriyle gelinler bırakıyorlar…

Ateş düştüğü yeri yakıyor. Gözyaşı uzun süre konuk oluyor acılı bedenlere. Lakin evlat bir kez, analar bin kez ölüyor. Sanki her an çıkıp gelecekmiş gibi kapılara bakılsa da, yürekler dağlanıyor gece karası damların altında. İnanamıyor insan… İnanmıyor…

***

Ve kadınlar
bizim kadınlarımız:
korkunç ve mübarek elleri
ince, küçük çeneleri, kocaman gözleriyle
anamız, avradımız, yarimiz
ve sanki hiç yaşanmamış gibi ölen
ve soframızdaki yeri
öküzümüzden sonra gelen
ve dağlara kaçırıp uğrunda hapis yattığımız
ve ekinde, tütünde, odunda ve pazardaki
ve kara sabana koşulan ve ağıllarda
ışıltısında yere saplı bıçakların
oynak, ağır kalçaları ve zilleriyle bizim olan
kadınlar,
bizim kadınlarımız
şimdi ayın altında
kağnıların ve hartuçların peşinde
harman yerine kehriban başlı sap çeker gibi
aynı yürek ferahlığı,
aynı yorgun alışkanlık içindeydiler.
Ve onbeşlik şaraplenin çeliğinde
ince boyunlu çocuklar uyuyordu.
Ve ayın altında kağnılar
yürüyordu Akşehir üzerinden Afyon`a doğru.

***
Nazım Hikmet’in bu şiirindeki kadınlarımız Anadolu’nun kurtuluş mücadelesini verirken cepheye sırtında top mermisi taşıyan, kağnıların ardından yürüyen bizim kadınlarımızdı.

O kadınlarımız ki;   yağmur ıslatmasın diye, yavrusunun üzerine örttüğü battaniyeyi alıp, cepheye taşıdığı silahların üzerine örten bizim kadınlarımız…

O kadınlar ki; elleri kınalı, gözleri yaşlı analarımız…

O kadınlar ki; Anadolu/ vatan toprağı gibi kokan kadınlarımız…

O kadınlar ki: Cumhuriyet kadınlarımız…

Bugün acı çekenler, bugün yüreği yananlar, toprağa verdiği kuzusu için ağıtlar yakanlar hep aynı kadınlar aslında…

Yeter…

Allah hiç kimseye evlat acısı yaşatmasın. Allah kimseyi evladıyla sınamasın. Çocuklarımızın kalleş bir terör kurşununa hedef olmasına yüreğimiz dayanmıyor artık. Bu vatan hainlerinin elleri kırılmadıkça, şehitlerimizin kanıyla suladığı bu topraklara basan ayaklar kırılmadıkça, ne bu topraklar ne de sırtında mermi taşıyan, yalınayaklı analarımızın hakkı helal olmaz bizlere…

Yeter artık…

Yeter…

DİĞER YAZILAR
Sende Yorumla...
Kalan karakter sayısı : 500
İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR X
Vefat Eden Hemşerilerimiz (29.10.2018)
Vefat Eden Hemşerilerimiz (29.10.2018)
Vefat Eden Hemşerilerimiz (25.10.2018)
Vefat Eden Hemşerilerimiz (25.10.2018)