YASON BURNU (2)
Ayşe Ünal

YASON BURNU (2)

Bu içerik 376 kez okundu.
Reklam

 

Orta ve Doğu Karadeniz, önce barındırdığı bol ve çeşitli balığı ile daha sonra kıyıya yakın ormanlık alanlarda fark edilen değerli maden ve orman ürünleri ile Antik dönemlerden itibaren deniz yoluyla gelen batılı kavimlerin en rağbet ettiği güzergahtı. Ordu sınırları içindeki  Yason Burnu da gemilerin sığınmasına elverişli koyları ve doğal güzelliği ile bu güzergahın en önemli konaklama ve uğrak noktası olmuştur.  Karadeniz kıyılarının yer üstü ve yer altı zenginliğine kayıtsız kalamayan Egeli denizciler  gemilerine doldurdukları  tuzlanmış balıklar, kerestelik ağaçlar ve anayurtlarında bulunmayan ürünlerle hatta bu ürünleri işlemeyi bilen zanaatkarlarla ülkelerine  döndüklerinde yöneticilerinin de ilgisini çekmiş, sonraki yolculuklarında desteklenmişler.

Miletosluların  M.Ö. 7. Yüzyıldan itibaren batıdan başlayarak Karadeniz kıyılarında  koloniler oluşturması, bu zenginliğin  paylaşımı /sömürülmesi esasına dayanır.

Koloni kentleri kurulmadan önceki döneme ait, Yason başkanlığındaki bir grup Yunanlı gencin (Argonotlar) Atina’dan başlayıp Gürcistan’a uzanan maceralı yolculuklarını anlatan  “Altın Post Efsanesi” ya da “Argonotların Yolculuğu”, mitolojinin ötesinde başta altın ve bakır gibi  yörenin zengin kaynaklarından yararlanılması amacını taşır. Sözü edilen mitolojik söylenceye ve dayandığı gerçeklere sonraki yazımda daha ayrıntılı olarak değineceğim.

Tam olarak yerini bilemediğimiz ama Ordu ili sınırları içinde olduğu varsayılan Kotyora  kenti de bu kolonilerden biridir. M.Ö. 4.yüzyılda on bin  Yunanlı paralı askerle Perslerin kardeşler arasındaki taht kavgasında taraf tutmak için İrana geçen ama birlikte savaştıkları taraf yenilince ve asıl komutanları öldürülünce  yazar ve devlet adamı  Ksenophon’un komutasına giren askerler, dönüşte yollarını şaşırır ve Trabzon’dan itibaren kıyı boyunca yaya olarak batıya ilerlerler. Bu yolculukta tuttuğu günlükleri  sonradan yayımlanan  (Onbinlerin Dönüşü) , Sokrates’e öğrenci de olmuş Atinalı Ksenophon , Kotyora’ya geldiğinde  yörenin güzelliğinden etkilenir ve burada kalıp bir kent kurmayı düşler.  Onu buraya bir kent kurup yerleşecek kadar hayran bırakan salt görsel güzelliği değil doğal kaynaklarının bolluğu ve  koloni kentinin dışında, dağlık alanda yaşayan yerel halkın konuksever tutumu olmuştur elbet. Ksenophon, ülkelerine dönmek  için sabırsızlanan askerlere bu isteğini kabul ettiremez ama Karadeniz’de en uzun süre (45 gün) kaldığı bu kenti hiç unutmaz.

Doğal güzelliği ile büyüleyen Yason burnu üzerinde ve civarında 19.yüzyıla ait kilise yapısını saymazsak daha erken döneme ait  bazı kalıntılar (taş duvar parçaları ve pişmiş toprak keramik parçaları, kıyıda deniz içinde kayaya yontulmuş muntazam bölmeler ) gözlenebilmektedir. Kıyılarımızda inceleme yapan batılı gezgin ve arkeologlar  burun üzerinde Trabzon Komnenos Krallığı  dönemine  (13. Y.y.) ait bir  manastırın varlığından da söz ederler.  Denizcilerin ibadet  amacıyla önce küçük bir pagan tapınağı, sonra yerine kilise inşa etmeleri, alışılagelen bir yöntem olmasına rağmen bir manastıra gereksinim duymaları şaşırtıcıdır.

Merkeze oldukça uzak ve nüfus yoğunluğu olmayan bu alanda bir manastır kurulması ,yörenin doğal kaynaklarının gözetim altında tutulması için olabileceği fikrini akla getirmektedir.  Bugün Fatsa ve Ünye civarında yeşil alanlar yok edilerek  çıkarılmak istenen altın, bakır ve  demir gibi madenlerin varlığı o dönemde de biliniyordu. 

 

 

 

 

 

Sende Yorumla...
Kalan karakter sayısı : 500
İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR X
Vali Sonel, bu kez de Çambaşı'nı paylaştı
Vali Sonel, bu kez de Çambaşı'nı paylaştı
Ordu Barosu yağmura rağmen yürüyor
Ordu Barosu yağmura rağmen yürüyor