GAFFAR OKKAN VE ARKADAŞLARI  CUMHURİYETİMİZİ EN BÜYÜK TEHLİKEDEN KURTARDILAR
Mustafa Yıldırım

GAFFAR OKKAN VE ARKADAŞLARI CUMHURİYETİMİZİ EN BÜYÜK TEHLİKEDEN KURTARDILAR

Bu içerik 29637 kez okundu.
Reklam

Cumhuriyeti En Büyük Tehlikeden Kurtaranlar

Cumhuriyetimizi En Büyük Tehlikeden Kurtaranlar

Gaffar Okkan ve Arkadaşları

 

Ne yazıktır ki onların savaşımı sürdürülemedi!

"Gaffar Okkan'ın tabutu görev yerinin önüne getirildiğinde, bir kadının 'Atatürk diye diye gittin!' çığlığı sessizliği bozdu. Çığlık atan, Gaffar Okkan'ın eşiydi; ama yalnız değildi. Sayıları yüz binleri aşan halk, öğrenciler, sporcular onu gözyaşlarıyla uğurladılar. Gaffar Okkan, Düzce'ye götürülerek toprağa verildi. Büyük boy resmi de Dyarbakır stadyumunda yıllarca asılı kaldı.” Mustafa Yıldırım

 

Zifiri Karanlıkta, cilt 2, Basım 2, UDY 2017

Demokrasi Tuzağı - Celladın Zaferi 

Mustafa Yıldırım   

 

Tek seçenek: Kalaşnikof ve Kur'an

Kars Emniyet Müdürü Gaffar Okkan, Diyarbakır'a atandı;18 Kasım 1997'de göreve başladı;Hüseyin Velioğlu'nun Hizbullahilerine karşı başlattığı operasyonları 1998'de de sürdürdü….Yakalanan Hizbullahiler konuştu. Polis hücre evlerine girdi; örgüt belgelerini buldu; 13 cinayeti aydınlattı…Sorgulamalarla birlikte Hizbullahi birimlerin sorumluları da yakalandı.

Hizbullahi kurye Abdülbaki Öz, Şubat 1998'de pişmanlık yasasından yararlanmak için mahkemede örgütün çalışma yöntemini açıkladı:

PKK'nin bölgedeki Müslüman kesim üzerinde baskıları artırması ve denetim kurması üzerine 1991'de çatışma kararı alındı. PKK militanı ve işbirlikçileri hakkında istihbarat faaliyetleri başlatıldı. Örgüt yöneticileri bize İslamın yolunu açacak tek seçeneğin Kalaşnikof ve Kur'an olduğu yolunda telkinde bulunuyordu. 

PKK militanlarının cenazelerini izleyerek hedef kişileri belirlediklerini, elde edilen bilgilerin "Cemaatin İmamı" Hüseyin Velioğlu'na iletildiğini belirten Abdülbaki Öz, "İmam'dan" aldıkları "fetvaya" göre insanları kaçırdıklarını, sorguladıklarını, öldürdüklerini; fetvasız hiçbir eyleme girişmediklerini açıkladı.

Polis yeni bilgilerle operasyonları sıklaştırdı. Mart-Nisan 1998 arasında 18 Hizbullahi yakalandı; sonra arkası da geldi…

Hüseyin Velioğlu, akıllı bir kararla üst düzey elemanlarını askere yolluyordu. Ele geçirilen arşivden yararlanan polis, Adana, Erzurum, İstanbul'daki birliklerdeki asker Hizbullahileri yakalamakta gecikmedi. Gaffar Okkan, Ankara, İstanbul, Adana, Bursa'daki operasyonların sonuçlarını açıkladı. 22 Nisan 1998'de Diyarbakır'da 108 Hizbullahi gözaltına alınmış; 40 kişi tutuklanmıştı. 1.000 kişi de izleniyordu.

 

HİZBULLAHİ ÇÖZÜLÜŞ

1997-1999 arasında Gaffar Okkan'ın başlattığı çalışmalarla yüzlerce Hizbullahi yakalandı; arşivler ele geçirildi. Yılgınlaşan birçok Hizbullahi, "pişmanlık yasası"ndan yaralanmak için örgütü ele vermeye başladı.

Kuzey Irak kampları ve İstanbul'da toplu işkence

Gaffar Okkan, sık sık düzenlediği basın toplantılarında baskınları ve sonuçlarını açıklıyordu. Mart-Mayıs 1999 arasında yakalanan Hizbullahilerin sayısı 3.000'e ulaşmıştı. Mardin'de bilgisayar kayıt odaları ve iki sığınaklar, işkence yerleri, silahlar, ve öldürülenlerin iskeletleri bulunmuştu. Ele geçirilen 800 sayfalık arşivden örgütün Kuzey Irak'ta da eğitim kampları bulunduğu saptanmıştı.

Ahmet Taner Kışlalı'nın öldürülmesiyle birlikte telaşlanan Humeyniciler en iyi savunmanın, cinayeti somut olarak belirlenmeyecek "devlet gizli güçleri"ne bağlamak olduğunu biliyorlardı. Toplumu yönlendirmek için kitle eylemlerini canlandırdılar. Ülkede, "türban" gerekçesiyle eşzamanlı insan zincirleri oluşturdular. 

"İnsan Hak ve Özgürlükleri Platformu" adı altında eylemler düzenlediler.. Aralık 1999 başında, İstanbul, İzmir, Samsun, Konya, Erzurum, Kahramanmaraş, Gebze'de eylemler öne çıktı. İstanbul'daki eylemlere Tevhid-Selam yazarı Abdurrahman Dilipak da katıldı.

Türkiye'nin dikkati bu eylemlere çekilirken Hüseyin Velioğlu, İstanbul'da birbiri ardına adam kaldırtarak işkenceleri sürdürüyor; öldürülenler Üsküdar ve Kartal'daki örgüt evlerinin bahçesine, bodrumlarına gömülüyordu. O günlerde güvenlik güçleri de baskınlara hazırlanıyordu. Gaffar Okkan, Ankara'ya gelmiş, Emniyet Genel Müdürlüğü'nde görüntülerle, şemalarla Hizbullahi örgütlenmeyi anlatıyordu. 

Diyarbakır Emniyeti, Mardin, Kızıltepe, Batman ve Diyarbakır'da ele geçirilen örgüt belgelerini, örgüt bilgisayarlarında kayıtlı bini aşkın dosyayı birleştirmiş; bilgileri sınıflandırarak büyükçe bir veri bankası kurmuştu. Gaffar Okkan, kesintisiz bilgi akışını yöneten Hizbullah Koordinasyon Merkezi'ni belirli bir düzenle yönetiyordu. O günden sonra Hizbullah, tüm illerde yeni yapılanması da göz önüne alınarak somut bilgilerle izleniyordu.

Gaffar Okkan, Ankara'dan sonra Diyarbakır'da da bir özel toplantı düzenledi. Doğu ve Güneydoğu'nun 12 ilinin emniyet, jandarma, istihbarat yetkilileri, 20 Aralık 1999'da buluştular. Diyarbakır, Şırnak, Hakkâri, Siirt, Van, Bingöl, Batman, Tunceli, Bitlis, Elazığ, Muş, Şanlıurfa'daki Hizbullahi örgütler ayrıntılarıyla görüşüldü. Gaffar Okkan Kürt Hizbullahilerinin bölge dışına uzanan yapılanmasını anlattıktan sonra "Hizbullah kemik bir örgüt; diğer illere sıçrayacak, tedbirleri almak gerekiyor" dedi. 

Toplantıda önleyici eylemler de görüşüldü. Örgütün güncel sorunları irdelendi: Örgüt baskınların etkisiyle yeni militan bulamıyordu. Eskisi gibi para da toplayamıyordu. Örgüt yeni militanlar kazanmak için Ramazan ayından da yararlanarak camilerde, özellikle teravih namazından sonra, toplantılar düzenliyordu. Emniyet yetkilileri, toplantıların önlenmesi için namaz sonrasında camilerin kapatılmasını önerdiler.

Diyarbakır'daki emniyet müdürleri toplantısını İç Anadolu, Doğu Karadeniz güvenlik yetkililerinin katıldığı geniş toplantı izledi. Toplantıyı Emniyet Genel Müdürü Turan Genç yönetiyordu. Gaffar Okkan, Hizbullahilerin örgüt yapısını, yöntemlerini örneklerle anlattı. Toplantı sonunda Hizbullahi örgütün "Türkiye'nin önünde tehlike ve tehdit olduğu" belirtildi. 

Emniyet müdürleri önlemleri görüşürken Hüseyin Velioğlu da İstanbul'da işkenceli sorguya, para elde etmek için güvensiz yollara başvuruyor; birbiri ardına adam kaçırtıyordu.

Hizbullahiler dostane tutumdan söz ediyorlar; ancak işkenceli gerçekler onları doğrulamıyordu…

Kürt Hizbullahilerin ana karargâhına baskın

Gaffar Okkan eşgüdümünde elde edilen somut bilgiler, Hüseyin Velioğlu ve örgüt önderlerini de sıkıntıya sokmuştu. Polis artık Hizbullahilerin karargâhına yakındı. Aynı günlerde İstanbul'da geniş çevreleri bulunan Kürtlerin kaçırılmasıyla birlikte polisin çalışmaları yoğunlaşmıştı… 

Baskınlar sürerken Hizbullahilerin ve PKK'nin destekçilerinin, cinayetleri devlete yıkmaya çabalıyorlardı. Gaffar Okkan, kara propagandaya karşı çıktı. HEP il başkanı Vedat Aydın'ın ve 50 kişinin Hizbullahilerce öldürüldüğünü, 36 kişinin de aynı örgütçe yaralandığını bildirirken "Örgüt cinayetleri devlete maletmeye çalışıyor" dedi. 

Kürt Hizbullahileri koruyan polisler

Birbirini izleyen baskınlara karşın örgütün tümü çökertilemedi. Kürt Hizbullahilerin camilerdeki örgütlülüğü sürüyordu. Yatsı namazlarından sonra devlet memuru imamlardan anahtarları alıyor; "seydalar" denilen Hizbullahi eğitmenler, din yorumlarıyla iç içe geçen siyasal örgüt eğitimini sürdürüyor; yeni militanlar kazanıyorlardı. Örgüt tıpkı İran'daki gibi camileri ele geçirmekte kararlıydı. Anahtar vermeyen 7 imamı aynı gece kaçırıp öldürdüler. Gaffar Okkan'ın emriyle sivil polisler 162 camiyi izlediler; ancak örgüt militanlarını yakalamak o denli kolay değildi. Camileri basmak isteyen polisler "İslama baskı var" diyen cami çevresi ve siyasilerce engelleniyor, polislerin bir bölümü de onlara katılıyordu. "Samimi Müslümanları Hizbullah'tan ayrı tutmak gerekir" diyen Gaffar Okkan bazı polislerin baskınlara karşı çıktıklarını açıkladı:

Geldiğimizden beri camiyle uğraşıyorum. Çok tepki aldım… ancak operasyonlar sırasında iş camiye endekslenince bir memur arkadaş bana, kendi polis arkadaşlarımızı bile camiyle uğraştırmakta zorlanıyoruz, dedi.

Gaffar Okkan'ın yönetim döneminde 1.700 polis, görevi ihmal ve kötüye kullanma gerekçesiyle Diyarbakır'dan uzaklaştırıldı.

 

Kürt Hizbullahi İmamının intikamı alınıyor

"Hizb-ul şeytanla mücadelemiz ölüme kadar sürecek! Bugünden sonra gözaltı nedeniyle az önce sözü edilen şekilde cezaevinden sanıklar alındığı takdirde bu kararı veren mahkemenin hakimi, polis müdürü, cezaevi müdürü, cezaevi savcısı ve yargılayan mahkemenin başkanı, üyeleri ve savcısı, kesinlikle Gaffar Okkan'ın yanına gidecektir."  Cemal Tutar, Kürt Hizbullahi Önderi 

 

İstanbul ve Ankara'da Kudüs Kuvvetleri'nin Türkiye kanadı çökertilirken birkaç yıldır sürdürülen ve Ocak 2000'de Hüseyin Velioğlu'nun karargâhının basılmasından ve birçok önderin yakalanmasından sonra Kürt Hizbullahileri üstündeki polis baskısı sürüyordu. 

 

Gaffar Okkan'ın eşgüdümündeki baskınlardan birinde, Hüseyin Velioğlu'nun yeğeni Abdülmecit Durmaz, Adıyaman'da yakalandı. Bu kişi konuşunca örgütün İstanbul, Kartal'daki yeni karargâhı öğrenildi.. Polis dört katlı binayı belli etmeden izlemeye başladı.

Hüseyin Velioğlu'yla birlikte Batman'da örgütü kuran Enver Kılıçarslan, Kum'da beş yıl Kürt Hizbullahi örgütünü temsil ettikten sonra Silvan'da "fahri imam" olarak çalışırken örgütü canlandırmaya çabalıyordu. Öteki önderleri gibi Velioğlu'nun emriyle İstanbul'a göçtü. İstanbul'da fırın işletmeye, örgüt binasında yeni Hizbullahileri eğitmeye başladı. 

20 Mayıs 2000, gece yarısı toplantı sürerken polisin sesi duyuldu: "Kuşatıldınız! Teslim olun!" Bu çağrı Kalaşnikof mermileriyle yanıtlandı. Çatışma on dakika sonra durdu. "Selçuk" kod adlı Veysi Özen öldü. Ötekiler teslim oldu. 

Mersin'e götürülen Hizbullahilerin infazcılarından Abdülsettar Yıldızbakan o sırada yüksek sesle tekbir getirerek dik duruyordu. Beykoz villası basıldığında kıl payı kurtulan, Akdeniz kıyıları yöneticisi Hacı İnan da Mersin'e götürülmüştü. Savcıya örgüt evini gösterirken, polislerin yanındayken gazetecilere bağırarak tehdit etmekten de geri kalmadı: "Yüzümü unutmayın! Bir gün mutlaka karşılaşacağız!" 

 

Mahkemede, Nevvab Safevi ve Humeyni'nin fetvalarını andırarak, Kuran'a göre kan dökeceklerini haykırdı:

 

İslamda kan dökmek yoktur, diyenler yalan söylüyor! 

Heveslisi değiliz, ama Resulullahın öğretisinde bu vardır! 

Cemaatin adam öldüreceğini zannetmiyorum, ama yapmışsa doğrudur, haktır! 

Aramızda ajanlar varsa, sorgu ve işkence hakkı vardır! 

 

Vakıflar Bölge'nin Hizbullahi müdürü 

İstanbul'daki baskının ardından, Güneydoğu Anadolu baskınları sürdü. 25 Mayıs 2000'de ameliyatçılardan Kemal Aktaş Diyarbakır'da yakalandı. Onun da kaldığı örgüt evinin sahibi Vakıflar Bölge Müdürü Mehmet Metin Önal idi. Müdür, Batman ve Diyarbakır'da cinayetlere karışmak, örgüte sığınak sağlamak, eleman kazandırmak suçlamalarıyla gözaltına alındı. Vakıflar Genel Müdürlüğü'nün üst düzey yöneticisinin Hizbullahi çıkmasıyla birlikte bu kurum üstünde kuşkular arttı. Devlet Bakanı Yüksel Yalova, 5.000 vakıftan görevlilerin listesini istedi; 300 vakıf bilgi vermedi. Bakanlık soruşturma açtı; ancak araya siyasetçiler girince sonuç alınamadı.

 

Hizbullahiler toparlanırken baskın

Hacı İnan, Velioğlu'nun öldürülmesinden ve birçok görevlinin yakalanmasından sonra örgütün yeniden yapılanmasını ayrıntılarıyla anlattı; iller ve bölge sorumlularının, askeri-siyasi kanat yöneticilerinin adlarını, adlarını bilemediklerinin kod adlarını birer birer verdi; eylemlerin, cinayetlerin tümünü ayrıntılarıyla anlattı. Abdülaziz Tunç'tan, örgüt arşivlerden edinilen bilgilere, Hacı İnan'ın verdiği bilgiler eklenmiş; Gaffar Okkan'ın eşgüdümünde operasyonlar hızlanmıştı.

İmam Hatip öğretmeni polisle çarpışıyor

Örgüt, son baskınlardan sonra da davasına sahip çıktı. Sülhaddin Ürük, Mehmet Beşir Varol, Mehmet Sudan ve Hacı Bayancık toplanarak eylemleri sürdürmeyi kararlaştırdılar. Ne var ki Diyarbakır Emniyeti de boş durmuyordu.

Diyarbakır'da yakalanan infazcılardan Alaattin Tonga, örgüt evinin adresini verdi. Elazığlı Haydar Solmaz eşi Remziye Solmaz'la Fatih Mahallesindeki apartmanın 6. katında birbirine bitişik iki daireye yerleşmişlerdi. 

11 Ekim 2000'de Haydar Solmaz'la eşi Remziye Solmaz, Nurullah Gülsever'le eşi Leyla Gülsever, Cuma Güzel, Mehmet Beşir Varol, örgütün Diyarbakır sorumlusu İmam Hatip Lisesi öğretmeni Mehmet Çiçekevdeydiler….Hizbullahiler polislerin yaklaştığını görünce çocukları pencereye çıkardılar. Polis durakladı. O anda Kalaşnikof mermileri polislere yöneldi. 

Polis Adem Bayrakçı göğsüne saplanan mermiyle yaralandı, daha sonra hastanede öldü. Polis Uğur Uludağ da ağır yaralandı. Çatışma sürerken Emniyet Müdürü Gaffar Okkan baskın yerine geldi. Hizbullahilerden Gaziantep İmam Hatip Lisesi öğretmeni Mehmet Çiçek, Haydar Solmaz, Mehmet Beşir Varol ilk çatışma sırasında kaçmışlardı.. Malatya Emniyet Müdürü Atilla Çınar'ın ekibi, İHL öğretmeni Mehmet Çiçek'i Malatya'da yakaladı. Haydar Solmaz bulunamadı; ancak yalnızca üç ay sonra, Uğur Mumcu'nun öldürülmesinden sonra Türkiye Cumhuriyeti'ni bir kez daha sarsacak eyleme katılacaktı. Mehmet Beşir Varol da o sarsıcı eylemin karar vericilerinden olacaktı. Aynı eylemin yöneticilerinden Hasan Sarıağaç'tan ele geçirilen tüfekle Diyarbakır'da polis Adem Bayrakçı'nın vurulduğu saptanacaktı. 

Yeni yöneticilere baskın

Kürt Hizbullahiler, Rehber İmam Hüseyin Velioğlu'nun ölmesine, yeni önderlerin yakalanmasına, kesintisiz operasyon darbelerine karşın "mücadelelerini ölene kadar sürdürme" kararındaydılar. Doğu ve Güneydoğu'daki polis baskısı oralarda merkezi yapılanmaya izin vermediğinden yeni kişilerle, yeni bölge ve il sorumlularıyla bir toplantı düzenlediler. Onlar toplantıdayken Diyarbakır'da yakalanan örgüt askeri sorumlusu Sabır Özdemir yeni yapıyı anlatmıştı.

Gaffar Okkan'ın talimatıyla İstanbul emniyeti bilgilendirildi. 26 Ekim 2000 gecesi Kartal, Tınaztepe Sokak, Deniz Apartmanının 7 numaralı dairesinde 18 Hizbullahinin toplantısı sürüyordu. "Şura" adını verdikleri toplantıya Mehmet Sudan başkanlık ediyordu. Birden polisler içeri daldılar. 

Erzurum sorumluları Ömer Faruk Ünaltan ve Yasin Demir, ilk sorgularının ardından Erzurum'a, oradan da Ağrı'ya götürüldüler. Onların gösterdiği örgüt evine gömülü iki cansız beden çıkarıldı…. İstanbul'da sorgulanan Mehmet Sudan ve beş Kürt Hizbullahi Diyarbakır'a götürüldüler. 

Diyarbakır emniyetindeki ilk sorgularda Hizbullahilerin Gaffar Okkan'ı öldürmeye hazırlandıkları öğrenildi.

Hizbullahi ameliyatçıların listesi

Gaffar Okkan, Kürt Hizbullahilere son darbeyi de vurarak kökten çökertmeye çalışıyordu. 15 Ocak 2001'de Vali Cemil Serhadlı'yla birlikte basın toplantısı düzenledi. Vali, 15 yıllık örgütün kısa sürede çökertilemeyeceğine değinerek, ''Bu yüzden mücadele devam edecek" dedi ve ekledi:

Bu örgütle mücadele ederken Diyarbakır'da iki arkadaşımızı şehit verdik. Bu işi daha iyi takip etmemiz lazım. Daha ele geçirmediğimiz askeri kanattan elemanlar var. Bunlar yakalanana kadar hem Diyarbakır'da hem de bölgede operasyonlar aralıksız sürecek.

Okkan, 2000 yılı boyunca operasyonlarda PKK ve Hizbullah bağlantılı 1.424 kişinin gözaltına alındığını, 674'ünün tutuklandığını ve Diyarbakır'da ortaya çıkarılan altı örgüt evinde bulunan silahlarla cihazları açıkladı. Listedeki adlar, kimlik bilgileri, fotoğraflar, Velioğlu'nun karargâh arşivindeki özgeçmiş dosyalarından alınmıştı. Kısa süre önce Hizbullahilerin kendisine suikast hazırlığını öğrenen Gaffar Okkan, Hizbullahi ameliyatçıları açıklarken Hizbullahiler de onun yok edilmesi için hazırlıklarını sürdürüyorlardı.

Aralık 2000'de yakalanan Sabır Özdemir ve Mehmet Sudan İstanbul'daki Şura toplantısını anlatmakla kalmamış; Gaffar Okkan'ı öldürmek için çalıştıklarını da açıklamışlardı. Sabır Özdemir daha sonraları kendisinin Gaffar Okkan'ı öldürmek için görevlendirildiğini de söyledi:

Emniyet müdürünün makamına yakın bir evden Kanas'la kendisine eylem yapılacaktı. Emniyet Müdürünü izlemesi için bir elemanımızı da Diyarbakırspor maçlarına gönderiyorduk.

Hizbullahi İmam'ın İntikam günü

Gaffar Okkan, 15 Ocak 2001'de 26 Hizbullahinin adlarını açıklarken, Hizbullahiler de atış talimleriyle saldırıya hazırlanıyor; işi sağlam tutmak için saldırı alanında dört kez silahsız prova yapıyorlardı.

Tam sekiz yıl önce 24 Ocak 1993'te öldürmüşlerdi Uğur Mumcu'yu. Diyarbakır Kültür ve Sanat Merkezi'ndeki anma toplantısına Gaffar Okkan da katılacaktı. O gün Sezai Karakoç Bulvarındaki Emniyet Hizmet Binasındaydı. Diyarbakırspor teknik yöneticisi Güvenç Kurtar ile takımın sorunlarını görüşüyorlardı. Görüşmeleri Vali Cemil Serhadlı'nın telefonla aramasıyla kesildi. Vali, Uğur Mumcu'yu anma toplantısına birlikte gitmeyi öneriyordu.

 

Hizbullahiler de o sırada yola çıkıyorlardı. Evlerine gelen kuryelerden silahları teslim etmişlerdi. Bedran Selamboğa da getirilen Kalaşnikofu şalvarının içine, tabancasını da beline soktu ve Şehitlik Camisinin yolunu tuttu. Camiye gelen şalvarlı Hizbullahilere kime saldırılacakları söylenmemişti. Hasan Sarıağaç saatine baktı ve alçak sesle emniyete saldıracaklarını söyledi. Kürt Hizbullahiler hiç konuşmadan silahlarını bir köşede bekleyen arkadaşlarına vererek ezanı dinlediler; ikindi namazını kılmak için saf tuttular.

 

Gaffar Okkan

Gaffar Okkan, masadaki saate baktı, 17.00'ye geliyordu.  "Vali Bey'i bekletmeyelim" diyerek kalktı. Konuklarıyla vedalaşarak Kalem Müdürü ile aşağıya indi. Ona eşlik edecek polisler de motosikletlerine ve yol gösterici otomobile yöneldiler.

 

Hizbullahiler

Hasan Sarıağaç'ın işaretiyle Hizbullahiler Kalaşnikoflarını şalvarlarının içine saklayarak üçerli beşerli gruplarla pusu yerlerine gittiler: Bir grup Et Balık Kurumu binasının yakınında, bir başka grup Sezai Karakoç Bulvarının sonuna doğru kaldırımda beklemeye başladılar. Bedran Selamboğa da dört kişiyle kavşaktan hemen önceki Eflatun Park'a gitti. 

 

Gaffar Okkan

Gaffar Okkan, halkla iyi ilişkiler kurulması için, ivedi olay yoksa halkı endişelendiren araç ışıldaklarının boş yere açılmamasını emretmişti. Kendisi de halk adamı anlayışıyla ışıldakları, sirenleri açtırmıyor, hatta zırhlı araç kullanmıyordu. O akşam da Opel Vektraya bindi. Özel Kalem Müdürü Mehmet Kamalı ile arka koltuğa geçti. En önde motosikletli polisler, arkalarında güvenlik polislerinin aracı olağan hızla ilerliyordu. Sezai Karakoç Bulvarında beş yüz metre gittiler, sağlarında kalan Et-Balık Kurumu yerleşkesini geçip Şehitlik kavşağına yaklaşıyorlardı ki caddenin lambaları karardı. Elektrik kesilmişti.

 

Hizbullahi bombalar ve mermiler

Bulvarın kaldırımındaki Hizbullahiler, öndeki motosikletli polislere dört el bombası fırlattılar. Bombaların üçü ardı ardına patladı. Parktaki Hizbullahiler ateşe başladılar. Güvenlik aracını süren polis, motosikletlerinden yere düşen arkadaşlarını çiğnememek için direksiyonu birden sola kırınca araç savrularak ters döndü yavaşlayan makam otomobiline kaldırımdan ve orta refüjden çapraz ateş açıldı. Sürücü polis ateş çemberini aşmak için gaza bastı. Beş on metre sonra ikinci çapraz ateşe tutulan otomobil sağa sola yalpaladı ve orta kaldırıma çarparak durdu.

 

Motosikletlerini yan yatırıp yere atlayan polisler ateşe karşılık veriyorlardı. Bombanın patlamasıyla yaralanarak kanlar içinde yatan bir polis güçlükle başını kaldırdı, "Müdürümüze saldırıyorlar!" diye bağırdı. Bunun üzerine polisler yattıkları yerden fırlayarak ateş ede ede geriye, makam otomobiline doğru koştular. Tam o anda üstlerine atılan bomba patlayınca polisler yere yuvarlandılar. Hizbullahiler otomobile koşarak kalaşnikoflarıyla taradılar. Bu tür suikastlarda hedefin canını kesinlikle almak için açılan son ateşe "sigorta ateşi" denilir; fakat kalaşnikoflar bu kez "sigorta ateşi" değil, intikam ateşi kusuyordu. O sırada Hizbullahilerin birkaçı da yere düşen polislerin öldüklerinden emin olmak için başlarına kurşun sıkıyorlardı. 

3310 öldü

Caddede yatan yaralı polislerden biri, telsiziyle merkezi aramayı başardı:

Merkez! Merkez! 

Saldırıya uğradık! 

Saldırıya uğradık!

Olay yeri neresi?

 Şehitlik mevkii…

Zayiat var mı?

Zayiat var mı?

Şehidimiz var!

3310'un durumu?

Başımız sağ olsun…

 

O sırada Kürt Hizbullahiler işin bittiğine karar verip saldırı yerinden camiye koştular. Silahlarını iki kişiye teslim ettiler; önceden kararlaştırıldığı gibi, hiçbir şey olmamışçasına sessizce dağıldılar.

Emniyetten gelen polisler olay yerine ulaştıklarında Gaffar Okkan, Kalem Müdürü Mehmet Kamalı, polislerden Mehmet Sepetçi, Mustafa Dinçer, Atilla Durmuş, Selahattin Baysoy'un mermilerle delik deşik olan cansız bedenleriyle karşılaştılar. 

Makam otomobilinde 47 mermi izi saptandı. Müdürleri Gaffar Okkan'ın başına 7, bedenine 10 mermi saplanmıştı. Yanındaki Mehmet Kamalı da çok sayıda mermiyle delik deşikti.

 

Diyarbakır Gaffar Okkan'a sahip çıkıyor

Gaffar Okkan, Diyarbakır'a geldikten sonra halka karşı önyargılı, baskıcı, uygunsuz davranan polisleri tayin ettirmişti.  Okkan, halkla doğrudan ve içten ilişki kurmayı başaran ender polislerin belki de en iyisiydi. Diyarbakır'da gençlerin eğitimine önem veriyor, futbol kulübüne, üniversitedeki sporcu öğrencilere olanaklar sağlamak için çalışıyordu. Geceleri kentte yaya dolaşır; esnafla dertleşir, birçok insana yardım ederdi. Hatırı sayılır kişilerin araya girmesine gerek kalmadan halkla yüz yüze görüşür, onların yakınmalarını dinler, gereğini yerine getirmeye çabalardı. 

Gaffar Okkan, göstermelik ilişkilerle değil içten dostluklarla Diyarbakır'da bir "halk adamı" olmuştu. O görevdeyken Diyarbakır daha güvenli ve daha huzurluydu.

 

PKK'nin, Hizbullahilerin, uyuşturucu madde tüccarlarının, şeyhlerin,  melelerin, ağaların egemen olduğu bölgede, bir devlet görevlisiyle, özellikle bir polisle halkın arasında, yalnızca güven-huzur duygusu değil, derin sevgi bağı oluşabildiği cenaze töreninde görüldü. 

Gaffar Okkan'ın tabutu görev yerinin önüne getirildiğinde, bir kadının "Atatürk diye diye gittin!" çığlığı sessizliği bozdu. Çığlık atan, Gaffar Okkan'ın eşiydi; ama yalnız değildi. Sayıları yüz binleri aşan halk, öğrenciler, sporcular onu gözyaşlarıyla uğurladılar. Gaffar Okkan, Düzce'ye götürülerek toprağa verildi. Büyük boy resmi de stadyumunda yıllarca asılı kaldı.

FP Hizbullahilere ve İran'a sahip çıkıyor

Son yıllardaki suikastlardan sonra olduğu gibi, kınama demeçleri bir kez daha yayınlandı; terörden, Hizbullahilerden söz edildi. Ne ki yine her suikasttan sonra olduğu gibi Hizbullahileri korumak, olayı saptırmak, polisi yanlışa yöneltmek isteyenler de çoktu. Hizbullahilere karşı olanların çoğu da her suikasttan sonra olduğu gibi saldırının altında devlete bağlı karanlık güçlerin olduğunu söylediler.

 

1990'da Muammer Aksoy'un öldürülmesiyle başlayan, bir yıl ön önce Ahmet Taner Kışlalı'nın öldürülmesiyle süren olayların hemen ardından, daha mermilerin, bombaların dumanı dağılmadan saldırıların altında "Müslümanları karalamak" isteyen "Kemalist güçler" ya da "Müslüman-Laik çatışması"yaratmak isteyen "devletin karanlık güçleri" olduğunu açıklayanların sayısı bu kez çok değildi; ancak "kanlı-kansız" yöntemlerle İslam devleti kurulacağına inananlar yine de Hizbullahileri aklamaya çalıştılar.

 

Fazilet Partisi [Refah Partisi] 

Milletvekilleri TBMM komisyonlarında Hizbullahın "terör" ile birlikte anılmasını kınadılar.Necmettin Erbakan mahkeme kararıyla yasaklı olduğundan partinin başkanı olan Recai Kutan, Mayıs 2000'de başlayan Hizbullahilerin tutuklanma döneminde, İranlı ameliyatçıların adları dava dosyalarına girince, "Komşu ülkeler hemen itham edilmemeli" diyerek İran'ı savunmuştu. 36 yıldır Türkiye'de İslamcılığı yükseltenler, Gaffar Okkan ve beş polis öldürülünce de tavırlarını değiştirmediler:

Çarşamba günü akşamüstü bu hadise oldu, yarım saat geçmeden bir baktık ki efendim, olayı Hizbullah gerçekleştirdi. Ya arkadaş, elinde delilin var mı? Yok. E, niye Hizbullah? Gayet tabii ihtimallerden birisi de Hizbullah'tır. Ama bir tarafta Hizbullah var. Bir tarafta PKK var. Bir tarafta Güneydoğu Anadolu'da en ciddi problemlerden birisi uyuşturucu kaçakçılığı var. 

FP Başkanı Recai Kutan, işin içine bildik senaryoları da katarak olayı bulanıklaştırıyor; Hizbullahileri sakınıyordu:

Her yıl 100 milyar dolar bu uyuşturucu yolu vesilesiyle Türkiye üzerinden gelip gidiyor. Gaffar Okkan'ın gayretiyle bu uyuşturuculara [uyuşturucu tüccarlarına] darbe vurulunca onlar da boş duracak değil herhalde. 

O halde ihtimallerden birisi de o ve en önemlisi de dış güçler var. Ola ki bu işin gerisinde Yahudi MOSSAD var, belki CIA var, belki Alman, İngiliz istihbarat teşkilatı var. 

Niye birden bire sadece Hizbullah'a yüklendi ve bu ihtimallerin hepsi geri plana atıldı.

 

FP Başkanı Recai Kutan, Hizbullahilerin böyle saldırılar düzenleyecek güçte olmadığını benimsetmeye çalışıyordu. "Hizbullah gibi ne idüğü belirsiz bir grubun böyle bir saldırıyı yapması zor" derken de kuşkuları Hizbullahilerin üstünde uzaklaştırarak onları aklamaya çabalıyordu

Abdurrahman Dilipak

Her suikastın ardından benzeri yönlendirici yorumlara giren Abdurrahman Dilipak da olayı devletin "derin" güçlerine bağladı. Mumcu, Aksoy, Üçok için bu "derin güçlerin evladı" diyor ve Hizbullahilerin yakalanmasına, mahkemelerde suçlarını kabullenmelerine, hatta İran bağlantılarını medyaya, internete yansıyan anılarında kabul etmelerine, mahkûm olmalarına karşın, olaydan on bir yıl sonra bile akıl karıştırarak Hizbullahileri aklamaya çabaladı:

Aslında ister Eşref Bitlis cinayetinden yola çıkın, ister Uğur Mumcu cinayetinden, PKK, Devyol-Devsol ya da Gaffar Okkan'ı kim öldürdü bakın bakalım... 80 öncesinden beri bu işleri, ABD ['nin] ve İsrail'in desteğinde yürütüyordu. İşin içinde Suriye, Bulgaristan, Yunanistan ve Kıbrıs Rumları, İran ve Lübnan hep oldu.

[Bülent] Orakoğlu şöyle diyor: 'Cinayetler 50 yıldır tek bir merkezden işleniyor.' Bu işin içinde MGK da var, MİT de, Emniyet de var. Jandarma da, Karacısı da var, Havacısı da, Denizcisi de. Olmayan yok ki… Medya, mafya, sermaye, siyaset, bürokrasi ve STK ve DTÖ'lerden oluşan karanlık ve kanlı bir yapı. Bu yapı gerektiğinde acımasızca kendi evlatlarını da yemiştir. Aksoy, Mumcu, Üçok, Hablemitoğlu gibi. Bu yapıda şeyh de var fahişe de. Kürt de var, Türk de, Alevi de var. Sünni de. Hıristiyan da var. Müslüman da, Yahudi de. Tek başına Özal suikastını aydınlatın bu yapıyı deşifre edersiniz. 

Oysa Hizbullahiler, suikastı açık sözlülükle üstlendikleri gibi, önderlerinden Cemal Tutar, bundan böyle de benzeri suikastlara girişeceklerini açıklamaktan ve tehdit etmekten çekinmiyordu:

Bugünden sonra gözaltı nedeniyle az önce sözü edilen şekilde cezaevinden sanıklar alındığı takdirde bu kararı veren mahkemenin hakimi, polis müdürü, cezaevi müdürü, cezaevi savcısı, kesinlikle Gaffar Okkan'ın yanına gidecektir.

Ilımlı İslamcılar iktidarında operasyona son

Her ihtilalden sonra bozukların birkaç bini idam edilir*

Ya İranlı Müslümanlar gibi ayağa kalkacağız ve bu kahpe rejimi ayaklarımızın altına alacağız ya da Müslüman bir partiyi iktidara getirip işi yumuşakça halledeceğiz… PKK vuruyor, biz de vuralım mı? Yok vurmayak da, Ankara'da durak. Çankaya, Ezankaya olana kadar bu savaş sürecek. İmdat Kaya 

Gaffar Okkan öldürülünce yerine Malatya Emniyet Müdürlüğünü vekaleten yürüten Atilla Çınar atandı. Yöreyi tanıyordu. Gaziantep TEM Şube Müdürlüğünde, 1988'de Diyarbakır Özel Harekat Şubesinde çalışmıştı. İstanbul'da İslami Hareket Örgütü'ne karşı sürdürülen çalışmaları, Hizbullahilere yönelik baskınları, son olarak da Hüseyin Velioğlu'nun Beykoz'daki karargâhının basılmasını yönetmişti. Malatya Emniyet Müdürlüğüne atanınca Gaffar Okkan eşgüdümünde, Hizbullahilere yönelik Malatya operasyonlarını yönetiyordu. 

Gaffar Okkan'a saldırıdan iki hafta sonra Diyarbakır'a gelen Atilla Çınar ve arkadaşları, Gaffar Okkan'ın ve polislerin katillerini bulmak için hemen işe koyuldular. Gaffar Okkan'ın bir ay önce açıkladığı 26 kişilik listede yer alanlardan önce 8, daha sonra 22 Hizbul-lahiyi aramaya başladılar. Gazetelere 22 Hizbullahinin fotoğraflarıyla ilanlar verildi. Bilgi verenlere 15 milyar lira ödül önerdiler:

Katillerin adresini veya saklandıkları yeri bilenlerin insanlık adına, şehitlerimizin kanı kurumadan ihbarda bulunmalarını istiyoruz.

Gazete ilanlarının ilk etkisi İstanbul'da görüldü. Adı, fotoğrafı yayınlanan Nizamettin Gökçe, Zeytinburnu'nda polise teslim oldu. Suikastla ilgisinin olmadığını söyleyen Gökçe, 1994-1995 arasında Hizbullahilerin ameliyat ekiplerinde sorumluluk aldığını, daha sonra ayrıldığını söyledi. Suikasta katıldığı kesinleşen Haşim Alabalık, kardeşi Yılmaz Gökçe'yi "ajan" diyerek öldürmüştü.

İlk haftada yakalananların, teslim olanların verdikleri bilgilerle Hizbullahilerin ardına düşen polisler, baskınlar yerine listelerine aldıkları kişilerin ailelerini uzaktan izlemeye başladılar. Böylece kaçaklar rahatlayacak, evlerine yanaşacaklardı.

 

Gaffar Okkan'ı vuran tüfeklerden biri

Saldırıyı yönetenlerden Hasan Sarıağaç'ın eşini üç haftadır izliyorlardı. Kadının girdiği evde iki aileden üç kadın ve beş çocuğun yaşadığını saptadılar. Hasan Sarıağaç, Mart sonlarına doğru göründü. Polis evi sabırla birkaç gün daha izledi. Başka gelen giden yoktu. 29 Mart 2001 saat 03.00'te "Teslim ol!" çağrısı ateşle yanıtlandı. Polisler kapıyı kırarak daireye daldılar. Hasan Sarıağaç mutfağa kaçtı. Çatışma beş dakika sürdü; Hasan Sarıağaç ölmüştü. Onun tüfeğinden çıkan 37 mermi kovanı toplandı.  Evde 6 şarjör, 105 fişek, bir el bombası bulundu. Okkan'ın bedeninden çıkarılan yedi merminin de bu tüfekten atıldığı belirlendi. 

16 Nisan 2001'de, polisler Bağlar semtindeki eve girip çıkan Mehmet Fidancı'yı belirlediler, evi basarak onu ve eşini yakaladılar. Evde buldukları kalaşnikofu da emniyete götürdüler. 8 cinayet ve yaralama olayına katılan Mehmet Fidancı, Gaffar Okkan saldırı talimatını Necmettin Şanlı'dan aldığını; camide buluşmalarını, namazdan sonra el bombaları, Takarof tabancalar ve kalaşnikoflarla Eflatunpark'a yerleştiklerini; polislere ve Gaffar Okkan'a yaylım ateş açtıklarını anlattı. Mehmet Fidancı saldırıdan sonra Şehitlik mezarlığına koştuğunu ve ara sokaklardan evine döndüğünü de söyledi.

 

Örgüt, üst yöneticilerinin, yüzlerce ameliyatçının yakalanmasına karşın yılmamıştı. Emniyetin ısrarlı çalışmalarının yanı sıra "şehadet yolunda" öçlerini almak için aceleci eylemleri de polislerin işini kolaylaştırdı. 27 Mayıs 2001'de Batman'da polis aracına saldıran iki Hizbullahi öldürüldü. Öldürülenlerden Şafi Demirdağ'ın Okkan'a saldıranlardan olduğu belirlendi. Polis gecikmeksizin örgüt evini basarak iki kişiyi daha yakaladı.

 

Okkanı vuran tüfekler

İki gün sonra 1 Haziran 2001'de Hizbullahiler, Bağlar semtinde bir kamyonete ev eşyaları yüklüyorlardı. Apartmanın 3. katını basan polis sahte kimlikli iki kişiyle birlikte toplam on kişiyi yakaladı. Bedran Selamboğa, Okkan'ın açıkladığı 26 kişilik listedeydi ve ilanla aranıyordu. Suikastla ilgili olan Veysi Şahin, Mahmut Tetik, Ömer Akgül de yakalananlar arasındaydı.

Kamyonette 5 Kalaşnikof, 4 tabanca, yedi el bombası, üç hücum yeleği, 740 fişek bulundu. Dört Kalaşnikof laboratuvarda incelendi ve Okkan suikastında kullanıldıkları anlaşıldı. 

Suikast yerinde bulunan 43 mermi kovanının bu tüfeklerden çıktığı saptandı. 

Kürt Hizbullahilerin en önemli ameliyatçılarından Bedran Selamboğa 18 gün sonra itiraflara başladı:

17.00 sıralarında geldik. Yakındaki parkta beklemeye başladık. Ateş açtık. Siyah araba durdu. Silahı boynuma astım; Alipınar Köprüsüne [doğru] kaçtım.

 

Bedran Selamboğa'nın anlattıkları, Mehmet Fidancı'nın anlattıklarını da doğruluyordu: Suikast günü ekibiyle Eflatunparka yerleşmişler, saldırıdan sonra birbirlerinden ayrılarak kaçmışlardı.

 

Okkan'ın katili üç polisi öldürüyor

Gaffar Okkan'ı öldüren Kürt Hizbullahilerin başta gelen ameliyatçılarından Hüseyin Sarıağaç, 5 Temmuz 2002'de, Elazığ'da saklandığı evde bastırıldı. Hüseyin Sarıağaç, polislere ateş açtı ve üçünü öldürdü; kendisi de öldü. Hizbullahinin MP-5 silahın seri numarası incelendi. Bu tabanca Gaffar Okkan'ın öldürülen koruma polisinin tabancasıydı.

Hüseyin Sarıağaç'ın evindeki belgelerden Abdülkadir Aktaş saptandı. İz süren polis, 6 Ekim 2002'de Diyarbakır'daki evi buldu; onu iki tabancasıyla birlikte yakaladı.

Kasım 2002 seçimleriyle birlikte Türkiye'de siyasal rejim İslamlaşmaya başladı. 28 Şubat 1997 kararlarıyla mağdur olduklarını belirtenler artık hükümetteydiler. 

Abdullah Gül yönetiminde yeni hükümetin kurulma çalışmaları sürerken Kürt Hizbullahilerine ve PKK'ye karşı savaşan Emniyet Müdürü Atilla Çınar da son baskına hazırlanıyordu; Kürt Hizbullahilerin ana merkezi Batman'dan gelen bilgiyle baskın emrini verdi. İki ayrı eve ulaşan polisler ateşle karşılandı. Kısa süren çatışmanın ardından Mustafa Bozkurt, İbrahim Gürceğiz, 4 Kalaşnikof ve 9 tabancayla yakalandılar. 

Gaffar Okkan suikastiyle ilgili Nurullah Gülsever 17 Mayıs 2003'te Konya'da,  Recep Dönük 27 Ekim 2003'te yurtdışına kaçmaya çalışırken yakalanacaktır.

Hizbullahilere son baskın ve dağıtılan polis ekibi

AKP hükümeti birinci yılını dolduruyordu. İslamcı örgütlere karşı sürdürülen operasyonların duracağının ilk işareti Diyarbakır'da verildi. Hizbullahileri izleyen, yakalayan, örgütün arşivlerini ele geçiren ekip, 24 Ocak 2001'de Gaffar Okkan ve arkadaşlarının öldürülmelerinden sonra daha sıkı çalışarak son baskınlarla örgütü iyice çökertiyordu. 4 Aralık 2003'te Atilla Çınar yönetimindeki ekip Bağlar semtindeki bir örgüt evini bastı. Atilla Çınar megafonla Kürtçe seslenerek içerdekilerin teslim olmasını istedi. Evden ateş açıldı. Kısa süren çatışmada Hüseyin Altun'la İbrahim Kılıç öldü.

Bu baskın, Atilla Çınar ve ekibinin son işi oldu. Dört gün sonra gazetecilerle görüşen Atilla Çınar, bir gazetecinin sorusunu sitem dolu bir sesle yanıtladı:

Hizbullahın bittiğini söylemek büyük gaflettir!

Gaffar Okkan'ın ardından Hizbullahilerin peşine düşen Emniyet Müdürü Atilla Çınar, Diyarbakır'daki görevinden alınarak  "tenzil-i rütbe" sayılacak biçimde Tokat'a atandı.

 

Şaşırtıcı mahkemeler, sığınmacı Hizbullahiler

Operasyonun sonu gelmişti, ancak sonrasındaki mahkeme tutumları daha ilginçti. 

 

Gaffar Okkan'ı öldürülenlerin çoğu yakalanmıştı, ancak davalar görülürken ilginç olaylar yaşandı. Örneğin Diyarbakır Ağır Ceza mahkemesi, yakalananlardan bazılarının suikasta katılmadıklarını belirterek onları örgüt üyeliğinden 10 yıla mahkûm etti. 

 

Mahkemenin karar gerekçesi, çok daha çarpıcıydı: Gaffar Okkan ve beş polisin öldürülmesinin profesyonelce bir saldırı olduğu, Hizbullah'ın bu tür eylem deneyimi olmadığı belirtiliyor; neredeyse Hizbullahiler savunuluyordu.

 

Yargıtay 9. Ağır Ceza Dairesi, bu gerekçeyi kabul etmedi, sanıkların ifadelerinin açık ve silahlarının belli olduğunu belirterek ömür boyu hapisle cezalandırılmalarını istedi. Ne ki önceki karar 10 yıldı ve kazanılmış haktı; artık ömür boyu hapse mahkûm edilemezlerdi.

 

Kürt Hizbullahilerin ana davası da ilginç bir serüven izledi. Yerel mahkeme, binlerce sayfalık dosyaları Yargıtay'a süre aşımına 65 gün kala gönderdi. Kürt Hizbullahilerin askeri kanat sorumluları, örgütün üst düzey yöneticileri, Hüseyin Velioğlu'ya birlikte karargâh evde polisle çatışanlar Ocak 2011'de hapisten çıktılar; coşkulu gösterilerle karşılandılar. 

Sonuç gösteriyordu ki örgütün İmamı Hüseyin Velioğlu ölmeseydi, onlar gibi serbest kalacaktı. Sanıkların bazılarının İran'a kaçtığı söylendi. Bazılarının yeniden yakalanmasına çalışıldı. Bazıları da Avrupa ülkelerine sığındı. 

İran gibi Batı Avrupa ülkeleri de Hizbullahi kaçaklara sahip çıktı.

Almanya, İslami Hareket Örgütü yöneticisi Şefik Polat'a, Sivas'ta otel yakma eyleminden arananlara sahip çıkmıştı. Hollanda yönetimi de öyle yapıyordu. Kürt Hizbullahilere sahip çıkıyordu.

DİĞER YAZILAR
Sende Yorumla...
Kalan karakter sayısı : 500
İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR X
Beklenen maskeler geldi!
Beklenen maskeler geldi!
BAŞARININ KİLİDİ TARAFTAR!
BAŞARININ KİLİDİ TARAFTAR!