ALTIN KAŞIK TEORİSİ
Gürsel Yıldırım

ALTIN KAŞIK TEORİSİ

Bu içerik 461 kez okundu.
Reklam

 

     Olay şu;

     Genç kuşaklar ailelerinin bulunduğu sosyal sınıfın olanakları içinde yaşamak durumundalar. Yani geleceklerini geçmişleri belirliyor.

     Peki, bu çıkmazdan kurtulmak olası mı?

     İşte bunu “Altın Kaşık Teorisi” ile açıklayalım.

     Bir toplumda altın kaşık ile beslenenler, zengin ailelerin çocuklarıdır. Onlar iyi bir eğitim alma, yabancı dil bilme, özel ders alıp yetişme ve üst puanlı üniversitelerin seçili bölümlerine girme fırsatını yakalamışlardır. Gümüş kaşıkla beslenenler, çocuklarını iyi bir eğitim alma fırsatını yakalayabilme şansına sahipler ve arada bir bunlardan üst sınıfa atlayabilmiş kişiler çıkar. Yani ailelerinin bulunduğu mahalleyi terk edip daha elit mahalleye yerleşebilirler. Kirli kaşıkla beslenenler ise yoksul aile çocuklarıdır ve iyi bir eğitim alma fırsatından yoksundurlar.

     Bu hep böyle mi devam edecek?

     Elbette hayır. Kapitalizm her sınıfa yeni fırsatlar sunar. Örneğin; ortalama gelirle geçinen ailenin bodrum katında yaşamasını bırakıp bahçeli, lüks semtli yere taşınması için satın alma olanağını tanır. Bankalar kredilerini açar. Aile diğer giderlerini kısarak ortalama 12 yıl içinde ödeyeceği taksitlerle ev değiştirebilir ya da otomobil alabilir. Beyaz eşyalarını, yıpranmış perdelerini değiştirir. Tiyatroya bile gidebilir.

     Kirli kaşıkla beslenen aile çocukları yukarıya yumuşak geçiş yapabilmeleri için genellikle bozulmuş siyasetin bozuk yanlarından yararlanmak isteyebilirler. Ortaya toplumsal gülünçlükler, mizahi görüntüler, acıklı hikayeler, sömürülmüş duygular, frenlenemeyen arzular ve imkan sağlayacak “Dayı” lar çıkar. Hele bu konuya dinci yaklaşım sömürüsü de girerse, ülkenin vay haline.

     Ailelere pompalanan şudur; belki kötü yaşam koşullarınız var, daha iyi yaşama kavuşmak hakkınızdır. Ancak, siz ve çocuklarınız çok çalışarak bizim durumumuza gelebilirsiniz!..

     Çalışmak, çalışmak, çalışmak!..

     Nerde, nasıl ve bu fırsatı verecek kim?

     Geri kalmış, sömürülmeye yakın, çağ atlamaya istekli toplumların genel kaderi böyledir. İletişim dünyası tüm yenilikleri göstergeleriyle beyaz camda ve basın yoluyla bize arz eder. Heveslerimiz müthiş şekilde öne çıkar. Sınıf atlamak için tüm fırsatları kullanmaya çalışırız. Ortalama sınıfın diliyle konuşan siyasal oluşumlar bu kadersizlikten yararlanırlar ve hatta iktidar olurlar. Pompalamaya devam ederler. Zaman zaman sosyal devlet anlayışını uygularlar. En tartışılmaz sömürü kaynağı olan dinci anlayışı iyi kullanırlar.

     Son soru şu; biz böyle miyiz?

     Bizim röntgenimizi çekecek senarist var mı?

     Bizim dünyamızı anlatacak edebiyat nerede?

     Bizi dinleyen ve anlayan akıl uçup gitti mi?

     Yoksa, bizi kurtaran ve kuran tahta kaşığa yeniden mi döneceğiz!

DİĞER YAZILAR
Sende Yorumla...
Kalan karakter sayısı : 500
İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR X
Aşırı hız bir can daha aldı
Aşırı hız bir can daha aldı
2 DUYARLI İNSAN!
2 DUYARLI İNSAN!