Advert
AŞİYAN
Gürsel Yıldırım

AŞİYAN

Bu içerik 1602 kez okundu.
Reklam

     İstanbul’a gidince T. Fikret’in “Kuş Yuvası” na uğradığımı sanmayın. Ertesi gün kar yağarken İstinye’nin kuş yuvası dolu sırtlarına bakıyordum. Sosyal yapısı nasıl oluşmuşsa kuş yuvalarının sırtlara yerleşimi de öylesine oluşmuş. Birbirinin sırtında, temelsiz ve koyu duman tüten bacaların sırıttığı biçimde sıralanmış. Nereden bulunmuşsa getirilmiş malzemeler çatıya serilmiş. Daha önce yerleşenler ya da bu işin fıtratını bilenlerin kuş yuvaları daha düzgün. Eh, önünde de pancar patak ekilebilecek bahçe de var.

     Gazete alırken ayaküstü sohbet yaptığım kişiye, özür dileyerek sordum. Güldü. Beni dışarı çıkardı, kendi “Bülbül Yuvası” nı gösterdi. Bülbül Yuvası ifadesi ona ait. “Ben zurnacıyım, bana zurnacı Zülkadir derler. Hanımın adı Bülbül. Akşam olunca soframızı kurar, ben çalarım, o söyler. Bülbül gibi sesi vardır. Şu sırttaki gördüğün, hani de merak ettiğin yuvaların gamını, kederini biz alırız. Dostlar sağolsun, arada bir bizi ziyaret ederler. Gelirken birkaç öteberi de getirirler de demleniriz.

     Bülbül’ü nerden buldun, diye söze girerken avucumu tuttu. Gel hele, biraz kıkırdalanalım, dedi. Yakındaki kahvenin yolunu tuttuk, içeri girdik. Yoğun nefes kokulu masalardan birine oturduk. Çaylar geldi.

     Bülbül’ünü bulduğu köyü anlattı. Köyden koparıp aldığını, ta buralara nasıl kaçtıklarını, nasıl sıkıntılar çektiklerini, çöplükte rızık aradıklarını, derenin biraz yukarısında evlerini kurmak için topladıkları çer çöpleri, tahta parçalarını, beton artıklarını, naylon ve karton atıklarını, o araziye sahiplenmiş kabadayıya ne kadar para verdiklerini, muhtarın arkasında nasıl dört döndüğünü ve bedava çaldığı zurnanın hesabını söyledi. Hiç yüksünmedi. Hiç yılmadığını belirtti. Bülbül’e ise kimsenin laf edemeyeceğini, hele ilk çocukları Sevgi’yi nasıl okutacağını ağzı dolu dolu söyledi. Başarısından onur duyduğu apaçıktı. Kendisini kutladım.

     Merak etmemin gerekçesini anlattım. Anadolu insanının İstanbul’u nasıl fethettiğinin göstergesi olduğunu, yanıbaşlarında yükselmiş yapılar kadar onların da bu topraklarda hakları olduğunu söyledim. Biraz da şaşkın yüzüme bakıyordu.

     T. Fikret’in Aşiyan’ ından bahsettim. Hayranlıkla izlediğim o mahalle yapılaşmasının ne kadar özgün olduğunu, dayanışma içinde sevdalarından vazgeçmemeleri gerektiğini vurguladım. Ne kadar anladı, bilmiyorum.

     Kar örtüsü içinde izlediğim, İstinye sırtlarındaki bu kuş yuvalarının bahar günlerinde nasıl çiçekler içinde görüneceklerini hayal ederek çayımı yudumluyordum. Bir ara sessiz kaldık. Çaylarımız tazelendi. Kendisinden bir fasıl dinleyebilme sözü aldım.

     Biraz oğlandan dertliydi. Sağa sola karışıyor, yürüyüşlere gidiyor, bazen eve soluksuz düşüyormuş. İnşaatlarda çalışıyormuş. Zurnanın sesini hiç sevmezmiş. Kimsenin sofrasının mezesi olmam ben, diyormuş. Yuvalarının bitişiğinde bir yapı da ona yapmak isterlermiş ama oğlan hiç oralı değilmiş; gözü başka mahallelerde imiş.

     Başka bir gün konuşmak üzere kalktık.

DİĞER YAZILAR
Sende Yorumla...
Kalan karakter sayısı : 500
İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR X
"SAĞLIK MÜDÜRÜ NE İŞ YAPIYOR?"
ŞEHRİMİZ ORDU KİTABI
ŞEHRİMİZ ORDU KİTABI