EMANETİ EHLİNE VERMEK
Ali Öztürk

EMANETİ EHLİNE VERMEK

Bu içerik 424 kez okundu.
Reklam

 

Mekke-i Mükerreme fethedilmiş Peygamber Efendimiz Kabe’ye girmek istemektir. Anahtar ise henüz daha Müslüman olmamış Osman Bin Talha’dadır.

Peygamber Efendimiz, Hazreti Ali’yi anahtarı getirmesi için ona gönderir. Ancak Osman Bin Talha, ”Ben Muhammed’in hakiki peygamber olduğuna inanmıyorum ki, Kabe’nin anahtarını teslim edeyim. Anahtar dedelerimden bana kalmıştır” der. Fakat Hazreti Ali, Peygamberimizin emrini yerine getirmek üzere anahtarı, halen müşrik olan Osman Bin Talha’nın elinden zorla alır ve Peygamberimize getirir.

Peygamber Efendimiz ve Eshap Kabe’ye girip putlardan temizledikten sonra, içeride iki rekat şükür namazı kılarlar. Bu arada Hz. Abbas, Kabe’nin anahtarının kendisine verilmesi için ricada bulunmuştur. İşte tam o esnada, “Emaneti Ehline verin”, ayeti Celilesi nazil olur. Bunun üzerine Peygamber Efendimiz, anahtarı Hazreti Ali ile tekrar eski sahibi Osman Bin Talha’ya gönderir. Osman Bin Talha, “Ya Ali biraz evvel anahtarı zorla elimden aldın, şimdi ise tekrar getirdin. Bunun sebebi nedir ?” diye sorunca Hazreti Ali, ”Bu hususta ayet nazil oldu” der ve emanet hakkında nazil olan ayeti sonuna kadar okur.

O zaman kadar imana sahip olmayan Osman Bin Talha, ”Dininizin emanete verdiği ehemniyete hayran kaldım” der ve Resülüllah’ın huzuruna giderek Şahadet getirip Müslüman olur.

Yukarıdaki olayla Nazil olunan Ayet açıkça, bir insanı bir göreve getirirken; o görevi, yapabilecek liyakatte olmasına azami özenin gösterilmesini buyurmaktadır.

Acaba bugün, devletin önemli kademelerindeki makam ve görevlere atamalar yapılırken bu hususa gerektiği kadar dikkat ediliyor mu?.

Şimdi diyeceksiniz ki, bu dini bir hüküm; laik bir devlette geçerli olur mu? Unutmayalım ki aklın yolu birdir. Örneğin: Sürücü ehliyetine sahip olmayan birinin kullandığı araca, siz canınızı emanet eder biner misiniz?

Maalesef günümüzde yapılan atamaların çoğunda, atama yetkisi olan kişilerin, liyakatten ziyade yandaş olma, akrabalık ve karşılıklı çıkar ilişkilerinin daha geçerli bir kriter olduğunu görmekteyiz. Hem de bu atamaları yapan yetkililerin pek çoğu, dindarlıklarını her yerde ve her planda öne çıkarmalarına rağmen.

En son olarak, Diyanet İşleri Başkanının İmam Hatip Lisesi mezunu olup bir camide imamlık yapan kardeşi Ordu Üniversitesine araştırma görevlisi olarak atanmıştır.

Bu kişinin, atandığı bu görev için liyakâti yeterli midir acaba?

Bana göre aynı kişi, Diyanet İşleri Başkanının kardeşi değil de sıradan biri olaydı, mümkün değil  bu göreve atanamazdı.

Ordu Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Sayın Ali Akdoğan, “bu atamanın yasal hiçbir sakıncası yok”, diyor.

Evet, yasal hiçbir sakıncası elbette ki yok…

Ancak her ne kadar yasal  sakıncası  olmasa da dinen ve vicdanen caizdir  diyemeyeceğimiz    durumlar da vardır Rektör Bey…

İşte bu gibi durumlarda inanç ve  vicdan devreye girer!...

Ben hep derim:

Memlekette arkan olacak arkan,

Arkan yoksa fayda etmez...

 Ne olursa olsun  markan!..

DİĞER YAZILAR
Sende Yorumla...
Kalan karakter sayısı : 500
İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR X
Aşırı hız bir can daha aldı
Aşırı hız bir can daha aldı
2 DUYARLI İNSAN!
2 DUYARLI İNSAN!