Aile Tarihi ve Ananelerimiz
Cevat Yıldırım

Aile Tarihi ve Ananelerimiz

Bu içerik 609 kez okundu.
Reklam

 

Tarih yaşanmış ve yaşanması mümkün olan olayları yer ve zaman göstererek anlatan bir ilimdir. Aile ise insan neslinin devamının çekirdeği ve temel taşıdır. Ayrıca milletlerin geleceğinin sigortasıdır. İnsanlık tarihi, aile tarihinin yazılımı ile başlar.

Batılı ülke tarihlerini inceliyoruz. Bin yılı aşan aile tarihlerinin yazıldığını görüyoruz. Bizde ne oluyor? Dede ölünce torunu mezarının nerede olduğunu bilmiyor. Bu durum ülkemiz ve bizler için çok üzüntülü bir gelişme değil midir? Bakınız; tarihçi ve yazar İlber Ortaylı bu hususta ne diyor: "Türkler tarihi yapar, fakat yazmalar." Bu durum gerçeği yansıtmıyor mu?

İşte bu nedenlerle siz okuyucularımıza köyümüz Oğmaca ve Ordu'nun çevre köylerinde bizzat yaşadığımız sosyal gelişmeleri, genç kuşakların bilgilerine sunmanın bir görev olduğunu düşünüyoruz. Bizler 1932 doğumlu 88 yaşına ayak basmış insanlarız. 1937 tarihinden itibaren yaşanılan olayları idrak edecek güçteyiz.

Ailelerde sosyal yaşantı nasıldı?

1930-1960 dönemlerinde, ailelerin nüfusları çok kalabalıktı. Nedeni ise yol vergisiydi. Çünkü ülke nüfusunun arttırılması amaçlanıyordu. Bu uygulamadan kurtulmanın yolu ise her ailenin 5 çocuğu olmasıydı.

Her ailenin nüfusu ondan aşağı olmazdı. Çünkü fakirlik çoktu. Gelin ve kaynatalar bir arada durmak zorundaydı. Yemek yerken, bir tabağa 10-15 kişi kaşık sallayarak yerlerdi. Yetersiz kalınca ilaveler yapılırdı. En çok yemek pancar ve darı çorbası, turşu ve ayrandan oluşurdu.

Ordu çevresinde yaşayan halk, zengin ya da fakir olsun geçimlerini hayvancılık, süt, yoğurt ve meyve satarak sağlarlardı. Fındık bahçesi yok denecek kadar azdı. Her ailenin 5-10 arası hayvanı olurdu.

Genelde evler ahşap ve taşlardan yapılırdı. Hepsi tek katlı bugünkü samanlık gibiydi. Anılan yerin yarısı insanların yarısı insanların, yarısı ise hayvanların barınma yeri olarak kullanılırdı. Buradaki esas amaç, meskeni sıcak tutmaktı. Kış mevsiminde bütün nüfus bir arada otururlardı. İki odalı ev ender bulunurdu.

O yıllarda soba yoktu. Ocağın baş köşesine evin büyüğü olan kaynata otururdu. Diğer fertler yerlerde otururlardı. Ancak en kötü uygulama gelinlerin töre gereği elleri önlerinde bağlı, ayakta saygılı bir şekilde asker gibi duruşlarıydı. Gelinler, kaynatalarıyla sesli konuşamazlardı. Dilsizler gibi işaretle anlaşırlardı. O yılların gelinleri, bugünkülere göre bir zulüm hayatı yaşıyorlardı.

O yılların sağlık durumu nasıldı?

1937 tarihinde beş yaşındaydım. Çevrede yaşananları idrak edecek güçteydim. O yıllarda Ordu'nun ilçeleri dahil iki doktoru vardı. Köylerde herhangi bir vatandaş hastalandığı zaman, hastaneye 10-15 kişi omuzlarında götürüyorlardı. Yaya olarak gidilecek yollar çok azdı. Mevcut yolların genişliği 1 metreyi geçmezdi. Şehre uzak köylerden hastaneye ulaşılması acil durumlarda imkansızdı.

Bu nedenle hastalar, hastane yerine hocalara götürülürdü. Hoca, hastayı okur üfler. Sonrada muska yazardı. Eğer hasta kesin tedavi olmak isterse hamaylı yazılırdı. Hamaylının fiyatı yüksekti. Bugünkü antibiyotik ilaçların yerini tutardı. Parası olmayan fakirler evliyalara giderlerdi. Ağaçlara yamalık bağlayarak Allah'tan şifa dilerlerdi.

Ailelerden birisi ölürse ne yapılırdı?

Anılan tarihlerde aile fertlerinden birisi ölürse, bu durum o ailenin yıkımı demekti. Zengin olsun, fakir olsun fark etmezdi. Cenazenin defni için 5-6 bin liraya yakın ihtiyaç duyulurdu. Ancak bu paralar nerelere harcanırdı? O da şöyle gerçekleşirdi:

1- Cenazeye her gelene para dağıtılırdı. Cenazeye gelen insan ayısı arttıkça masraf büyürdü.

2- Ayrıca ölen kişinin namaz ve oruç gibi ibadetlerinde borçları varsa ıskat parası dağıtılırdı.

3-Mezar kazması ve ölü yıkama ücretleri ödenirdi.

4-Ölünün 7. ve 40. günlerinde davetler ve mevlütler okutulurdu. Gelen hocaların paraları ödenirdi.

Bu uygulamalar karşısında çoğu fakir kapısındaki ineğini satarak cenaze masrafını karşılamaya çalışırdı. Eğer bu görevi yerine getirmezse toplum tarafından yadırganırdı.

Çok şükür aydın din adamlarımızın ve toplumumuzun kültür seviyesinin yükselmesiyle, İslam dini ile bizler, bu uygulamalardan kurtulmanın mutluluğunu yaşıyoruz. O yıllarda köylerde asker mektubunu okuyacak kimseler bulunmazdı.

Bu açıklamalardan sonra genel değerlendirmeyi siz okuyucularımıza bırakıyoruz. 

DİĞER YAZILAR
Sende Yorumla...
Kalan karakter sayısı : 500
İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR X
Aşırı hız bir can daha aldı
Aşırı hız bir can daha aldı
2 DUYARLI İNSAN!
2 DUYARLI İNSAN!