ÇADIR TİYATROSU
Ali Öztürk

ÇADIR TİYATROSU

Bu içerik 156 kez okundu.
Reklam

1960’lı yıllardı yanlış hatırlamıyorsam… Yine bir Ağustos ayıydı. Fındıklar toplanmış, kurutulmak ve ayıklanmak üzere harmanlara gelmişti.

Ailesinin harmandaki fındığından beş on kilosunu, ya da yaptığı başağın fındığını Tahıl Pazarına getirip satan bazı gençlerin aldıkları parayı eğlenmek için harcamaktan başka da bir amaçları yoktu.

Bunun içindir ki o yıllarda fındık hasat zamanında Millet Düzü de, halkacıların, uçan salıncakçıların ve çadır tiyatrolarının işgaline uğrardı genellikle...

Çadır tiyatrosu dedikse de sakın aklınıza, Şekspir’in, Moliere’in yazdığı oyunlarının sahnelendiği tiyatrolar gelmesin…
Bu tiyatrolar, baldır bacak meraklısı gençler için düşünülmüş sözde dansözlerin, “aman yallah yallah” deyip de estetikten yoksun bir şekilde göbek attığı portatif çadırlardan başka da bir şey değildi.

O yıl Millet Düzüne kurulmuş çadır tiyatrosunda ise tam tamamına yedi dansöz vardı… Onlar, çadır tiyatrosunun fındık sayvanını andıran sahnesinde göbek atarken taşkınlık yapan gençlerle tiyatronun gariban fedaileri arasında zaman zaman yumruk yumruğa kavgaya kadar varan tartışmalar da olmaktaydı.

Çadır Tiyatrosunun çalışanların 'baba' dedikleri patronu sanırım programlarının, sırf göbek atıp baldır bacak teşhir etmekten öte bir şey olmamasını da düşünmüş olacak ki, araya bir de şarkıcı kadın koymuştu.

Bir ara o şarkıcı kadın çıkıverdi sahneye… Ben deyim120, siz deyin 140 okka, Yarmagül tipinde gariban bir kadıncağız…

Herhalde o fiziği ile dansözlük yapamayacağından onu da şarkıcı olarak düşünüp de almışlar kadrolarına...

Başladı günün modası olan o türküyü söylemeye:

‘Fırat kenarında yüzen kayıklar!..” Ancak ‘kayıkları’ da , ‘gayıhlar’ şeklinde telaffuz ediyordu, ‘Fırat kenarında yüzen gayıhlar anam gayıhlar’diye…

Hadi, bari sesi güzel olsa çekilir çekilmesine ama kadıncağızda ne ses var, ne de biraz olsun estetiği olan bir vücut. Üstelik elindeki mikrofonun ses ayarı da berbat mı berbat… Tıpkı işportacılarınki gibi kulak tırmalayan cinsten…

Yürüdükçe gacur gucur eden, tıpkı fındık sayvanını andıran o sahnede sanırsın türkü söylenmiyor da bed sesli bir kadın komşusu kadınla çekiş ediyor.

Bu çekilmez tablo karşısında, oraya sırf baldır bacak görmeye gelmiş olan bıçkın delikanlılardan biri tepkisini çok sert biçimde gösteriveriyordu.

-Kes be kadın, seni mi dinleyeceğiz !.. dediğinde de sinirlenen kadın, birden türküyü kesip elindeki o ses ayarı berbat mikrofondan:

-Beğenemedin mi lan hıyar, beğenemediysen ananı getir de o söylesin, demesin mi!

Der demez de sanki zaman ayarlı bir bomba patlamışçasına ortalık birden karıştı. Bir tarafta bizim bıçkın delikanlı ve grubundaki arkadaşları bir tarafta da çadır tiyatrosunun fedaileri…

O hengamede, sahne mahne hak getire... 7,9 şiddetinde bir deprem görmüşçesine yıkılıverdi hisseli çadır tiyatrosu!..

Şimdi artık çadır tiyatroları, telde yürüyen, zincir kıran cambazlarla onların yanında yer alan ‘boncuk’ denilen palyaçolar ve halkacı çadırları, destan satıcıları artık tarihte kaldı…

Ama yine insan o günleri andığında, dudaklarında buruk bir tebessüm oluşuyor, ister istemez…

DİĞER YAZILAR
Sende Yorumla...
Kalan karakter sayısı : 500
İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR X
İlçelere de bilgi evi!
İlçelere de bilgi evi!
YENİ ORDUSPOR'DA ŞOK İSTİFA!
YENİ ORDUSPOR'DA ŞOK İSTİFA!