Ekoloji ve kapitalizm
Coşkun Özbucak

Ekoloji ve kapitalizm

Bu içerik 360 kez okundu.
Reklam

            Ülkenin dört bir yanından yükselen ses yeni bir durumu işaret ediyor. Artvin’den Ordu’ya, Çanakkale Kaz Dağları’ndan Kütahya-Uşak illerini kapsayan Murat Dağı’na, Munzur Dağı’ndan Manisa’nın Turgutlu ve Gödes’e kadar maden sahaları; Ege Bölgesi’nin neredeyse tümü JES projeleri ve ihalelerinden Hasankeyf’te su tutulmasına; ODTÜ’de ağaç kesiminden Salda Gölü’nün yapılaşmaya açılmasına kadar planlı bir saldırı gelişiyor. HES’lerle, RES’lerle, ormanların yok edilmesiyle otellere alan açılmasını da ekleyeyim.

            Bu saldırılarla elde edilecek gelir şirketlerin kasasına gidiyor. Ülke ve mağdur olan halkın çıkarı düşünüldüğünde gelir gideri karşılamıyor. Beş on yıl içinde yapılan yıkım bölgeyi tamamen kullanılmaz hale getiriyor.

            Neden bu acımasızla saldırı? Tepkiler, izin ve ruhsat verenler tarafından dikkate alınmak istenmiyor? Buna verilecek en kısa yanıt: Kapitalizmin kurallarıdır.

            Nedir doğaya ve yaşam alanlarına yönelik gelişen bu kapitalist saldırı? Sermaye için yeni kaynaklar gerekli. Yeni dönemde bu kaynağın en önemlisi doğa oldu. Dereler, HES ve su şirketlerinin gözde alanları oldu. Dağlar, ormanlar, tarım arazileri maden ve JES, RES şirketleri için yeni kaynak oldu. Göller, deniz kenarları, yaylalar turizm şirketleri tarafından parsellenmeye başlandı. Şirketler ve yönetenler için bu alanlar halk ve ülke için önemliymiş dikkate alınmadı. Uluslararası ve yerli şirketler istedikleri gibi at oynatmaya başladılar. Neredeyse doğaya, yaşam alanlarına; ormana, dağlara; derelere, göllere sahip çıkmak suç sayıldı. Gözaltılar, soruşturmalar sıradanlaştırıldı. Şirketlerin verdiği zararlar görmezlikten gelindi.

            Doğaya, yaşam alanlarına; dağlara, tepelere; derelere, göllere verilen zarar (sözde yatırım) kalkınma olarak anlatılıyor.

            Yani kapitalizmin gereği uygulanıyor. Sermaye için her şey, gelir getirici kaynak olarak değerlendirilir ve öyle de oluyor. Maden işletmeleri, JES, RES, HES, nükleer ve termik santraller gibi yatırımlara bakıldığında tümü yerli ve yabancı şirket yatırımları. Hiçbiri kamu yararı gözetilerek yapılan yatırımlar değil. Ülkenin gereksinimi olan bir ürün, geri dönüşü olmayan zararı gerekli görmez. Elektrik de maden de gerekli ama gereksinim varsa ve kamu yararı gözetilerek yapılırsa. Ormanı, tarım arazilerini, dereleri, yaylaları yok ederek değil. Hele sağlığı tehdit ederek hiç değil.

            Kapitalizmin kuralı gereği siyasi iktidarlar da olanaklar sunuyorlar. Özellikle on sekiz yıldır devam eden iktidar döneminde yaratılan olanaklar yanında yandaş medyanın ve şirketlerin katkısı da büyük oldu.

            Saldırı büyük. ”Yıkımı, talanı sonlandırın” demek yetmiyor. “Talanı, yıkımı durduralım” diyerek ortak tutum geliştirilmeli. Artvin’den Munzur’a, Ordu’dan, Kazdağları’na, Aydın’dan Murat Dağı’na, Manisa’dan Hasankeyf’e kadar her yerdeki haykırış tek ses haline gelebilmelidir. Ancak o zaman “ yıkımı, talanı durduralım” şiarı anlamlı olur. İşte Ekoloji Birliği de bu gereksinim üzerinden oluştu. Yeni kurulan ve her gün daha kapsayıcı ve üretken olan Ekoloji Birliği etkisini gösterecek.

DİĞER YAZILAR
Sende Yorumla...
Kalan karakter sayısı : 500
İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR X
İlçelere de bilgi evi!
İlçelere de bilgi evi!
YENİ ORDUSPOR'DA ŞOK İSTİFA!
YENİ ORDUSPOR'DA ŞOK İSTİFA!