DEFİNECİLER…
Yavuz Kalyoncu

DEFİNECİLER…

Bu içerik 916 kez okundu.
Reklam

Tarihi eserlerimiz tahrip edilirken, sessiz Kalmayalım.

 

Biz kültür mirasımıza katmadan, onlar bulup yok ediyorlar.

Tahmini sayıları beş milyon civarında olan meraklısı hızla artan, defalarca kaçak kazılarda yakalanmalarına, ceza almalarına rağmen vaz geçmeyen, saplantı halinde inanıp kazmaya devam eden definecilerin İstanbul da bir derneği de var artık.

Yayla yolundalar…

Hayal kurup uydurdukları yalanlara inanarak, bir araya gelen birkaç maceraperest ellerinde uyduruk haritalarla tarihi dokuya zarar vermeye devam ediyorlar. Bazı uyanıklar da bu insanlara uyduruk altın arama makineleri satarak yollarını buluyorlar. Yayla yollarından karların erimesiyle yola çıkan bu insanları geçen hafta yaylanın farklı yerlerinde gördüm. Üst üste konmuş iki taş veya farklı şekilde bir kaya görmesinler, hemen bir yorumla oraya bir hikâye yapıştırıp kazma kürek tahrip etmeye başlıyorlar.

Ordu ili tarihi çok eskilere dayanan, çeşitli medeniyetlere ev sahibi yapmış bir şehir. Her medeniyetin bıraktığı farklı özellikler taşıyan izler olması bizim zenginliğimiz. Bu güzellikleri bir hayal uğruna tahrip etmeye kimsenin hakkı yok.

Hiç pes etmiyorlar!

Günümüzde en çok konuşulan definecileri yazmak istedim, küçük bir araştırma yaptım. Aralarına yaklaşmak isteyenlere şüphe ile bakan, ser verip sır vermeyen, hayal ettikleri gömülerin tek sahibi olduğunu sanan, kendilerinden emin, bildiği, fakat bulamadıkları definelerin varlığından hiç şüphe duymayan, asla pes etmeyen insanlar, Defineciler.

Ama içlerine girmeyi bir şekilde başardım. Bir müddet onların hayallerine ortak olur gibi görünerek güvenlerini kazandım. Aslında kötü olmayan ama bilmeyerek tarihe zarar veren bu insanlara mesajlar vererek yapılanların yanlış olduğunu da anlattım. Ne derece başarılı oldum bilmiyorum. Bildiğim bir şey devletin bu olaya el atıp bazı yanlışları düzeltmesi.

 

Çevremizde hep duyarız; “Filanca gömü buldu zengin oldu. Değişti, Yıllardır tanırım daha dün hiçbir şeyi yoktu. Kesin bir şeyler buldu” gibi konuşmalar akılları karıştırıpbazılarının bu işlere başlamasına vesile olur. Tabiat ta bulunan farklı işlemelerde bu insanlarımızın hayal dünyalarında farklı ümitlenmelere sebep olur.

 

Birileri yüzyıllar önce, çeşitli işaretler yaparak, bulunmasını zorlaştırarak toprağın altına kıymetli eşyalarını gömüyor, siz seneler sonra bunu bir şekilde öğreniyorsunuz ve işaretleri bulmaya çıkıyorsunuz. Altın bulma hayaliyle, kazma kürek, elde ilkel bakırdan yapma define arama çubukları, o dağ senin bu tepe benim arıyorsunuz.

 

 

 

Bulduğunuz an bütün istekleriniz gerçekleşecektir. Zengin ve güçlü olacaksınız, apartman daireleriniz olacak, yatınız, lüks arabanız, hizmetinizde insanlar olacak. Herkes size saygı gösterecek. Dünyayı gezeceksiniz özel uçakla, köyde yerler alıp köyün ağası olacaksınız. Tabi bulursanız var olduğuna inandığınız defineyi.

KARUN KADAR ZENGİN OLMAK VE BUNUN HAYALİNİ KURMAK

            Defineciliği meslek haline getiren insanlar bu hayalin peşinde başlarlar kazmaya. Dağ, taş engel olamaz onlara. Kazma kürek, balyoz murç. Son zamanlarda uzun kablolarda kaçak olarak bağlanan elektriklerle beton delmede kullanılan HİLTİ’leri de kullandıklarını duydum. Her işaretli kayanın, her şekilli taşın benzetmesini yaparak, kurdukları hayalin peşinde ter dökerler. Hayallere devam ederler. Doğal şekildeki taşları bile benzetme yetenekleriyle bazen kuşa, bazen insana, bazen domuza veya ayıya, file, yılana benzetip yorumlamaya başlarlar onlarla ilgili senaryoları araştırıp ona odaklanırlar.

 

Ünye kalesinde rahmetli Celal Şahin ile.

            Haberlerde duyuyoruz, filan yerde kaçak kazı yapan defineciler yakalandı. İfadeleri alındıktan sonra serbest bırakıldılar. Define arayanlara, kanunlarımız bildiğimiz kadarıyla tarihi, turistlik yerlere zarar vermedikleri sürece suçüstü yakalandıkları takdirde 3 ayla 2 yıl arası hapis cezası veya caydırıcı para cezaları veriyorlar. Ama kazanma hırsı, altın bulma hayali vazgeçirtmiyor kazmaktan insanları.

 

            Avcılar Derneği Başkanlığı yaptığım dönemde, Eski Müze Müdürü “Avcılarla defineciler birbirlerine çok benzerler” demişti. “Hayalci ve Palavracı olurlar” diye. Biz avcılar da ava giderken bol av hayali kurarız, doğrudur. Avdan gelince de 3 domuz vurulmuşsa şehre gelene kadar 3’ü 5 yaparız ama bir fark vardır. Hiç yoktan vurulan 3 domuz vardır. Definecilerin kazıları ise %90 boş çıkar.

 

Ordu’da bulunan hazine

Bazı tesadüfü olaylar, dünyadan örnekler, bir de ilimizde gerçekten toprak altından çıkan ve buna bir mahalle halkının şahit olduğu hazine bulunması ve bunun herkesçe duyulması.

Endüstri Meslek Lisesi yanında şu anki 344 nolu sokağın başındaki evin altında, 1970 yılında ev inşaatı kazılırken tesadüfen bulunan, şu an Sinop Müzesi’nde olduğu bilinen, Reşat altın büyüklüğünde üzeri kabartma elinde fincanlı bir kız figürü, diğer tarafında Büyük İskender kabartması olan 110 adet altın para ve o an bulunup sonra kaybolan altın bir kemer, insanların ilgisini daha da arttırır. Hazinenin bulunduğu ev sahibesine devlet o günün parası 72 bin Türk lirası vermiş.

Olaya şahit olan bir abimizin ifadesine göre evin altında 25mt uzunluğunda gemi bağlama zinciri de çıkmış. Buna bir mahalle halkı şahit olmuş mahalli ve ulusal basın yazmış. Bu olay Ordu ve diğer illerdeki define avcılarının da dikkatini çekmiş. Ayni şekilde Bolaman’da yıllardır gemi batığı ve bununla ilgili hazine izinli kazılarla aranıyor.

İnsanlarımızın ilgisi ve merakı sonucu bilgiler kulaktan kulağa abartılarak naklediliyor ve bu merak önüne geçilemez bir hastalık haline geliyor.

 

Emekli ikramiyesini define aramak için satılan detektöre veren insanlar duyuyoruz. Dünya, umut dünyası. Define Aletini resmi olarak fatura karşılığı alan insanlar. Yasal yollarla define aramanın kurallarını bilmeden başlarına iş alıp, milyarlarca lira karşılığı aldığı define aletini yakalatmakla kalmıyor, bir de kanun önünde suçlu duruma düşüyorlar. Haber programlarına çıkıp televizyonlarca teşhir ediliyorlar.

Define yönetmeliğine göre faturalı olarak alınan dedektör ile define yerini tespit amaçlı yapılan çalışmalardan yakalananlar, kazı için yanlarında kazma kürek gibi aletleri yoksa ve her hangi bir kazma eylemi gerçekleştirmemişlerse ve araştırma yaptıkları yer koruma altında değilse örnek olaylarda alınan kararlarla bilindiği gibi herhangi bir ceza almamaktadırlar.

 

 

Doğru olan önce gömünün varsa yerini tespit edip, sonra devletten kazı yapmak için izin almaktır. 2863 sayılı Kültür Varlıklarını Koruma Kanunu’nun 50. Maddesi gereğince önce müze müdürlüğüne müracaat edip gerekli prosedürleri yaptırarak, izin alma işlemini gerçekleştirip sonra aramaya başlamaktır.

Yüz metre kareyi geçmeyecek olan arazide, izinli kazı sonucunda kayda değer kıymetli eşyalar bulunduğu takdirde bulunanlar uzman kişiler tarafından değer biçilerek fiyatlandırılır ve arama yapılan yerin durumuna göre ödeme yapılır. Arazi hazine arazisi ise %50 aracıya, özel şahıs arazisi ise %10 arazi sahibine, %40 aracıya ödeme yapılır. Her iki durumda da devlet payı %50’dir.

 

Yayla ve av gezilerim sırasında arazide çok anlamsız yerlerde, tahrip edilmiş, yok yere zarar verilmiş köprü ayakları, kırılmış mezar taşları, çeşme şapşakları, eşilmiş, dinamitle parçalanmış kayalar, değirmen taşları, tarihi kiliselerden sökülmüş taşları iş yerlerine dekor olarak koyanları ve bunlara görmezden gelen yetkilileri gördüm.

 

 

Araştırma yazılarım av, doğa gezilerim ve zirve tırmanışlarım sebebiyle çok yer geziyor ve çok ilginç şeylere şahit oluyorum. Bu yüzden bu tür merakı olan insanlardan bazıları, bana değişik yerler sorup cevap almaya çalışıyorlar.

Her seferinde şaşkınlıkla dinliyor, hayretler içinde kalıyorum. Kimi İstanbul’da bir Rumdan, kimi bir Ermeniden bilgiler aldığını söylüyor, kimisi de uydurma kâğıda karalanmış haritalarla kendilerine bir dünya kurmuşlar ve bunlarla mutlu olmuşlar.

 

İlimize dışardan bağlantılı olarak gelen define avcılarının basit taktiklerle, Ordulu kendini kurnaz sanan definecileri kandırdıklarını internet ortamında yazıyı hazırlarken tesadüfen öğrendim. Bu kurnaz art niyetli insanlar bir yöreye gelip oranın definecilerini bir şekilde öğrenip, definecilikte aranılan temel işaretlerin yerlerini öğrenmek için; “Elimde çok sağlam yabancı kaynaklı bilgiler var. Kimsede olmayan makine de var. Bu işaretleri bana buldur, oraya gidelim ben fotoğrafını çekip yurt dışına bildireyim doğru ise parayı dolar olarak hesabına yatırtayım” Deyip aradıkları işaretli yerleri tespit ettiriyorlarmış. Olay yerinin tespiti sonrası da fotoğrafları çekip tam yerini öğrendikten sonra yalandan anlaşmalı bir iki yere telefon açıp; “Ya yer doğru ama burada işi bitirmişler” veya “aranılan yer burası değil, bu işaretin yanında bir de haç veya yılan olmalı, burada yok” deyip, öğrendiği bu yere daha sonra kendi ekibiyle gelip araştırmalarını yaparlarmış.

Bununla ilgili geçen yıllarda Ünye Esenyurt’a gelen Çorum nüfusuna kayıtlı beş kişi, bu yolla yer tespit edip kazı yaptıkları yerde gece patlatma yapınca yakalandılar, patlatmada iki kişi ağır yaralanmasa gene yakalanmayacaklardı.

 

Defineci: önceden saklanmış hazineyi bulmaya çalışan insandır. Toprak altında duracağına bulunsun ortaya çıkartılsın. Buna kimsenin itirazı yok. Yalnız yıllardır art niyetli kişiler, özellikle misyoner faaliyet yapan Hıristiyan papazlar ülkemize gelip birilerinin kanına giriyorlar. Güya buralarda eskiden oturan zengin Ermeni ve Rumlar giderlerken kıymetli eşyalarını Müslümanlarca kutsal sayılan Mezarlık, Cami, Çeşme, Köprü gibi yerlere gömmüşler. Bu yalana inanan bizim hayalci definecilerimiz aramaya başlıyor. Tarihi eserlere zarar veriyorlar. Kazılmadık mezarlık, kırılmadık çeşme, tahrip olmamış köprü kalmadı, Allahtan Camilere zarar vermiyorlar. Her halde camiden değil de, cemaatin tepkisinden korkuyorlar.

 

Yıllar önce bende fotoğrafı bulunan Tarihi Hatipli Mezarlığında yüksekliği 2 metre boyunda, üzerinde Osmanlıca yazılar bulunan dev mezarların kazılmış, Beşik şeklindeki çocuk mezarlarının taşları ile birlikte çalınmış olduğuna şahit oldum.

 

 

1993 Yılı Hatıpli Mezarlığı. 2000 Yılı Yasun Burnu Kilisesi.

 

 

 

Karapınar köyünde yolun kenarında içleri boşaltılmış istiridye kabuklarından yapılmış kaya mezarları tahrip edilmiş. Bu mezar burada ne arar diye soracak bir yetkili olmalı diye düşünüyorum. Art niyetli bu mezar soyguncularından önce bu tarihi mezarı bulup Ordu tarihine kazandıracak…

 

Karapınar Köyü

 

Efirlideki tarihi mezarların bile içlerine girmişler yandan kazarak.

Kabadüz’e bağlı Esenyurt’ta peri bacalarına benzeyen kayalıklar hep definecilerce kazılmak istenmiş, köylünün uyanıklığı ve dikkati sayesinde korunmakta.

Turnalık mevkiinde Tosunalağı Obasındaki Felo Süleyman Ağa'nın çocuklarına ait, kafa taşlarının 200 kiloluk olduğu ve kurşun dökümle birbirine bağlı olduğu söylenen mezarı 20 yıl önce tahrip edilmiş viran vaziyette duruyor. 150- 200 kiloluk mezar taşları çalınmış.

Ve çok ilginçtir, tahrip edildikten beş yıl sonra koruma kararı alınmış bir tarihi eserimizdir.

 

Tosun alan yaylasındaki yıkılmış anıt mezar.

 

 

Kazı çalışmaları devam edilen, Fatsa Cıngırt kalesi halen gizemini koruyor.

 

Akkuş ilçesi Alan köyünde üç odalı kevgir kalesi diye bilinen mağarada 60 ton altın bulmak için bir araya gelen bir gurup insan yaklaşık on yıldır izinli kazı çalışmaları yapıp en sonunda hiçbir şey bulamadan yaptıkları tahribatla kazıya son vermişler.

 

Akkuş Kevgir Kalesi.

Ordu Ulugölü hepimiz biliyoruz. Ya Aydoğan tepedeki doğal gölü!  Dibinde altın beşik var, masalı uyduruldu. Kocaman göl içinde su ürünlerinin 1990'lı yıllarda bıraktığı 10.000 sazan balığı ile birlikte göl, bir gecede boşaltıldı. Şimdi göl yok.

Yakın zamanda Gümüş köyde kocakaya mağarasına define arama amaçlı giren beş kişiden birinin suya düşmesi ile kamuoyunda ulusal kanallara düşen olayı sağır sultan duydu.(Definecilerin arama yaptığı mağaranın aslı maden tüneliydi.)

Fatsa’da Hazinedaroğlu Konağı için yapılan izinli kazıdan da bir şey çıkmadığı açıklandı.

Cağanos Kalesi, Kurul yerleşkesi gibi belki daha önemli tarihi eserlere sahip yanında kaya mezarları inceleme bekliyor. Devlet gelene kadar, defineciler tahribata devam ediyorlar.

 

Cağanos Kalesi.

            Yine yapımı için inanılmaz paralar harcanan, Botanik Bahçesi inşaatında kazı sırasında bulunduğu söylenen iki küp, yetkililer her ne kadar asılsızdır demeçleri verseler de, bizim hayalci define meraklılarımız bu haberi çoktan hikâyelerle süsleyip birbirlerine anlatmaya başladılar.

Tahrip edilen çoğu yerleri, zamanında tespiti ve koruma kararı alınmadığı için bilmiyor, ancak tesadüfen köylere gittiğimizde duyuyoruz.

 

Tarihi değeri olan yerleri hep ilgililerle paylaştım. Genelde çay ikram edip sohbet edip gönderildim. Sadece Oluklu’daki Süleyman Seyyar Ağanın yaptırdığı Şadırvan restore edildi kurtuldu. Halen tescili yapılmayan ve benim de görmediğim yerlerin çok olduğunu düşünürsek, nelerin ve nerelerin tahrip edildiğini bilemeyiz.

Ordu tarihi araştırmalarla ortaya çıkartılacak çok esere sahip.

 

 

Süleyman seyyar ağanın yaptırdığı tarihi şadırvan onarım öncesi.

Definecilerin gözü Karadeniz’de

Yapılan araştırmalara göre ülkemizde en çok define kazısı Giresun, Ordu, Bursa ve Sivas’ta yapılmış. İzinli define kazısı başvurularında da yine Karadeniz bölgesi birinciliği alıyor.

2015 yılında; “Son on beş yılda define yönetmeliği kapsamında müze yetkilileri denetiminde yüz on yedi izinli define kazısı gerçekleştirilmiş ve hiç birinde kayda değer kıymette bir eşyaya rastlanmadı” Diye açıklama yapan yetkililere küçük bir tiyo vereyim.

Kazmak için hayal çok

İzinli kazı yapanların bir oyununa şahit oldum. Kazıya asıl tespit ettikleri yerin hemen yanından başlıyorlar, tahmin ettikleri veya tespit ettikleri yere yaklaşınca bir bahane ile kazıya bir süre ara verelim deyip devletin gözlem ekibini ve kazı ekibini izne ayırıyorlar. Sonrası malum, kendi ortakları ile gece gelip kazmaya devam ediyorlar. (Sırrını verme dostuna, dostun söyler dostuna).

Her türlü başarısız girişime rağmen, hayalciliği elden bırakmayan defineciliği hobi haline getirmiş insanlar. Son yaptıkları başarısız kazılarında; “Ertesi gün geldik ki birde ne görelim, küpün yeri belli idi, Küp kırıkları da yanında duruyordu, bizi takip edip biz gittikten sonra malı aldılar” yalanına inanarak yeni yerler aramaya başlarlar.

İki senedir Ordu 'da var sayılan 180 kiloluk iki platin Kılıç’ın koruduğu, paslanmaz krom yaylarla kılıçların çelik tellerle gerilerek, dar olan girişte gireni kestiği, içinde tonlarca mücevher bulunan bir mağara aranıyor. 

Ordu ve civarında yaşayıp daha sonraları bu toprakları terk eden gayri Müslüm vatandaşların giderken bıraktıkları yanlarında götüremedikleri, sakladıklarına inandıkları kıymetli eşyalar aranıyor.

Dere altındaki hazine

Yine yıllardır Semen Obası ve Maden Obası civarlarında iki papazın civar kiliselere ait altınlarını 12 Katır yükü ile getirip, gizlediği bir mağara aranıyor. Su kenarında suyu saptırarak gizlenen mağaranın suyun altında kaldığı, ırmağın iki gün altın rengi aktığı da söylenen yalanlar arasında.

Yine Boztepe Yaraşlı arasında bir mağara aranıyor.

Çaka'da, Yosun'da Altın post aranıyor.

Boloman'da tonlarca altın, Mesudiye'de, Çambaşı’nda herkes yıllardır arıyor. Kurşunçalı’da kazan gölünde aranıyor.

Bu listeyi uzatmak isterseniz; Tahıl pazarında yaşı insanların güvenini kazanın, sohbet edin ne hikâyelere şahit olursunuz.

2010 yılı av sezonu açılışında Maden Obasına tavşan avı için gittiğimizde oba sakinleri yanımıza gelip bizi tanımak istediler. Sohbetimiz ilerleyince bir gün önce obaya gelen üçü yabancı dört tanesi Ordulu olan insanların oba içindeki taş köprüye yatıp suda bir şeyler karıştırdıklarını, bu ve bunun gibi olayların sık olduğunu insanların obayı boş sanıp define için gece geldiklerini anlattılar; “artık bıktık işi gücü bekler olduk” dediler.

Bana inanıp yanıma gelen bir define meraklısının konuşmalarını kayda almıştım aynen aktarıyorum, inanma ve hayalcilik konusunda karar sizin.

Bir definecinin anlattıkları

“Karadeniz kıyılarında olduğu bilinen biri uzun biri kısa iki derenin birleştiği yerde. Hızlı akan kıvrımlı derenin üzerindeki üçüncü değirmenin,100 metre ilerisinde, eski kilise yeri, hemen önünde üzerinde ok işareti olan çeşmeye sırtını daya gün doğumu yönündeki çatal kayaya doğru uzun adımlarla on adım at. Yere otur, çatal kayaya doğru baktığında, kayada eski bir mağara girişi göreceksin. Oraya merdiven yapılmış olacak. İkinci merdivende bulunan ok işareti yönünde güneş tepene yükselince bak yerde kendini hissettirecek irilikte bir kaya göreceksin. O kaya bir ailenin erkeklerinin güçlerini birleştirerek oraya getirilmiş bir mağara girişini gizliyor. Kayadaki mağara aldatmaca. O büyük kayayı yerinden oynatırsan içindeki tuzaklar harekete geçer. Tuzaklar çalışmasın istiyorsan, sabah ezanı ile birlikte gün doğmadan kayayı oynatıp girişi bulman gerekiyor. Kayanın altında bir mahzen girişi var, üzerinde halen menteşeleri duran bir kapı göreceksin, kapıdan içeri girişte önüne çıkan eşiği besmele ile geç, üzerine basma, sağ tarafta eskiden kalma altından kamalar, sol tarafta ziynet eşyaları var. Aldığın şeylerin yerine ağırlığınca başka eşyalar koyulmazsa tuzaklar devreye girip içeri girenlere zarar verebilir.”

Bu konuşma böyle son buldu bir başka hikâyeye geçti onu yazmıyorum o hayal ötesi bir konuşma idi. İşte benim insanım bu ve bunun gibi hikâyelere inanıyor.

Bir yetkilinin çıkıp kamuoyuna bir açıklama yapması gerekir. Yoksa tarihi eserler tahrip edilmeye devam edilecek. Bir sene gördüğünüz seneye yok oluyor.

Yakın bir dostumdan aldığım bir bilgiye göre, Osmanlı Padişahları sefere çıkacakları bölgelere daha önceden askere dağıtacağı ulufeleri gizli olarak gönderip sadece güvendikleri birkaç kişinin bildiği yerlere gömdürüp sefer sırasında çıkarttırıp askere dağıtarak askerin motivasyonunu sağlarlarmış.

2. Abdülhamit’ten sonra bu bilgilerin kimde olduğu bilinmiyormuş. Osmanlı arşivlerinin bu yüzden açıldığını söyleyenler bile varmış.

Anadolu’nun farklı yerlerinde bu tür kazılar yapıldığını gazetelerden hepimiz okuyoruz. Yine bir kez bu haberi doğrulayan bir hatıra canlandı hafızamda. Şimdi rahmetli olan bir abimizden dinlemiştim.

Gebeme yakınlarında ırmak kenarında bir izinli kazı yaparken yüz metre kare bir yerde altı yedi at, üçü bir tarafta dört tanesi bir tarafta bellerinde kılıçlarıyla insan cesetleri bulduklarından bahsetmişti. İnsanlardan beş tanesinin kafa büyüklükleri, çene yapılarının normalden çok iri olduklarını, muhtemelen zenci kölelerin olduğunu söylemişti. Daha neler neler…

 

 

Bu arada çok laf yalansız, çok mal haramsız olmaz lafını örnek gösteren defineciler. Sonradan zengin olanlar için. “Onlar da define bulup zengin oldular. Şunlar da define buldular” diye konuşuyorlar.

Benden söylemesi; kimin nasıl zengin olduğu bizi ilgilendirmez. Tarihimize sahip çıkmak, bizden sonrakilere sağlam teslim etmek bizim görevimiz.

Kurban edilen defineci

Definecilerin çoğu zaman batıl şeylere de inandıklarına şahit oluyoruz. Güya uzun yıllar toprak altında kalan kıymetli eşyalara yer altında üç harfli diye adlandırılan dinimizce de varlığına inanılan Çin taifesi sahip çıkarmış, onun için define arayanlar yanlarında, bu üç harflileri etkisiz duruma getirmek için duasını bilen hocaları da götürürlermiş. Bazen de bunlara horoz, koyun gibi kan akıtarak kurban keserlermiş.

Böyle bir olay Akkuş’da olunca işin boyutunun korkunçluğu ortaya çıktı. Define meraklısı 58 yaşındaki M.Y başı kesik olarak bulununca oğlu, Ü.Y.nin mahkemede verdiği ifade tüyleri diken diken etti. Ü.Y. babasının önce iki kurşun sıkılarak öldürüldüğünü, sonra da kafasının kesildiğini defineye kurban verildiğini söyledi.

Defineciliğin bir başka yüzünede bu olay sayesinde şahit olmuş olduk.

 

Bu yerlere dikkat!

Zamanında Eşkıyalık yapan insanların yaptıkları talanlar sonucunda elde ettikleri kıymetli eşyaları onların deyimiyle ganimetleri sakladıkları, gömdükleri yerlerle ilgili ele geçen evrak ve duyum bilgilere göre aranan duyduğum bana da sorulan gülüp geçtiğim hayali yerler.

Fenimağ Çifliği, Horan Düzü, Kurt kayası-Tekke Obası, Hayran Deresi, Acı su, Kilise yanı, Gancık Deresi, Sağakefendi Obası, Dikran suyu, Adam kaya, Sarı selim, Deve bağırtan yokuşu, Yalaklı eğilerek su içilen çeşme, Anda dağı, Salanya, Yeşildağ, Bacalı Mağara, Efem Avam Köprüsü, Göksu, Vezir köprüsü, Karatepe, Kurt Tepe, Vezir tepe, Sazlı Göl, Sarı Göl, Emin Ağa Değirmeni, Haramidere, Erikli yayla, Kirazlı yayla, Şeytan dere, Ali Bey Değirmeni, Dağarcıklı değirmen, Halkalı Kaya, Sinekli Mağara, İsli mağara, Ceneviz Kalesi, Kudret Kalesi, Kudret hamamları, Aksu, Akçay Boğazı-Dikenli Boğazı-Karahasan Köyü-Tahtalı Seyran Köyü-Çukurcambaz köyü-Kayacık Köyü boğaz-Sarı kaya, Pamukçu yokuşu, Kirazlı Yayla, Kel Tepe, Karatepe, Vezir Tepe, Kuru dere-Tarihi bent, Kuru duvar, Top Koru, Büyük yığma, Zehirli kuyu, Sulu dere, Ayran pınarı, Hora tepe, Baskılı kaya, Kapı kaya, Sarı göl, İki öküzler, Sarı meşelik, Harami dere, Şeytan dere…

İlginç bir define hikayesi yakınlarda düştü haber kanallarına; “Tekirdağ yakınlarında ellerinde kameralar, kameraman süsü verilmiş uzun saçlı sakallı tipler, TRT’ye, ‘Siperdeki Vatan filmi çekeceğiz, şu mevkide çadır atıp siper kazacağız’ deyip, ellerindeki Valilikten havaleli dilekçeyi gösteren, sekiz kişi muhtardan izin alıp dedikleri yerde sözde siper kazmaya başlamışlar. İki gün filmcileri takip edip, olaydan şüphelenen muhtar jandarmaya haber verince defineciler yakalanmışlar.”
 

Klişe olarak Türkiye genelinde hemen her definecinin elinde olan topal ayılar masalını da paylaşmış olayım. Topal ayılar hikâyesini zamanın en ünlü eşkıyası güya miras bırakmış hikaye aynen şöyle.

“Mağara kapısında çift kılıç resmi olacak, ağzı son derece dardır içeriye sürünerek ancak girilir dar loş ve karanlıktır yaklaşık yarım saat sürünerek ilerle. karşına geniş bir galeri gelecek, bu galerinin tam ortasında yus yuvarlak ve saf mermerden bir havuz olacak. İçinde buz gibi suyu eksik olmaz galerinin sağ ve solunda Bizansça yazılar ve rakamlar vardır. 7 adedi tuzaklıdır, kapının üzerinde + işareti yapılmıştır ve kabartmadır diğer kapıların üzerinde de + olup oyma yani çizgi halindedir sakın aldanmayın ana kapıdan girersem 25 adım atarım hemen sağ tarafıma bakarsam duvarda bir kabartma maymun resmi bulurum maymun aynen kasılmış muz yer vaziyette bize bakar. Maymundan 71 adım ileride karşıma demir kalın bir kapı gelir anahtarını üzerinde bıraktım. Yalnız ben anahtarı sola çeviririm şayet sağa çevirirsem bir ok fırlar ve de beni vurur. Tam 15 ton ağırlığında tahminen ölçtüğümüz altın gümüş bronz hellen heykel ve silahları buradadır. Ayrıca mahzenimin sağ ve sol cenaplarında birer salkım üzüm resimleri ile iki adet Atinalı askerin kabartma şekilleri şaheserce resmedilmiştir bana lazım olan sadece ikiadetgeçici tekne ve halattır piliçli tavuk. Bu bölgede bir tavuk ve 5 adet yavrusundan ibaret olup kabartma olarak plançev tarafından yapılmıştır. 5adet yavru sair 5 bölgemi ana tavukta benim bu birinci bölgemde olduğuna delil sayılır şayet bulursanız muvaffak olmamanız için hiç bir neden yoktur baktım ana tavuktan 70 mil kuzeye yürüdüm. Siyah ama simsiyah bir kayada sade tek bir karayılan resmi gördüm ağzı şimale bakar boyu 27 cm yibulur. Bu diyara kılıçlı MAĞARA’ yahut çifte kılıçlı MAĞARA’ derim papaz Mişigan iki adet tam 180 okka tanasi çeken platin iki kılıcı derince deresi yahut çamlık mevkiinde dar sarp vahşi bir çatak içinde bulunan kaşif işi derin ama dar MAĞARA’ya getirdi mühendisim olan ReçkoPetroviç 111 parmak uzunluğunda paslanmaz krom çelik yayları kılıçlara vurguladı MAĞARA’nın sağ ve sol cenaplarına yuvalar açarak kılıçları buraya vurguladı yayların altında 135 okka her biri çeken iki ağırlık boşluğa sallandırıldı şimdi iki keskin kılıç sürekli olarak bu Mağara’nın kapısında hareket halindedir katiyetle içeri kimseyi bırakmaz bilmeyene bin bir kere lanet getirir zaten benim yapacağım iş zor değildir ama benim yaptığımı çözecek adam ancak malımı alır. Alabilene haktır helaldir.”

 

            Gaga Gölü’nde kazı

Ordumuzda tahmin edemediğiniz kadar çok insanın define aradığını biliyor musunuz. Bir kaç küçük örnek vermek istiyorum.

Şu an ikisi de ebediyete intikal etmiş Ordunun renkli simalarından, Necmi Kurtuluş(Torik Necmi) ve Dursun Güngör(Kasnak Dursun) Fatsa’daki Gaga gölünde izinli kazı yapmışlar. Profesyonel dalgıçlar getirmişler. Rahmetli Necmi Amcanın oğlu arkadaşım Macit kamuoyuna bilgi vermek açısından bilinmesinde mahsur görmediği için anlattı. Gaga gölünde batık bir kilise olduğu düşünülerek yapılan bu kazıda kilise bulunmuş ama aşırı su engeli olduğu için sonra vazgeçilmiş.

Bu tür yerlerde gerçekten bir hazine olduğu düşünülüyorsa bu araştırmaların devlet tarafından yapılması gerekir.

1980’lı yıllarda eski Samsunspor’un kalecilerinden biri, izinli kazı için müracaatta bulunmuştu. İyi ve ünlü bir kaleci olduğu için biz de Arap Celal, Sako Selami, Nuri ve İbrahim onu misafir edip işlerini çabuklaştırmıştık. ‘Türkiye kayıp defineler ülkesi. Özellikle Karadeniz’deki kayıp eserler çıkartılsın ülke abat olur’ demişti ve ilave etmişti; ‘Sonradan zengin olanları araştırın arkasında hep define bulma çıkacaktır’ demişti.

Hepsi birer tarihçi gibi olayları anlatan define meraklısı büyüklerimizden, Fatih Sultan Mehmet ve Cem Sultanı, Uzun Hasan’ı, Rodos şövalyelerini, Sarı Recep hikayesini, yedi uyuyanları, Sarı kızlar hikayesini ve daha neler, neler dinledim. İnanmadığımı yüzlerine söyleyip hayallerini yıkmadım ama yaptıklarının doğru bir şey olmadığını söyledim.

Aldığım cevap; “Doğru diyorsun yasak bir şey yapıyoruz ama bu işi kimler yapıyor, KİMLER BU İŞTEN ZENGİN OLDULAR biliyor musun?” Deyip saymaya başlıyorlar. Bana da sessiz kalmak düşüyor.

 

 

 

 

 

DİĞER YAZILAR
Sende Yorumla...
Kalan karakter sayısı : 500
İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR X
İstanbul’un imarı Ordulu Onur Soytürk’e emanet
İstanbul’un imarı Ordulu Onur Soytürk’e emanet
ENGELSİZLER ORDUSU GALİBİYETE KİLİTLENDİ
ENGELSİZLER ORDUSU GALİBİYETE KİLİTLENDİ