Ve İnsan Tanrıyı Yarattı
Eylem Özkan

Ve İnsan Tanrıyı Yarattı

Bu içerik 944 kez okundu.
Reklam

Yazının başlığı var olduğumuz toplum koşullarında çarpıcı gelse de, tarihten örnekler ile dinleri, daha doğrusu Tanrıyı anlamaya çalışıyorum herkes gibi. Dünya kültür mirasının temellerini atan büyük medeniyetlerden biri olan Sümerlerden başlayacağız. Bir sayfalık yazı ile anlatılacak bir konu olmasa da, kendim ve okurlar için girizgâh olsun bu yazı.

Herkesin bildiği üzere; tek tanrılı dinlere çok tanrılı dinlerden geçiş sağlandı. Bu geçiş dönemleri sırasında yaşanan toplumsal olayları kestirmek pek mümkün gözükmüyor. Sümer dini de çok tanrılı bir dindi ve 1500 kadar Tanrı isimlerine rastlamak mümkün. Düşünebiliyor musunuz? 1500 tanrılı bir ideoloji… Evet, dinler de bir çeşit ideolojidir. Her şehrin koruyucu bir Tanrısı, Bilgelik ve Su Tanrısı Enki, Güneş Tanrısı Utu, Âşıkların ve Savaşçıların Koruyucusu İnanna ve daha birçoğu… Sümerler bu Tanrılar üzerine birçok efsane geliştirerek; ilahiler bestelemiş, şiirler yazmış, törenler düzenlemiş ve bunların hepsini yazıya dökerek günümüze kadar ulaşmasını sağlamışlardır.

Biraz detaya inip, günümüzdeki dinlerle Sümerlerin dinlerini karşılaştıracak olursak:

Sümer tapınaklarındaki rahibeler genel kadın görevi yapıyorlardı. Bu rahibeler Tanrılar namına seks yaptıkları için kutsal sayılıyorlardı ve onları diğer kadınlardan ayırmak için çözümü başlarını örtmelerinde bulmuşlardı. Daha sonraki yıllarda değişen Kral ile yeni bir kanun gelerek, evli kadınların da başlarının örtmesi mecburi oldu. Fakat diğer kadınların örtünmesi yasak, örtünenlere ceza var. Bu gelenek Yahudilere de geçmiştir, dindar Yahudi kadınları evlendiklerinde saçlarını keserek, peruk veya başörtüsü ile kapanmışlardır. Hristiyanlıkta da aynı şekilde, rahibeler başlarını örtüyor. İslam da ise örtünme, erkekten kendini saklama niyeti ile gerçekleşmektedir.

Dolayısıyla tüm dinlerdeki baş örtme geleneğinin temeli Sümerlerden geliyor.

Kâbe’de insanlar “şeytan taşlamak” amaçlı bir çukura taş atıyorlar. Sembolik atılan taşların hikâyesi bizi gene Sümerlere götürüyor. “Bu konudaki Sümer efsanesi evrenin var oluşunu anlatmakla başlıyor: Vaktiyle her taraf su idi, sudan bir dağ çıkıyor, hava Tanrısı onu ikiye ayırıyor, üstteki gök oluyor, onu Gök Tanrısı An alıyor. Yeri, yer tanrıçasıyla hava tanrısı alıyor. İnsan yaratılıyor. Aşk ve savaş tanrıçası İnanna’nın kız kardeşi Ereşkigal’i, yer altı cini Kur, yeraltına götürüyor. Bilgelik Tanrısı Enki onu kurtarmak için yer altı denizine yelken açıyor. Kur, bunu görünce onun teknesine büyük küçük taşları fırlatıyor.” (Kaynak: Kur’an, İncil ve Tevrat’ın Sümer’deki Kökeni)

Elbette sadece 2 örnekle bu konuyu burada bitirmek istemem fakat sonu gelmeyen engin bir deniz gibi bu konular. Kuran’daki Harut – Marut Meleklerinden tutun Eyüp Peygamberin hikâyesine, insanın yaratılışından Âdem’in cennetten kovulmasına kadar birçok benzerliği görmek mümkün. Dinlerde bahsedilen söylencelerin ve hikâyelerin çoğu milattan önce yaşamış medeniyetlerden kopup geliyor. Allah’a şirk koşmanın günah olduğu bir inancın temellerini oluşturan Sümerlerde, binlerce Tanrı mevcut. Bilinmezlik insanlığın en büyük düşmanı demek mümkün. Çünkü bence, dinlerin hepsi karanlık bir bilinmezliğin sonucu. Teknoloji geliştikçe inanılan şeyler değişti. Güneş vardı el açılıp dua edilen, Ay vardı, Ateş vardı… Şimdi günümüzde ise İnek’i kutsal sayan toplumlar ile alay ediliyor, çünkü onlar gerçek Tanırlarını buldular; YARATICI… Ve gene bir bilinmezlik!☺

Bu konuyu siyasete bağlamak çok doğru gözükmese de; günümüzdeki tüm ideolojiler ve inançlar toplumların bağnazlığını ve itaatkârlıklarını korumak içindir. Muhtaç ve sebepsiz inanan bir topluma her yönetimin ihtiyacı vardır. Bir şeye “inanmak” güzeldir, bu insanın doğasında vardır; inanmaya ihtiyaç duyar. Ne olduğumuzu, kim olduğumuzu belirleyen, kimin ne konuşması gerektiğine, kimi sevip kimi sevemeyeceğine, ne okunması gerektiğine ve hatta kişinin kimliğine karar veren bu sistemin bir parçasıdır inançlar. Ve tüm insanlık bunun bir parçası oldu. Politik, ekonomik ve çevresel etkenlerden bağımsız bir şekilde kişinin kendi özüne inmeye çalışmak ütopik görünse de, mümkün. Akılları zorlayan, tabuları yıkmaya yönelik bir düşünce tarzı ile hayatı anlamak ve yeni kapılar açmak an meselesi. Doğuştan bu güne süregelmiş alışkanlıklardan vazgeçmek veya hayata başka bir bakış açısı ile bakmak ürpertici olabilir, insan bunda zorlanabilir. Fakat her daim savunulan şeyin mutlak değişim olduğunu ve bu değişimin gerçekleşmesindeki en büyük etkenin pratik olduğunu unutmamak gerekir.

Yazıma Carl Sagan’ın muhteşem sözü ile son vermek istiyorum: “I don’t want to believe, i want to know.” (İnanmak istemiyorum, bilmek istiyorum)

Sende Yorumla...
Kalan karakter sayısı : 500
İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR X
İstanbul’un imarı Ordulu Onur Soytürk’e emanet
İstanbul’un imarı Ordulu Onur Soytürk’e emanet
ENGELSİZLER ORDUSU GALİBİYETE KİLİTLENDİ
ENGELSİZLER ORDUSU GALİBİYETE KİLİTLENDİ