Kelepçe
Coşkun Özbucak

Kelepçe

Bu içerik 977 kez okundu.
Reklam

 

            Yaşam mücadelesi kişiden kişiye, anlayıştan anlayışa değişir. Kimi mücadelesinde kendi yaşam süresini belirleyici olarak değerlendirirken, kimileri de uzun bir süreç olduğunu kabul edip gelecek nesillere katkı dönemi olarak ele alır kendi yaşam sürecini.

            Bu farklılık kişilerin doğrular karşısındaki tutumunu da belirliyor. Hatta kişisel görüşünü silikleştirip güçlüye göre görüş oluşturanların sayısı arttıkça artıyor. Böylece kimileri kendi doğrularını; kimileri de başkasının doğru dediklerini haykırır, yazar.

            İşte kelepçe sözcüğünü de böyle bir farklılık üzerine ele almak zorundayız. Kelepçe, adı üzerinde “engelleyenin, bağımsızlığı ortadan kaldırmanın” simgesi. Konu ettiğimiz metal olarak bildiğimiz kelepçe değil. Beynimizin, dilimizin özgürlüğünü yok eden kelepçeden söz ediyoruz.

            Metal kelepçenin bileklere kilitlenmesinden korkmaya gerek yok. Bunun bir geçiciliği var. Yıllar sonra da olsa özgürlük elde edilebilecek bir durum. Ama yüreğe, beyine, dile kelepçe takmanın geçiciliği yok. Kelepçe bir takıldı mı açmanın olanağı yok. Çünkü özgürlük iradesi başkasına teslim edilmiştir.

            Kelepçe, tutsaklığı çağrıştırıyor. Tutsaklık cezaevinde olmak olarak değerlendirilirse şanslı sayılırız. Sayılı günler geçicidir. Şu an geçmişe baktığımızda “Ne çabuk geçti?” deriz. Ama duygumuza, düşüncemize taktığımız kelepçe ölene kadar çıkmaz.

            Bir gazeteciyi düşünün kelepçe takmış olsun duygularına, düşüncelerine. Nasıl bir haber yapabilir? Gördüğü bir olayı nasıl yorumlayabilir? Yazdıkları inandırıcı olabilir mi?

            Gazeteci, yazar, düşün insanı olduğunu söyleyen o kadar çok ki kelepçelenmiş olduklarını bildikleri halde bilmezlikten geliyorlar. Kendilerini kandırırken toplumsal yaşamı bulanıklaştırıp içinden çıkılmaz hale getiriyorlar. Bu insanların yazdıkları nedeniyle evine ekmek götüremeyen insanlar ekonomik kriz yok diyebiliyorlar.

            Özgürlük, bu kelepçenin varlığı ya da yokluğuyla ilgili oluyor. Yasalara göre suç işleyenlere kelepçe takılır. Dönemin özelliğine göre yasanın işlevinin olup olmaması tartışılabilir. Ama korkudan ya da günlük çıkarları için başkalarının istediği gibi konuşanlar, yazanlar için ne demeli? Bunlara takılan kelepçeyi nasıl nitelemeli?

            Çirkefliğin batağında, kişiliksizliğin pazarında bulunanlardan hayır gelmez. Yarınların güvencesi beyniyle, yüreğiyle, diliyle özgür olanların varlığıyla orantılıdır.

           

           

DİĞER YAZILAR
Sende Yorumla...
Kalan karakter sayısı : 500
İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR X
ENGELSİZLER ORDUSU GALİBİYETE KİLİTLENDİ
ENGELSİZLER ORDUSU GALİBİYETE KİLİTLENDİ
AYDIN HOCAYA VEFASIZLIK!
AYDIN HOCAYA VEFASIZLIK!