YAĞMUR DENEYİ YAPMAK GÜNAH MIDIR?
Cevat Yıldırım

YAĞMUR DENEYİ YAPMAK GÜNAH MIDIR?

Bu içerik 76 kez okundu.
Reklam

       Bu başlığı yazmak bile içimizi sızlatıyor. Bir taraftan da Cumhuriyetimizi kurduğumuz ilk tarihten itibaren, ülkemizi idare edenler, gelecekte bu gibi durumların yaşanacağını hisseder. Ülkeyi cahillikten kurtarma çalışmaları başlar. Bununda ancak harf devrimiyle giderilebileceği ağırlık kazanır.

 

Bu nedenle 1928 yılında yeni harf inkılâbı kabul edilir. Latin harfi ile okuma yazma çalışmalarına başlanır. Ancak ortada öğretmen yok. Uygulama nasıl olacak tartışmaları başlar. 1924 tarihinde Atatürk Ordu’ya geldiğinde kimler karşıladı biliyor musunuz? Vilayet erkânı, vatandaşlar ve dört öğretmenle. Düşünün, bir il merkezinde dört asil öğretmen var. Bu durumu da Rasim Akyol hocamızdan öğreniyoruz.

Atatürk ne diyordu: Köylü milletin efendisidir. Atamızda, bu efendiliği sağlamanın yolunun da köylüyü cahillikten kurtarmak olduğunu düşünür.

Öyleyse bu cahilliği ortadan kaldırmanın çaresi nedir? Öğretmen yetişmektir. Bu nasıl olacaktı? Önce askerde çavuş olanlar altı aylık kurstan sonra eğitmen olarak köylere gönderilir. Daha sonra yalnız köy çocuklarının okuması şartıyla Köy Enstitüleri açılır. Yetişen öğrenciler hızla köylere öğretmen olarak atanır. Daha sonra köy enstitüleri, öğretmen okulları adı altında birleştirilerek hayatına devam ettirdi.

Sonraki yıllarda, öğretmen okulundan mezun olan bir arkadaşımızın tayini, anaokulunun bir köyüne yapılır. Görevine başlar. Okulunun bir köşesinde Fen dolabını görür. Bu duruma çok sevinir. Çünkü çocuklara deney yaptırırım diye düşünür. Ama okul müdürü bu dolabı kullanmaya müsaade etmez. Gerekçesi ise 'dolaptaki eşyalar kırılırsa, kaybolursa bunu kim karşılayacak' der.

Bu tartışmalar devam ederken okula müfettiş gelir. Öğretmene, fen dolabını kullanmıyor musunuz sorusunu yöneltir. Öğretmen de anahtar müdürdedir der. Neticede dolap açılır. Müfettiş müdüre dönerek; deney yaparken malzemeler kırılabilir. Önemli olan çocuklara bilimsel olarak deney yapmayı öğretmektir.

Bu nasihatten sonra öğretmene deney yapma yolu açılır. Fen Tabiat Bilgisi dersinde, su ve dolaşım ünitesini işlemeye başlar. Fen dolabından malzemeler indirilir. Yağmurun oluşumu ve dolaşımı buhar, su ve donma olayları çocuklara yaşatılarak, görerek öğretilmeye çalışılır.

Deneyden sonra köy sessizliğe bürünür. Köy içinde Allah Allah, bu nasıl olur fısıltıları yayılmaya başlar.

Öğretmen köy içinde gezmeye başlar. Yaşlı dedeye rastlar. Hoca hoca der, bu yağmur nasıl yayi hoca? Allahın işi dede, Allahın işi der. Dede tekrar öğretmene dönerek: Bu kadar su gökte nasıl durur? Bir taraftan elindeki değneği yere hızlı hızlı vurmaya başlayarak çocukların kafası bozulmuyor mu? Allahın işine karışılır mı? Sözlerini tekrarlamaya başlar.

Öğretmen kendisine tavır alınmasının bu deneyden sonra olduğunun farkına varır.

Atam ilk sözünüz, Hayatta En Hakiki Mürşit İlimdir dediniz. Bu vecizenin önemini şimdi daha iyi anlıyoruz.

Ruhun Şad olsun.

DİĞER YAZILAR
Sende Yorumla...
Kalan karakter sayısı : 500
İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR X
YENİ ORDUSPOR'DA 10 OYUNCU YOLCU!
YENİ ORDUSPOR'DA 10 OYUNCU YOLCU!
AMİGOLARDAN CAVİT KÖKSAL'A ZİYARET
AMİGOLARDAN CAVİT KÖKSAL'A ZİYARET