Keleşo Durmuş Amca
Yavuz Kalyoncu

Keleşo Durmuş Amca

Bu içerik 425 kez okundu.
Reklam

Ordu’nun Şehrengizleri; Keleşoğlu Durmuş Remzi Işık

 

İnsanlar dünden bugüne yaşadıklarını hatıra şeklinde yazıp bugüne aktarsalardı, bugün bizlere doyulmaz bir arşiv bırakmış olurlardı. Bu eksikliği içinde yaşayıp hisseden, Medrese mezunu kültürlü bir babanın, Keleşo Mehmet efendinin oğlu Durmuş Remzi Işık; 10 yetim kalmış, çok şeylere şahit olmuş, Ordu tarihi ile ilgili bilinmeyenleri bizzat yaşayanlardan dinlemiş, babasından kalan kaynak kitapları okumuş, bir akademisyen gibi kendini yetiştirmiş bir büyüğümüz.

1923 doğumlu Keleşoğlu Durmuş amca ile son günlerinde düzenli olarak sohbet edip tuttuğu notları inceleyip teyit ettirerek, Ordu tarihi ile çok tartışılacak gerçeklere ulaştım. Ben tarihçi değilim. Tarihi çok seven bir araştırmacıyım. Tarihçiler araştırmalarında değişik kaynaklar kullanırlar. Yayınlanmış yazılar, belgeler, tutulan notlar, resmi evrak, kararname ve zabıtlar, hatıralar, fotoğraflar ve dergiler. En önemli olan da canlı kaynak insandır. Rahmetli Durmuş Amca canlı kaynak için en uygun örnekti. İnsanın yazdığı şiirler, hikâyeler, masallar, fıkra ve menkıbeler, hatıralar. Diğer bir kaynak da kalıntılar, taş toprak ve ahşaptan yapılmış eşyalar, çizilmiş haritalar, plan ve projeler, tarihçiler her şeyi değerlendirirler. Yani tek bir kaynağa bağlı kalmazlar.

Büyükbabama “eniştem” diye hitap eden Keleşoğlu Durmuş Amca ile yayla belgeseli hazırlamaya başladığım 2012 yılı Eylül sonu birlikte Keşkaya obasına giderken yol boyu tarih konuştuk. Keşkaya Yaylası denince akla Keleşoğulları gelir. Yıllardır Ordu-Giresun sınırında sınır mücadelesi veren, Ordu’nun sınırını bekleyen, sınırı tayin eden tapulara sahip, kökü çok eskilere dayanan bir aile ve bu ailenin en sayılanı, en bilgilisi Durmuş Remzi Işık.

 

Yayla yolunda tarihi sohbet

Durmuş amca ile evinde başladığımız sohbet Keşkaya obası yolculuğunda ve daha sonrada Teyneli köyündeki evinde devam etti. Tarihi anlatmayı çok seven dünden bu güne yaşananları hep kayıt altına alan, kendisi de araştırmacı olan Keleşoğlu Durmuş Remzi Işık anlattıkça, bizce bilinmeyen Ordu’nun yakın tarihine ait çok şeyler ortaya döküldü.

Yayladan evlerini terk edip göçen 450 hane Rum komşularının akşam helalleşmeye gelip sabahtan sırra kadem basmalarını, yaylada kalan kap kaçak ve bakırların hikâyesine kadar her şeyi anlattı.

En son ev telefonundan aramış bir saatten fazla konuşmuş Ordu’nun eski sülaleleri ve dönmeler hakkında bildiklerini de yazdırmıştı, bana.

ORDU’NUN İŞGALİ ve KURTULUŞU

Hep merak ederdim, her ilin kurtuluşu var, Ordu’nun kurtuluşu niye yok, deyince; “olmaz mı, var tabi” diyerek, şu bilgileri verdi;

“1916 yılında Doğu Karadeniz’i Trabzon dâhil işgal eden Rus kuvvetlerinin zulmü karşısında Trabzon, Rize ve çevre kazalardan 80 bin insan Giresun, Ordu ve Samsun civarına yerleştiler.

Vali bile kaçtı

Trabzon Valisi Cemal Avni Bey(Kara Cemal) dâhil, Ordu’ya da yerleşen bu insanlara Ordu halkı kucak açtı. Vali Cemal Bey motorla gelirken düşmanın eline geçmesin diyerek Trabzon’a ait çuvallar dolusu resmi evrakı da Ordu’ya getirdi. Trabzon’dan gelen zengin ailelere Ermenilerin boşalan evlerini verip, fakir olanlarını da köylere zengin ağaların yanlarına geçici olarak yerleştirdi. Eski kayıtlarda her köydeki geçici olan bu insanların kayıtları göçebe olarak işlenmiştir. Parası olanlar da mal mülk alıp, Ordu içinde kaldılar. Bunları söylememe gerek yok herkes kimler olduğunu biliyor.”

O an aklıma asıl köyümüz Cağanos geldi. Orada eski Camii yanındaki mezarlıkta bulunan 1916 yılında gelip ölen, aile büyüklerinin kabirlerini yaptırarak her bayram ziyarete, halen Sürmene ve Araklı’dan gelenlerin olduğunu duymuştum. Durmuş amca anlattıklarını hep yazmış, bazı isimleri ve tarihleri söylerken yanlış bilgi omasın diye notlarına bakıyordu. Yüksek tansiyon hastasıydı. O yüzden büyük kızı Tülin abla uyarıyordu; “Baba yavaş konuş, tansiyonun yükselir” Diye. Ama Durmuş amca ayni tempo ile anlatmaya devam etti.

Gürcülerin Ordu’ya yerleşmesi

Ordu halkı daha önce 1877-1880 arası yine ayni istikametten gelen, adına halen Gürcü denilen soydaşlarımızı bağrına basmıştı. Yanlış bilinen bir gerçek de budur.

Ordu’ya gelen bu insanlar Trabzon’un fethinden sonra Gürcistan içlerine kadar giden Gürcistan Fatihi Fatih Sultan Mehmet’in iskanlaştırma politikası gereği Batum, Çürüksu ve Kobuletti bölgesine yerleştirdiği Anadolu’dan gönderilen Türklerdi. Rus baskısının artması sonunda dinlerini yaşayamaz, çocuklarına Türk isimlerini veremez duruma gelen bu Türkler 2. Abdülhamit’in bilgisi dâhilinde, Batum’dan gemilere bindirilerek Bursa ve civarına yerleştirilmek üzere yola çıkarlar.

Uzun süren alışık olmadıkları gemi yolculuğuna Ordu açıklarına gelince son verip inmek isterler. O günkü idareler de bu aileleri uygun yerlere yerleştirirler. Gelenler 416 yıl Gürcistan topraklarında yaşadıkları için konuştukları dilleri değişmiş Gürcü lisanını konuşur hale gelmişlerdi. Bunca yıla rağmen inançlarında, isimlerinde değişim olmadan vatan topraklarına geri dönmüşlerdi.

Ordu’ya önce uyum sağlayamadılar. Çevre halkı ile uzun yıllar süren sorunlar yaşadılar. Yerleştikleri yerlere ilk iş olarak Camii yaptılar. Zamanla kız alışverişi ile birbirleriyle kaynaştılar, karşılıklı anlaşmalarla aralarında geçen tatsız olayları unutmuşlarken, Trabzon ve civarından gelenlerden bazıları kendi yerlerini sağlamlaştırmak için, önce gelen bu gurupla, eski olayları tekrar canlandırarak suni gündemlerle, Gürcülük Türklük davası yarattılar.

 

 

 

YETMİŞ ATLI

1.Dünya savaşı sonlarına doğru Yunanlılar İtilaf devletlerine katıldılar. Biz Türkler yenilmiş duruma düşmüştük. Topraklarımız İtilaf devletlerince pay edilmeye başlanmıştı. Yunanlılar da savaştaki hizmetlerimize karşılık İzmir ve civarını isteyerek Megola İdea(Büyük Yunanistan)larını gerçekleştirmek istediler.

Yunan ordusunun 15 Mayıs1919’da İzmir’e girmesiyle şımaran, havaya giren Karadeniz’deki azınlık Rumlar bulundukları bölgelerde isyanlar çıkartmaya çevreye zarar vermeye başladılar. Trabzon’da organize olan bir gurup Rum da başlarında Trabzon Rum metropoliti Hyrsantos başkanlığında Fransız gemisiyle, Ordu’ya gelip gemiden sandallara inip iskelede ellerinde yunan bayraklarıyla bekleyenlerle birlikte; Ordu Vilayet binasını ele geçirdiler. Bina önündeki üç hilalli bayrağı indirip, bayrak direğine kendi bayraklarını çektiler.

Bu tarihte Ordu’nun toplam nüfusu, 28.982 kişiydi. 1682 Ermeni, 4006’sı Rum ve 23 294 kişide Müslüman Türk’tü.

 

 

Her biri başlı başına güç olan geniş toprak sahibi Ordulu ağalar.

 

Makama oturan eli asalı papazın elini maalesef başta Trabzon’dan gelenler ve Ordu’da oturan sayıları az bazı ileri gelenler de sıraya girerek öptüler. Bu utanç verici tören üç gün devam etti.

Vilayet binasını işgal eden papaz yönetimindeki Rumların, Üç hilalli bayrağı indirip yerine Yunan bayrağını astırarak, yerli halka papazın asalı elini öptürdüğünü duyan Ordu’nun ileri gelen ağaları, başta iki oğlunu şehit vermiş, bir oğlu da Kafkas cephesinden yeni dönen, Osmanlı’nın asker ve cephaneci olarak özellikle Cağanosa yerleştirdiği bir ailenin lideri Gallenco Deli Ali olmak üzere, Feloları, Şifoları, Gallencoları, Aleybeyoları, Poyrazoları, Kadıoları, Kocasanoları, Katırcıoları, Çeleboları, Savaşkanlar, Aliboları, Keleşoları ve hakkını yememek lazım ismini şu an sayamadığım onlarca vatansever aile mensupları çevre köylere haberciler yollayıp, kendileri ile birlikte vatanını, milletini seven herkesi ayaklandırmışlar.

Gürcü dediğimiz ailelerin de katılımıyla gece toplanan vatanseverler sabah namazı sonrası, önde 70 atlı arkasında toplanıp gelen yüzlerce vatanseverin dörtnala silah sıkarak şehre girmeleri üzerine işgalciler, üç gün önce geldikleri gibi Fransız gemisine binerek Trabzon’a geri döndüler.

Vilayet konağındaki yunan bayrağı indirilerek, üç hilalli bayrak tekrar göndere çekildi. Bu olay sonrası şehirde yaşayan azınlıklar bir hafta evlerinden dışarıya çıkamadılar. Yukarıdaki fotoğrafta bulunan ağalar, kurtuluş harekâtından sonra asayiş için düzenli toplanmayı gelenek haline getirdiler.

Bunu kimse yazmaz!

Bu olaya hiçbir tarihi araştırmada rastlayamazsınız çünkü Ordu’nun tarihini yazacak bir Ordulu henüz çıkmadı.

O yıllara ait bütün tarihi belgeler ve vesikalarda tapu kayıtlarıyla birlikte çuvallara konularak Vali Kara Cemal ile birlikte Trabzon’a gitti. Yıllar sonra Osmanlı arşivlerinden çeviri yaparak Ordu tarihini yazan Ordulu bir Profesörün o kalın kitabını da inceledim. Köylerde hiç alakasız sülale isimleri gördüm. Benim okuduğum kadarıyla Osmanlıcayı ya kendi yanlış okumuş ya da başka bir yerden yanlış almış. Osmanlıca el yazısını okumak çok zordur. Benim diyen insan okuyamaz. Baştaki hece çok önemlidir. Onu çözdünüz mü gerisi gelir. Daha sonra bu hocanın kitabını kaynak göstererek yazan iyi niyetli arkadaşlar da o kalın kitaptan istifade ederek başka kaynak aramadan aynisini kopya etmişler. Üzüldüm. İstemeden hatayı devam ettirmişler. Oysa Tarih affetmez.”

Durmuş amcanın anlattıkları önceden Rahmetli Çakıroğlu Mehmet amcanın anlattıklarıyla örtüşüyordu. Onlara ilaveten, büyük dedemiz Deli Ali(1864-1932)’nin Topal Osman ağayı adamlarıyla birlikte Orta Oba’da ağırladığını, onlarca koyunu bir seferde kestiğini, beş kişiyi vurmaktan aranan oğlu Kadı Mehmet’i (1897) Kulak Kaya Obası’nda Topal Osman’ın fedaileri arasına kattığını ve diğer iki oğlu Mustafa ve Ahmet’in Sarıkamış’ta şehit olduğunu söylemişti.

Kadı Mehmet ve üç oğlundan da o gidişten sonra hiç haber alınamadığını farklı yerlerde ki çatışmalarda şehit olduklarını Büyük babam Salih Ağa’dan da öğrenmiştim. Topal Osman ağanın da Koçgiri isyanını bastırınca da ganimet olarak aldığı koyunları Ali ağa aracılığıyla büyük motorlar ve yük gemileriyle İstanbul’da satıp kazanılan paraları silah ve mühimmat temini için Mustafa Kemal Atatürk’e ulaştırdığını söylemişti.

 

Çambaşı’ndan Keşkaya Obasına uzanan 29 km.lik yolun yapımı için obalılara önderlik yaparken

 

Dört sene askerlik hizmetinin büyük çoğunluğunu İstanbul Metris’te komutan postası olarak yapan Keleşoğlu Durmuş Remzi Işık, Kışladan postaneye götürdüğü mektup teslimatını yaptıktan sonra hukuk fakültesinde, bazen de tıp fakültesinde dersleri dinlemeye gidip oralarda akşam eder kışlaya öyle gidermiş. Komutanlar da okuma merakı olan bu genç çalışkan askerin bu davranışlarına göz yumarlarmış.

Askerlik sonrası Kadıoğlu Abdullah ağanın kızı Nazmiye Hanım’la evlendi, Durmuş Remzi Işık. Bu evlilikten beş kız iki erkek çocuk sahibi oldu. (Tülin-Mehmet-Türkiz-Nilgün-Emine-Ali-Mümine).

Bütün çocuklarına Üniversite okutup kariyer yaptırdı. Köyünde Muhtarlık yaptı. Atadan, dededen kalma Osmanlı tapusu ile aileye ait olan Keşkaya Obası’na giden, Çambaşı’ndan Obaya 29 kilometrelik yolun açılmasına önderlik edip diğer Oba sakinlerinin de iştirakiyle öküz arabalarıyla yolun açılmasını sağladı.

Yeniliklerin öncüsü

Köyde daha önceleri mısır tarlası olan 500 dönümlük arazisine fındık dikerek köy halkına örnek oldu. Fındık üreticileri için kurulan Tarım Kredi Kooperatifi kurucu üyeliği yaptı. Kendi gayreti ile Osmanlıcayı öğrendi, okumaya merak sardı. Araştırma amaçlı kültür gezileri yaparak bilgi dağarcığını geliştirdi.

22 Mayıs 2015 tarihinde vefat etti.

Geç tanıdığım yeri doldurulamaz derya bir büyüğümüzdü. Anlattıklarını yazarak tarihi bir görevi yerine getirdim.

Nur içinde yat Durmuş Amca…

 

Cep telefonu ile çektiğim, aslı Durmuş amca arşivinde olan bir fotoğraf.

 

 

 

 

DİĞER YAZILAR
Sende Yorumla...
Kalan karakter sayısı : 500
İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR X
YENİ ORDUSPOR'DA İPLER KOPTU
YENİ ORDUSPOR'DA İPLER KOPTU
MESUDİYESPOR, YENİ SEZONU İPLE ÇEKİYOR
MESUDİYESPOR, YENİ SEZONU İPLE ÇEKİYOR