ORADAN BURADAN ŞURADAN…
Oğuz Selim Yazıcı

ORADAN BURADAN ŞURADAN…

Bu içerik 106 kez okundu.
Reklam

Bu günlerde toplumun hepsinin bir ağızdan koro şeklinde dile getirdiği duygu “güven” .

Herkesin “güven” ile ilgili kötü bir anısı var. Güvensizlik tavan yapmış. Seçimlerde kazanan/kaybeden adaylar “güvensizlikten” yakınıyor. Bir daha “ölse dönüp bakmam”, “Daha beter olsunlar” söylemleri havada uçuşuyor.

Güven konusu en çok ta ekonomik anlamda işlevselliğini koruyor. “Mezardan babam çıksa, bankadan para çektim bana kefil ol dese olmam” diyebilecek, dedirtecek söylemler.

Ne oldu da böyle oldu.

Bir zamanlar elden borç vererek veya alarak getirdiğimiz ay sonlarına ne oldu?

İnsanlar en yakınlarını bile “dolandıracak” alıp vermeyecek, ödemeyecek ama toplumda adamım diye gezecek yüzü/yüzsüzlüğü nereden buldular. Ne zamandan beri insanlık görevini yaparak, borç veren, kefil olan “enayi, keriz” diye adlandırılmaya başladı. Ne zamandan beri tamam kefil olan, borç veren suçlu ama “ödemeyip/dolandıranın” hiç mi suçu yok? Noktasına gelindi. Ne zamandan beri dolandırıcılık öyküleri “kahramanlık öykülerine” dönüştürülerek, dolandırıcıya çay söylenip nasıl dolandırdığı anlattırılarak “kahkahalar “ atıldı.

İşte o gündür bu gündür “güven” denilen duygu kayıplara karıştı. Hiç kimseyi görmek, insancıl hiçbir ilişkiye girmek istemiyor. Toplum insanı yoruyor. İşin aslı herkes yorulduğunu söylüyor. Tüm söylemler “yalnızlık, sessizlik, huzur” üzerine.

Neden böyle oldu?

İnsanlar arasındaki gelir farkı ters orantı ile değişim gösterse de kültür alanında ki gelişme ekonomik alandaki gelişmeye paralel yürümedi. Bu insanların bir birileri ile konuşabilecekleri ortak “konu” noktasında sıkıntı yarattı. En çok konuşulan konu “maç ve siyasetti” O da su koyuverdi. Hiç maç izlemeden maç yorumu yapan, ezberine aldığı birkaç cümle ile hitap eden insanlar türedi. Bilinçli insan artık teneke gürültüsü dinlemek istemediğinden konu kapandı. Siyasi anlamda hiçbir birikimi olmayan, hayatında tek bir kitap okumamış, gazetelere en arka sayfadaki spor bölümümün büyük puntolu yazıları ile bakan insanlar neredeyse siyaset meydanında siyaset yorumcusu olmuş. Anlamlı olarak söylediği hiçbir şey yok. Fındık, fıstık yiyip, boş boş konuşuyor.

Bilinçli insan teneke sesinden mustarip. Söylüyor, anlatıyor, izah ediyor. Hatta bazen olayların tarihsel sürecine filan girip bayağı bir emek ediyor. Ama teori “sen ne anlatırsan anlat, anlattığın şeyin anlaşılabilirliği anlattığın insanın anlayabildiği kadardır” diyor.

O zaman ne oluyor. Her kesimden, her seviyeden insan batan bir gemi, bir ada ve bir Cuma istiyor.

Kültür erozyonu, kültürün yozlaşması dediğimiz şey budur.

Sınıf öğretmenlerinde ilk okuma-yazma öğretirken okuma daima yazmadan önde gider. Yazar ama okuyamaz örneği hemen hemen hiç görülemezken, okur ama yazamaz örneği çok rastlanan bir durumdur. Öğretmenler iki etkinliği de bir arada eşit olarak yürütmeye azami gayret gösterirler.

Toplumda da toplumun gelir seviyesindeki iyileşme toplumun kültürel yapısına etki etmezse toplumsal sıkıntılar çıkar. Ekonomik gelişme ile kültür alanındaki gelişme üç aşağı, beş yukarı paralel yürümelidir.

Naçizane…

 

DİĞER YAZILAR
Sende Yorumla...
Kalan karakter sayısı : 500
İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR X
YENİ ORDUSPOR'DA 'SESSİZ' SÜREÇ!
YENİ ORDUSPOR'DA 'SESSİZ' SÜREÇ!
ANTRENÖRLERDEN ÖNEMLİ ZİYARET!
ANTRENÖRLERDEN ÖNEMLİ ZİYARET!