istanbul escort
Oyuncağını kaybeden çocuk
Coşkun Özbucak

Oyuncağını kaybeden çocuk

Bu içerik 121 kez okundu.
Reklam

         Çocuk deyince oyuncak, oyuncak deyince de çocuk akla gelir. Bir bütünlük oluştururlar.

         Mahallenin birinde bahçeli bir evde yaşayan bir çocuk vardır. Çok mutludur. Elini sallasa onlarca oyuncak, öbür elini sallasa bahçede meyvelerin bolluğu. Bu çocuk, komşu çocuklarının bahçelerine girmesine, oyuncaklarıyla oynamasına asla izin vermez hatta onların elinde gördüğü oyuncakları da kıskanır.

         Oyuncaklarındaki küçük bir arıza, yıpranma dünyasını karartır. Hem elindeki oyuncakları bozulmayacak, azalmayacak hem de başkalarında olanlardan güzeli, dayanıklısı kendisinde olacak. Aksi olursa kıyamet koparır.

         Mevsimin bahara döndüğü, bahçede çiçekler patlamaya başladığı; ağaçların çiçeklendiği; havanın ısınmaya başladığı gülerden bir gün dünyası altüst olur çocuğun.

         Çok sevdiği oyuncaklarından biri (aslında oyuncaların hepsini sever) kaybolur. Kıyamet koparır. Sabah işe gidecek olan babasının paçasına yapışır; oyuncağı bulmadan gitmesini istemez. Gözyaşları döker. Babası, oyuncağının çok olduğunu, bu kadar üzülmemesi gerektiğin söyler ama söz dinletemez. Baba işyerine telefonla rahatsız olduğunu, gelemeyeceği yalanını söylemek zorunda kalır. Anne bir taraftan, baba ve çocuk bir taraftan evin altını üstüne çevirirler ama bulamazlar oyuncağı.

         Çocuk, oyuncağının çalındığını iddia eder. Karşı komşu çocukların oyuncaklarını kıskandığını söyler. Baba böyle bir şeyin olamayacağını bilir ama bir şey de diyemez. Çocuğu oyalamak için, “Ben onların babalarıyla konuşurum. Çocukları elinde görürlerse haber verirler.” der. Çocuk sevinir, susar. Baba, öğleden sonra işe gider.

         Baba akşam eve geldiğinde, “Komşularda yok oyuncağın.” der demez yeniden ağlamaya başlar çocuk. Oyuncağı nerededir, nasıl kaybetmiştir bir türlü akıl erdiremez. Dünyası kararmış, diğer oyuncaklarının bir değeri kalmamıştır. Varsa da yoksa da kaybolan oyuncağı ister. Baba, yenisini alırız, dese de dinlemez, anlamaz. Sanki vücudundan bir parça kopmuş gibi canı yanar, susmak bilmez.

         Babası, çocuğa, “Oyuncaklar kaybolur, kırılır, yıpranır. Üzülme.” der. Çocuk, babasına ağlamaktan kızarmış gözlerle bakar ama babasının söylediğinden bir şey anlamaz. O, çok sevdiği oyuncağını kaybetmiştir. Gerçek olan budur.

        

         

DİĞER YAZILAR
Sende Yorumla...
Kalan karakter sayısı : 500
İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR X
ENGELSİZLER ORDUSU'NDA HEDEF TUTTU
ENGELSİZLER ORDUSU'NDA HEDEF TUTTU
BU BAŞARI KARATAŞ VE EKİBİNİN!
BU BAŞARI KARATAŞ VE EKİBİNİN!