Cezaevindekiler
Coşkun Özbucak

Cezaevindekiler

Bu içerik 313 kez okundu.
Reklam

 Sabahattin Ali’nin “Duvar” adlı öyküsünü okudum, düşüncem değişti.  Yazar öyküde cezaevinde bulunan insanların dışarıyla ruhsal ilişkisine değiniyor. Bunu okuyana kadar ben farklı düşünüyordum. Okurken çocukluk ve gençlik dönenimin deniz manzaralı cezaevini anımsadım.

         Öyküsünde şöyle yazmış yazar: “Bir mahpusu dünya ile hiç alakası olmayan bir zindana kapamak ona en büyük iyiliği yapmaktır. Onu en çok yere vuran şey, hürriyetin elle tutulacak kadar yakınında bulunmak, aynı zamanda ondan ne kadar uzak olduğunu bilmektir.”

         Cezaevinde yatmadım. O duyguyu pratik olarak bilemem ancak okuduklarım, dinlediklerim kadar biliyorum. Bu öyküyü okuyunca çocukluğum-gençliğimin önemli anısı yeniden canlandı gözümün önünde.

         Efirli Cezaevi yapılmadan önce Ordu Cezaevi, şehir merkezinde deniz kenarında kiliseydi. Eskiden kilisenin duvarı denizle iç içe imiş. Karayolu için deniz doldurulunca deniz yaklaşık 100 metre uzaklaşmış durumda. Yolun deniz tarafı ise gezi yolu olarak yapıldığından Ordu halkı özellikle akşam ve geceleri dolduruyordu buraları. Arka tarafında ise mahalle yolu (karayolu öncesi şehirlerarası yoldu) bulunuyor. Kilise, cezaevi olarak kullanıldığı dönemlerde üst yoldan bahçede voleybol oynayan, volta atan mahkumları seyrederdik. Sahilde biz dolaşırken yukarıdan aşağı da mahkumlar bizi, denizi ve şehri seyrederlerdi. Cezaevinin her iki tarafından da baktığımızda, “Mahkumların keyfi yerinde, manzaralı cezaevinde yatıyorlar.” diyorduk. Bu bizim dışardan cezaevine bakarken oluşan düşüncemizdi.

         Sabahattin Ali’nin “Duvar” öyküsünü okuyana kadar dışardan bakışım egemendi. Sebahattin Ali’nin Sinop Cezaevi’nde yattığı dönemle ilgili öyküsü (Öyküde isim vermiyor ama anlatım Sinop olduğunu belli ediyor.) beni, içeride yatanların duygusuyla tanıştırdı. Ben (herkes) dışarıdan “kilise” cezaevine bakarken bize bakanların keyiflerinin iyi olduğunu sanıyorduk oysa yazarın dediği gibi onları “yere vuran şey” bizleri görmeleriymiş.

         Özgürlük, kollarını uzatabildikleri kadar yakın ama uzatabilseler! Aslında içten içe çürürlermiş de haberimiz yokmuş.

         Sahilde eşiyle, sevgilisiyle, çocuğuyla, arkadaşıyla, annesiyle, babasıyla gülerek, kol kola, el ele dolaşanları gören mahkumlar; yanlarında eşini, sevgilisini, çocuğunu, arkadaşını, annesini, babasını isteseler olmayacağını bildikleri için “isyan” etmezler mi? Etmişlerdir mutlaka ama biz fark edemedik o zamanlar. Hatta el de salladık onlara; belki de el sallayışlarımız “hançer” olmuş, yüreklerine saplanmıştı, bilemedik.

         Nerede durduğumuz, nereden baktığımız, duygumuza ve düşüncemize yön veriyor ama diğer tarafta olmayı da duyumsayarak başkalarının duygularını, düşüncelerini de anlamalıyız.

 

DİĞER YAZILAR
Sende Yorumla...
Kalan karakter sayısı : 500
İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR X
YENİ ORDUSPOR'DA HAREKETLİLİK SÜRÜYOR
YENİ ORDUSPOR'DA HAREKETLİLİK SÜRÜYOR
HAKEMLER ULUGÖL'DE KAMPA GİRİYOR
HAKEMLER ULUGÖL'DE KAMPA GİRİYOR