KARNELER YAKLAŞIRKEN... (Tatil ve Ödül)
Oğuz Selim Yazıcı

KARNELER YAKLAŞIRKEN... (Tatil ve Ödül)

Bu içerik 110 kez okundu.
Reklam

Zaman çabuk geçiyor. Bir su misali akıp gidiyor. Başladı, başlamadı, öyleydi, böyleydi derken eğitim-öğretim de birinci yarıyılın sonuna geldik. Şimdi tatil zamanı, şimdi karne zamanı.

Çocuklar böyle zamanları, özellikle karne zamanlarını bir ödülle taçlandırma geleneği oluşturmuşlardır. Karnem çok iyi mutlaka ödüllendirilmeliyim düşüncesi, hatta şimdiden, ne alacaksın bana? Nereye götüreceksin beni? Pazarlıkları başlamıştır zannediyorum.

Peki, ödül nedir? Gerekli midir? Ödül başarıyı pekiştirir mi? Ödül öyle bir güçtür ki doğru kullanılıp doğru ve istenilen davranışları kalıcı hale getirmek gibi bir görev üstlendiği gibi, çocuğun normalde yapması gereken yaşamsal bir etkinliği görev haline dönüştürebilir. Yaşamın içinde insanları “ödül yoksa bende yokum” noktasına getirebilir.

Her sabah kalktığında yatağını toplayan, odasını, masasını düzelten bir çocuğa, bu işler karşılığında “ödüllendirme” yaparsanız artık yapılan iş yaşamın normal işleyişinden çıkarak “görev” haline gelmiştir. Ödül yoksa iş yok diyebilir.

Ödüllendirme yaşamın gereklerini, oyunu bir göreve dönüştürmemelidir. Bu durumu çok yakın zamanda karşılaşacağımız “karneler” ile bağdaştırırsak, çocuğun ödevlerini yapması, mümkün olduğu derecede yüksek ortalama getirmesi, başarılı olmaya çalışması zaten yapması, uğraşması gereken davranışlardır. Zaten yapması gereken bir işlevi yerine getiriyor diye ortaya “ödül” koyulması artık “ödülsüz çalışmam” gibi bir davranışa yönelmesine neden olabilir.

Bu durumda ebeveynin aklına gelen soru “Hiç mi ödül vermeyeceğiz?” olabilir. Ödülün “öğrenmeye dayalı” alanlarda çok etkili olmadığı bu alanda yapılan araştırma sonuçlarından anlaşılmaktadır.

Ödül bedenen, fiziki olarak yapılan çalışmalarda isteklenmeyi artırdığı için fayda sağlamaktadır. Bu durumun ekonomiye “götürü iş” ”parça başı iş” şeklinde yansımalarını görebiliriz.

Bizim çocuklarımızda yaratmak istediğimiz düşünce, yaşam tarzı “içsel isteklendirme” ile inanarak bir etkinliği yapmasıdır. Siz çocuğunuza okuduğu kitap başı X TL verdiğinizde kitabı okuyor, parayı vermediğinizde okumuyor ise bu ödüllendirme yanlıştır.

Ebeveynler ve eğitimciler olarak bizim hedefimiz çocukları kendi kendine ders çalışma, kendi kendine kitap okuma, kendi kendine araştırmalara yönelme, ödev yapma gibi etkinliklere yöneltmek olmalıdır.

Özetle; Ebeveyn olarak sizlerin yaşamın içinde nasıl görevleriniz varsa, çocuklarınızın her türlü fiziki, sosyal işleri, eğitimi için çabalayıp çalışıyorsanız, çocuklarınızın da “çocuk” olarak yapmak zorunda oldukları işler, yaşamın içinde var olabilmeleri için almak zorunda oldukları bir eğitim süreci vardır. Çok dikkatli davranarak yaşamın gereklerini, oyunları ödüle dönüştürmeyiniz. Özellikle eğitimsel alanda ödül olumsuz sonuçlara yol açabilmektedir.

Tatil boyunca çocuklarınızın karnesi iyi olsun veya olmasın (iyi olmayan karne yok bu devirde) çocuklarınızın eksikliklerini tamamlamalı, onları tatil boyunca sinema tiyatro gibi kültürel etkinlikler başta olmak üzere gezdirmeli, kendi kendilerine kitap okuduklarında mutlu olmalarını sağlamaya çalışmalısınız. Mümkünse yaşıtları ile serbest oyunlar oynamasına fırsatlar yaratmalı mutat yapılması gereken, yaşamın içinde bulunan işlevsel etkinlikleri bir görev haline çevirmekten kaçınmalısınız. Dur Şimdiden İYİ TATİLLER…

DİĞER YAZILAR
Sende Yorumla...
Kalan karakter sayısı : 500
İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR X
"BİR ÜST LİGE ÇIKACAĞIZ"
KARAGÖL'ÜN HEDEFİ 2020 TOKYO!
KARAGÖL'ÜN HEDEFİ 2020 TOKYO!