Şimdi ne yapıyorsun?
Coşkun Özbucak

Şimdi ne yapıyorsun?

Bu içerik 448 kez okundu.
Reklam

         İnsanlar birçok tarihi olaylarla yüz yüze gelebilirler. Olayların her biri ayrı bir deneyimdir gelecek için. Zaten geçmişten dersler çıkararak geleceğin yönünü belirlemez miyiz?

         Tarihi süreçler deyince toplumsal altüstlerin yaşandığı dönemleri vurguluyorum. Geçmişi değerlendirdiğimizde 27 Mayıs, 12 Mart, 12 Eylül başta olmak üzere toplumsal yaşamı altüst eden dönemler yaşandı. Acılar yaşandı; ölüm, işkence, cezaevi süreçleri.

         Bugünü ve yarını konuşurken geçmişten örnek vererek anlatımlar eksik olmaz. Neler yaşanmıştır, ne zorluklar çekilmiştir ama bugün bunu anlayan, değer veren yokmuş! Dertler sıralanır… Aslında bu dert yananlar, “geçmişin mirasından” yararlanmak isterler ama umduklarını bulamadıklarından bugünkü sorumluluklarından kaçışı gizlemek için “isyan” ederler.

         Ülkenin bağımsızlığı, demokrasi için verilen mücadeleden özel çıkar beklemenin dışa vurumu oluyor aslında bu serzenişler.

         “Bedeller ödemek” kavramı da o kadar kullanılır ki, bezdirirler… Bedel ödemek, insan olmanın gereği değilmiş gibi.

         Geçmişi bir efsane, öykü gibi anlatanlar; bugünden kopuk, gelecekle ilgili kaygısı olmayan mirasyediler oluyor. Bugünü ve yarını sorduğunuzda ezberlemiş gibi dün neler yaptıklarını anlatırlar. Tüm ısrarlara karşın bugüne gelmezler-gelemezler. Çünkü bugüne gelirlerse taşın altına ellerini sokmak zorunda kalacaklar. Bu nedenle de geçmişi yaşayarak ömür tüketirler.

         İnsanlığa hizmet etmenin bir süresi varmış gibi davranılır. Ortam gergin olduğunda, can pazarı yaşandığında ortada olmayanlar, küçük bir hareketlilik olduğunda çıkarlar meydana ahkam keserler… Bir kişiyi ya da partiyi, sendikayı örnek vermiyorum Alışkanlıktan söz etmek istiyorum. Bir partinin ya da sendikanın (vb.) başkanlığına aday olanlar kazanamadıkları zaman sendikal ve siyasal mücadelenin bittiğini-anlamsızlaştığını söylerler. Çünkü her şey kendilerinin var olduğunda anlamlaşır! Kendi önderlikleri yoksa gerisi de yoktur. Aklıma o kadar çok bu özellikleri taşıyan isimler geliyor ki...

         Bir de “çok çalışanlar” var. Seçimden seçime iki-üç ay dolaşırlar; evleri, kahveleri, meydanları gezerler, emek verirler. Anlatırlarmış ama halk yine başkasına oy verirmiş. Kızarlar, söylenirler. Çok uğraştıklarını anlatırlar. Ama günlük çalışmayı planlamazlar - planlayamazlar. Bir kez anlattıklarında, belgeler sunduklarında halkın değer yargılarını, inandıklarını terk edeceklerini beklerler. Beklentileri olmadığında da (olmaz zaten) kızarlar. Suçu kendi eksikliğinde değil, başkasında ararlar.

         Böyle iki kesim var. Çok çalıştıklarını, mücadele ettiklerini söylerler ya, şimdi ne yaptıklarını sorduğumuzda, yine; bu zamana kadar çok çalıştıklarını söylerler. Yani bugün tembellik yaptıklarını söylemeye cesaretleri yoktur.

Dünü yaşayarak bugünü; bugünü yaşayarak dünü inkar edenler yok oluşlarının fermanını vermiş olurlar.

DİĞER YAZILAR
Sende Yorumla...
Kalan karakter sayısı : 500
İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR X
YENİ ORDUSPOR'DA HAREKETLİLİK SÜRÜYOR
YENİ ORDUSPOR'DA HAREKETLİLİK SÜRÜYOR
HAKEMLER ULUGÖL'DE KAMPA GİRİYOR
HAKEMLER ULUGÖL'DE KAMPA GİRİYOR