KENTİ YÖNETENLER
Ali Öztürk

KENTİ YÖNETENLER

Bu içerik 251 kez okundu.
Reklam

                Geçtiğimiz aylarda vefat eden Ordu Sevdalısı Hrant Bakır için İstanbul’daki  Güzelordu  Kültür ve Sanat Derneği,  Şişli’deki bir  salonda 'Anma Gecesi' düzenlemiş. Bu geceye katılan eski  Kültür ve Turizm Bakanlarından hemşehrimiz Ertuğrul Günay,  "Ordu’da son zamanlarda kenti, çocukluğunu  kentte  yaşamayan ve  nostaljisi  olmauan kişiler  yönetti" diye eleştiri dozunda bir serzenişte  bulunmuş.

                Bir kentin  belediye başkanının ve yönetiminin o    kentte çocukluklarını   yaşamamış olmaları  gerçekten Günay’ın da dediği gibi  önemli  bir eksiklik  olabilir  mi?

                Acaba  Ordu’daki geçmiş yerel yönetimlerdeki söz sahibi olan kişiler, çocukluğunu kente yaşamış kişiler olaydı, belli bir kuşağın ortaokul ve lise anılarını yaşadığı,   eski Ordu Merkez   Ortaokulu ve Lise binası yıkılıp yok edilir miydi?

                Ya bir zamanlar futbol maçlarının oynandığı, milli bayramların kutlandığı, cambazların  telde yürüdüğü, fındık mevsimlerinde uçan salıncakların ve halkacı çadırlarının kurulduğu, siyasi mitinglerle   başka çeşitli  etkinliklerin de yapıldığı Millet Düzü, sebze pazarı yapılır mıydı ?

                Bence burada bütün mesele kenti yönetenlerin zihniyetidir. Eğer yönetenler, ranttan ziyade kentin otantik dokusunu, tarihi kimliğini ve nostaljisini önemsiyor şehirciliği de biliyorlarsa, o zaman çocukluk çağlarını   o kentte yaşayıp yaşamadıkları  o kadar da önemli değildir.

                Nitekim geçmişte sahile çok katlı apartmanların  dikilmesine göz yuman yönetimdekilerin çoğu, çocukluk çağları  Ordu kent merkezinde geçmiş kişiler değil miydi?Sayın Günay da bunu pekala  bilmektedir.

                Bakanlığı döneminde kente kültür merkezi yapılmasını sağlayan Günay’ın, rantçılığı önemseyen bir siyasetçi olmadığını, herhalde belirtmeme gerek yok. O da Taşbaşı Mahallesinin önünde mandalina bahçeleri olan beyaz badanalı bağdadi evlerinin nostaljisini en az bizim kadar yaşıyor olmalı ki, Menekşe Sokakta bakir kalan  otantik evlerinin restore edilmesine önemli katkıları olmuştur.

                Keşke geçmişteki  yerel yöneticiler de O’nun gibi düşünmüş olabilselerdi.

                Maalesef olamadılar ve kentin otantik mimari dokusunu hiç önemsemediler.

             O zaman   iyisi mi gelin biz 1950 lerin Ordu kentini şiirle şöyle bir yad edelim.

                HEY GİDİ GÜNLER
Ordu'yu seyrediyorum mazinin penceresinden,
Bu zamanın, bu anın seneler öncesinden...
Kendimi varsayıp bir hayâl aleminde,
Sahil boyu yürüyorum bir sonbahar gününde...
Mahalle arkadaşlarımı görüyorum kumsalda,
Çiftkale maç yapıyorlar Buzhanenin önünde...
Denizin ortasından patırdayarak gidiyor
Bordo renkli bir çapar...
Yine bugünkü gibi uçuşuyor, çığlık atıp martılar.
Deniz sakin sütliman, hava da güzel gayet,
Kumsalda ise ha gayret,
Bereketli bir manyet çekiyor balıkçılar...
Taşbaşından gülümsüyor beyaz badanalı bağdadi evler,
Sanki Boztepenin gerdanına inci gibi dizilmiştir.
Önlerindeki bahçelerinde mandalina ağaçları,
Dallarında mandalinalar altın gibi sapsarı !
Bu güzel bahçeler, bu bağdadi şirin evler
Bilmezler ki...Bilmezler ki bir gün gelecek
Yerlerine insafsızca dikilecek
Beton yığını çok katlı ucube devler.
Ordu'yu seyrediyorum mazinin penceresinden
Bir rüya görür gibiyim seneler öncesinden
Görülen bir rüyadır artık yorsak da yormasak da hayıra..
Bir hafta günü Takıl Pazarı dönüşmüş panayıra...
Köyden gelen kadınlar yağ, yoğurt, yumurta pazarlıyor.
Nuri Çavuş öfkeli, ortalığı kirleten birini azarlıyor...
Pazardaki bir esnafsa köylüden yağ almış, 
Hesaplarken parasını;
Köylü diyor ki," çok düşüsin emice küleğin darasını"
Birden bir ses yükseliyor İspirli'nin fırını tarafında
Kemençeci Kör Osman bu,
Köylüler halka olmuş dinliyor etrafında...
Türkü yakmış geçen ay Kömür Pazarında vurulan delikanlıya,
Lanetler yağdırıyor vuran eli kanlıya...
İnliyor nağmeler kemençe tellerinde,
Ağlıyor nineler mendili ellerinde...
Bir yandan söylenirken bu ağıt,
Radyolu hamal Koreli İzzet, elinde bir tomar basılı kağıt
Sıtma görmemiş o çatlak sesiyle,
Gürgentepe'de kaynanasını girebisiyle
Keserken taş olan gelinin destanını satıyor.
Bu asılsız olayı olmuş gibi de anlatıyor.
Deli Abdullah:
"Olur mu ulan böyle şey !" deyip sinirlenmiş sövüyor
Harun Usta ha gayret dondurmayı dövüyor.
Pazara gelenlerin mümkün müdür hiç yemeden durması,
Baldan kaymak sanki Harun'un dondurması..
Sucu Hasbi, başında ak külahı, sırtında süslü güğümü
Var gücüyle bağrıyor...
Yüreği yananları su içmeye çağrıyor.
"Buz iç buzzz!...Çobanbağırtandan iç !"
Şebeke suyu buz atıp soğutmakla
Yayla suyu olur mu hiç ?...
"Keskin bit ilaçları, boynuz baş tarakları, 
Yirmi telli don lastiği, DDT var!.."diyor
Bir başka seyyar satıcı
Dolaşıyor pazarı ha bire bulmak için alıcı..
"Yazıyooor" diye bağırıyor gazete satan çocuk,
Flaş bir haber varmış gibi adeta
Ne var ki yazılanı değil de,
Kendi tekerlemesini sıralıyor kerata:
"Deli Eminenin yayığını, 
Akifin kayığını, 
Keçiköylünün ayığını,
Ünyeli Memedin bıyığını yazıyor!..."
Ordu'yu seyrediyorum mazinin penceresinden
Bir telaş görüyorum seneler öncesinden..
Ağustos aylarında bu fındığın telaşı,
Kepelek Mustafayla Yılancı Osman bu yıl da,
Çarşı amelesini paylaşan iki rakip dayıbaşı..
Kopup gelmiş Aybastı, Gürgentepe, Gölköy, Korgan
Ellerinde teneke, sepet, sırtlarında yorgan
Bütün fındık amelesi Köprübaşını tutmuş mekan
Karısını, çocuklarını, yaşlı anasını dahi getirenler var yanında...
Bahçe sahiplerini bekliyorlar, Yürürlerin hanında !
Gel gör ki birazdan fındık bahçelerinde ne türküler çağrılacak
Coşkuyla havaya kim bilir kaç mermi sıkılacak...
Ağustosla Eylüle erkek ayları derler;
Fındık harmana bir gelsin hele...
Artık para bulunur tekir kedide bile...
Ne var ki, fındığın parasını 
O kadar çok, o kadar çok ki kestirenler gözüne
Uçan salıncaklarla, çadır tiyatrosu kurulmuş bile
Çoktaaan Millet Düzüne !
Ordu'yu seyrediyorum mazinin penceresinden
Bugünleri görür gibiyim seneler öncesinden
Fındık bahçeleri arasından kıvrılan köyün çamurlu dar yolunda
Ayağında kara lastikle bir çocuk,
Kente doğru yürüyor, bohçası var kolunda..
Yoğurt bakracını ise diğer eline almış..
Yüzü şehre dönük ama aklı yine köyünde kalmış..
Ortaokula gidiyor besbelli, başında sarı şeritli okul kasketi
Yazık, daha şimdiden düşmüş yüreğine nenesinin hasreti
Bakraçında yoğurdu, bohçasında;
Turşusu, çökeleği ve biraz da sacda pişmiş darı ekmeği...
Kiralık köhne bir şehir odasında bir haftalık yemeği..
Lakin yürüyor hayaline koşar gibi...
Attığı her adımla bir engeli aşar gibi !...
Ordu'yu seyrediyorum mazinin penceresinden
Ne insanlar görüyorum seneler öncesinden
Sanki süzülür gibi damla damla tülbentten
Göç etmişler o aleme bu güzel, şirin kentten
Hayal olmuş cisimleri,
Albümlerde, arşivlerde resimleri,
Mezar taşlarında yazılı şimdi artık isimleri...
Bir buruk tebessüm ve rahmetle anarken onları ben,
Hep o şarkının sözleri gelir geçer içimden;
Dünyada ölümden başkası yalan !
Ve ardından şu cümle uçuverir dilimden:
BİR HOŞ SEDAYMIŞ BU KUBBEDE BAKİ KALAN !

               

 

DİĞER YAZILAR
Sende Yorumla...
Kalan karakter sayısı : 500
İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR X
Vefat Eden Hemşerilerimiz (11.12.2018)
Vefat Eden Hemşerilerimiz (11.12.2018)
Vefat Eden Hemşerilerimiz (29.10.2018)
Vefat Eden Hemşerilerimiz (29.10.2018)