Akşam güneşi
Coşkun Özbucak

Akşam güneşi

Bu içerik 115 kez okundu.
Reklam

 

 

         Çocukken oyuna öyle kaptırırdık ki kendimizi akşam olduğunu bile fark edemezdik. Ancak, adlarımızla eve çağrıldığımızı duyunca fark ederdik akşam olduğunu, istemeye istemeye evin yolu tutardık. Dağılırken de “Evi olan evine, olmayan sıçan deliğine” diye bağırırdık.

         Akşam oldu evin yolunu tuttum. Biraz da erken geldim. Oğlum İstanbul’a gidecekti. Yol ettim, balkona çıktım. Akşamları yaz serinliğinde balkonda kitap okumayı seviyorum. Okumaya başladığım iki kitap ve aylık dergiler balkonda masadaydı. Gülsüm Cengiz’in Kor yayınlarından çıkan denemelerinin toplandığı UMUT HEP VARDIR kitabını kaldığım yerden okumaya başladım.

         İki denemeyi okudum, üçüncüye başlamadan dışarıya şöyle bir baktım. Karşımda kocaman kızıl dağ duruyordu. Bir tarafı gri, bir tarafı kızıl bir deniz, üzerinde bembeyaz bir bulut. Onun üzerinde ise kızıl bir dağ. Dağların arkasındaki güneş yükseklerdeki bulutu kızıla boyayarak farklı bir atmosfer oluşturmuştu. İnadına direniyordu aydınlık.

         Elimdeki kitabın adıyla “direnen aydınlık” çok güzel uyum sağladı. Kitabın tüm denemeleri “UMUT” aşısı yapıyordu, bir de kızıl dağı karşımda görünce katlandı içimdeki UMUT.

         Batan güneş direniyordu, yine geleceğim diyordu tüm baskılara inat. Direncinin son anına kadar aydınlatma görevinden vaz geçmiyordu. Örnek oluyordu insanlara.

         3. Havalimanı işçileri içten içe biriktirdikleri öfkeyi dışa vurdular. İş cinayetlerinde arkadaşların kaybettiler, bu gerçek saklandı. Ücretleri verilmedi, kölece çalıştırıldılar, bit-pire içindeki yatakhanelerde yatmak zorunda bırakıldılar. İçlerindeki inanç ve umutla tek vücut oldular, haykırdılar. Artık yürekleri aydınlanmıştı. Kendi ışıkları tüm karanlıkta olanlara umut oldu. Karanlık yok oldu ama gerçeği çarpıtanlar da oldu. “İkinci Gezi ayaklanması” olarak nitelendirdiler işçilerin hak talebini. 3. Havalimanında güneş doğdu, her taraf aydınlandı. 3. Havalimanından doğan güneş, balkondaki manzara gibi ülkeyi de aydınlatmaya başlayacak. Yani olmaz denileni başardılar ve yeni bir UMUT oldular. Karanlığın içinden doğan her ışık gibi.

         Ordu‘da da karanlıklar dağılmaya başladı. Özellikle fındık üreticilerinin beklentiye sokulma geleneği altüst oldu. Tüm Köy Sen ısrarla karanlığın dağıtılması, gerçeğin görülmesi için ışık oldu. Derin bir sessizlik- suskunluk içinde UMUT oluşturdu. Kimileri belki yetersiz görebilir yapılanları ama bir iradeyi ortaya çıkardı.

         UMUT, hareket olduğu sürece yeşeriyor. Oturulan yerden, masa başından UMUT yeşermiyor. İşçiden, üretici köylüden yana: emek ve demokrasi için verilen uğraştan oluşuyor UMUT. 

DİĞER YAZILAR
Sende Yorumla...
Kalan karakter sayısı : 500
İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR X
Vefat Eden Hemşerilerimiz (29.10.2018)
Vefat Eden Hemşerilerimiz (29.10.2018)
Vefat Eden Hemşerilerimiz (25.10.2018)
Vefat Eden Hemşerilerimiz (25.10.2018)