Ekrem Yılmaz; Namı diğer ‘Kel Ekrem’
Yavuz Kalyoncu

Ekrem Yılmaz; Namı diğer ‘Kel Ekrem’

Bu içerik 330 kez okundu.
Reklam

 

 

Ordu şehrinin merkez nüfusunun 17 binlerde olduğu, henüz karayolları ağının yeterince olmadığı, yol yapımında asfalt malzemelerin kullanılmadığı yıllarda nakliyecilik yapan, şirin Ordumuzun ilk şoförlerinden, ilk avcılarından herkesçe tanınan, sevilen bir büyüğümüz Ekrem Yılmaz namı diğer “Kel Ekrem” abi ile Kumbaşı’ndaki evinde dünden bugüne Ordu’yu konuştuk.

 

  Ekrem Yılmaz abiyi ziyaret.

Ordu taşımacılığında birkaç isim sayın derlerse sayacağım ilk üçteki şoförlerden birisidir Ekrem amca. 1956 yılında, benim doğduğum sene başladığı taksiciliğe 2016 yılına kadar 60 yıl devam etmiş duayen şoförlerimizden.  “Bütün Ordu birbirini tanırdı bizim zamanımızda” dedi ve Ekrem abi devam etti;

“1933’de Ordu Selimiye Mahallesinde doğdum.. Babam Ulubey Kadıncık köyünden gelip Selimiye mahallesine yerleşmiş. Ziraat dairesine memur olarak işe girmiş. Dört kız, iki erkek, altı çocuğu olmuş. İlkokulu 19 Eylül’de okudum. Okul sonrası babam beni farklı esnafların yanına meslek öğrenmeye verdi. En son ayakkabıcı yanında çalışıyordum. Aklım şoförlükteydi. Farklı şoförlerin yanında çalıştım. Hepsi rahmetli oldu. Mekânları cennet olsun hepsinden de bir şeyler öğrendim. Hatırladıklarım Şoför Ramadan ilk ustam, şoför Şükrü ve en son Yekta Dağaşan’la beraber çalıştım. Ordu toprağa bağlı yaşardı eskiden. Herkes hafta sonları köyüne giderdi. Bir ayakları da köydeydi. Sebzesi, meyvesi, sütü yoğurdu, mısırı, yumurtası köyden gelirdi. Köy yolları topraktı, taşlıktı. Atla ulaşımda yaygındı. Yollarda arabadan çok atlar vardı. Bizim gibi ulaşım ve taşıma işi yapanlara da çok iş düşerdi.  Şehirde yaşadığım için hafta sonları akranlarımın çoğu köylere, yazın yaylaya giderlerdi. Şehirde farklı etkinlikler olmazsa sıkılırdı insan. Futbol oynayıp ava gitmeye başladım. Ben arkadaş canlısıydım. Çok arkadaşım oldu.

      Avcılık Günleri

     Avcılık benim araba sevdamdan sonra en çok zaman ayırdığım hobimdi. 1952 yılında arkadaşım Cemil ustanın yaptığı tek kırma tüfekle ava başladım. Çok iyi köpeklerim vardı. Her taraf bahçeydi Çulluk, bıldırcın, ördek, kaz, yeni av çok boldu. Avı seçip mermi atardık. Vurduğumuz avı eve götürmeden avlakta vurup orada yemeği yapar, yanı sırada biraz demlenirdik.

 

Telat Erdoğan-Lütfü Erdoğan-Tüfekçi Cemil Usta- Kel Ekrem

            Ali Yazıcı’dan on kuruşluk barut kapsül alıp fişek doldururduk. Ali Hadi Altınel-Şeref Alpagut-Lütfü Erdoğan-Telat Erdoğan-Sıtkı Öztürk-Tüfekçi Cemil-Veznedar Kadir–Fıçı Fahrettin-Ali Demirel-Bekir Sağra-Ahmet Türközer-Ali Demirel –Bahri Düzgören, Yorgancı Ali, gibi çok avcı arkadaşım vardı. Çevre illere çok yatılı ava gittim. Bıldırcın, Keklik ve çulluk etinin tarifi anlatılmaz. Kara avı yasak olduğu dönemde de deniz kenarında ve ırmaklarda saçma ile balık avlardık.

Şimdiki apartmanların olduğu Durugöl, eskiden bataklık sazlıktı ve bizim avlağımızdı. Melet Irmağı kuşların göç yoludur. Göçmen kuşlar hep bizim üstümüzden geçerlerdi. Durugöl’de, paşa oğlunun gölünde Melet Irmağı kenarlarında ördekler yaban kuşlar hep yavru yaparlardı. Şimdi anlatıyorum, dinleyenler şaşırıyorlar. Yanlış avlanma, ilaçlama, medeniyet, betonlaşma sevdası hep bu saydığım güzellikleri yok etti.

 

           Kel Ekrem Gelin arabası

Askere gidene kadar çalışmadığım araba kalmadı. Benim haricimde bütün kardeşlerim okudu. Dayım Höllük Mehmet’in babası Adil Mustafaoğlu belediye işletme amiriydi. Diğer Fahri dayım Muhasebe müdürüydü. Ehliyetimi belediyeden Ömer Çavuştan alıp askere gittim, 1952. İstanbul’da önce tabur komutanının şoförlüğünü, daha sonrada 1. Ordu komutanının şoförlüğünü yaptım. İki sene askerlikten sonra Ordu’ya döndüm. Ortak bir kamyon alıp üç sene çalıştıktan sonra 1957 yılında Kumbaşı’nda Uzunoğullarından Necla hanımla evlendim. Taksiciliğe başladım. Ordu’da üç - dört taksici vardı. Yolaşan ile ortak Samsun’dan sekiz silindirli Oldsmobile marka bir Amerikan taksi alıp, durağa girdik.

 

1953, Yalı Caminin önündeki taksi durağı. 

            Taş plakla yolculuk

Ordu’nun kalbi durakta atardı. Her yeni gelen bizim durağa uğramak zorundaydı. Jeep’i de, kamyonu da, taksisi de, minibüsçüsü de, el arabacısı da duraktaydı.

Yalı Caminin önü büyük meydandı o zaman. Arabam benim için çok değerliydi. Deri koltukları devamlı siler parlatırdım. Kaportası kalındı kenarları parlak nikelajlıydı. Bir gün bile kirli kimse görmemiştir arabamı. Yaptığın işe saygı duyacaksın. Teyp yerine plak çalardık arabalarımızda. Müzeyyen Senar, Hamiyet Yüceses, Safiye Ayla, Yıldız Ayhan, Münir Nurettin Selçuk dinletirdim taş plaktan.

            Amerikan arabalarının motorları çok güçlüdür. 1957-59 Chevroletler altı silindirli ve koldan viteslidirler. Bleair olanları vardı, İmpala olanları vardı. Kontakları çok hassastı her şeyle çalışırdı. Her aldığım araba ile çok güzel günlerim oldu.

 

Altta oturan Ohannik’e sattığım Oldsmobile sekiz silindirli taksi.

            Dayımın oğlu Höllük Mehmet futbolcuydu, onu ve arkadaşlarını izlemek için maçlara giderdim. Onları antrenmanlara maçlara devamlı ben götürdüğüm için beni de takımdan sayarlardı. Saha içine girer tel örgülerin içinden sahadan maç izlerdim. Büyüktük ve bir saygınlığımız, ağırlığımız vardı.

 

Ertan Kalay-Çımbış Cengiz(Yılmaz)-Kel Ekrem-Osman Yılmaz-Höllük Mehmet ve oturan Fikri Ayabakan.

 

Saha içinden maç izlerken. Maçlara olan ilgi çok fazlaydı. İğne atsan yere düşmezdi.

Koldan vitesli süspansiyonlu Amerikan arabaları motor olarak çok güçlüydü. Ordu’dan çıkıp Ulubey’e kadar üçüncü vitesi hiç değiştirmeden giderdim. Zaten yollar bomboş olurdu. En iyi parayı keşfe giden Avukatlar ve hâkimlerden alırdık. Orhan Eroğlu hep beni tercih ederdi. Şoför olunca ağzın sıkı olacak, her şeyi görmeyecek, her şeyi sorup karıştırmayacaksın. Ben öyleydim. Ordu’nun ileri gelen ailelerinin çocuklarına şoförlük dersleri verirdim. Sağa sola giderlerken beni tercih ederlerdi.  Bir aile gibi yanımda her şeylerini konuşurlardı.  

Güzel günlerdi halen yapılanlar konuşulanlar sır olarak bende kalmıştır. Eşim dâhil kimseyle paylaşmadım. Paylaşmam.

 

Elimden geçen unutulmaz zevk aldığım yedi arabadan biri.

      Durak kalabalıklaşınca dayımın zoruyla kendime ait bir durak kurdum; ‘Yılmaz Taksi durağı.’ Sorumluluk artmıştı, durakta çalışanların iyi güvenilir insanlar olması önemliydi. Şükür 62 sene taksicilik yaptım, hiç yüz kızartıcı bir olaya karışmadan emekli oldum.

 

 

 

Taksi Durağında arkadaşlarıyla; Murat Özel-Kel Ekrem-P. Kadir-Eşkıya Cemil-Laz Yaşar- Höllük Mehmet.

 

 Kel Ekrem. Kendi Taksi Durağında tarihi bir Fotoğraf: Nurettin Telci-Veznedar Kadir- Babası Kazım Yılmaz- Cemal Uzun- Adil Karadeniz ve Lastikçi Muzaffer.

 

Kel Ekrem arkadaşlarıyla (soldan sağa); Sebahattin- Çingen Yusuf- Gümüşhaneli Kazım- Kel Ekrem-Jeepci Cemil- Ayhan Yılmaz ve Lütfü Köksal.

            Eski şoförler iyi bir de ustaydı

Biz eski şoförler motor konusunda her şeyi bilirdik. Ben arabanın motorunu komple söker takarım. Öyle günler olurdu ki gece karda kışta dağ başında kaldın ne yapacaksın. Gerçi başıma hiç öyle bir şey gelmedi ama olacağını düşünerek her şeyi öğrendim.

Motorcu Seyfi Usta vardı. Boş zamanlarımda onun yanında oturur sorar çoğu zaman yardım ederdim. Arabacılıkta insanın başına her şey gelebilir. Bilmek lazım. Şimdi yeni arabalarda her türlü konfor var. Tamirciye gidiyorsun. Adam bilgisayara sokuyor. Arızayı bilgisayar söylüyor ona göre tamirat yapılıyor. Demek ki biz bilgisayardan daha zekiyiz ki arabanın motor sesine göre arızayı anlar ona göre müdahale ederdik.

            Biz eski şoförler kullandığımız arabalarımıza evlat gibi bakardık. Aramda duygusal bir bağ olurdu. Kullanıp satmak zorunda kaldığım bütün arabalarım için üzüntü duymuşumdur. Bence araç kullananlar ikiye ayrılır. Eski Klasik arabaları kullanmış olanlar ve diğerleri.”

            62 yıldır Ordu’da şoförlük yapan herkesin Ekrem abisi ile evinde sohbet edip eski fotoğraflarla geçmişe yolculuk yapmanın mutluluğunu yaşadım. Sosyal hayattan, avcılık ve şoförlük geçmişinden tanıdığım Ekrem Abinin geniş arkadaş çevresiyle hep güzel ilişkiler içinde olduğunu fotoğraflarla da belgeledikten sonra, Ekrem abinin ve Necla yengenin ellerinden öpüp, teşekkür ederek vedalaştım.

            Ekrem abinin en son söylediği bir söz yaralayıcı, düşündürücü, ders alınacak bir sözdü; “Yıllar insanı filozof yapıyor. Şükrediyorum ki üç oğlum ve bir kızım ve onlardan dünyaya gelen dört torunum var. Allah kimseyi kapım ne zaman çalacak diye gözleri yollarda kalacak kadar yalnız bırakmasın…”

 

Ekrem Yılmaz’ın albümünden fotoğraflar

 

DİĞER YAZILAR
Sende Yorumla...
Kalan karakter sayısı : 500
İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR X
Vefat Eden Hemşerilerimiz (29.10.2018)
Vefat Eden Hemşerilerimiz (29.10.2018)
Vefat Eden Hemşerilerimiz (25.10.2018)
Vefat Eden Hemşerilerimiz (25.10.2018)