Savaş… göç… ölüm…
Coşkun Özbucak

Savaş… göç… ölüm…

Bu içerik 75 kez okundu.
Reklam

Türkiye’de ve Suriye’de ölümleri -üzülerek söylesek de- ne yazık ki kanıksadık. Her gün toplu ölümler yaşanıyor. Asker, polis, sivil… Bombalar patlıyor…

Artık yaşanan katliamlarda ölenlerin sayının azlığına ‘sevinir’ olduk! İnsanlığımızı kaybediyoruz. Ama ne yazık ki hala ölümlerde de ayrım yapabiliyoruz. Bizden ölüm olduğunda isyan ediyoruz; ‘karşıdan’ öldüğünde kulaklarımız duymuyor, gözlerimiz görmüyor hele yüreklerimiz buzdolabında.

Yaşanan katliamlara, şiddete herkes karşı ama kimileri protestoları farklılaştırıyor. Suriye’de onlarca asker öldü ama İŞİD’i kınamak için sokaklara çıkan yok, kınayan da. (kınayanlar var ama burada genel politikayı eleştiriyorum). Savaş politikaları hep zarar ettiriyor.

Evrensel Yayınlarından Ercüment Akdeniz’in mültecilerin içinde yaşayarak kaleme aldığı yazılarının yer aldığı “Ölüm koridorundan mülteci pazarlığına- Sığınamayanlar” adlı kitabı okuyorum. Belki bildiğim konular ama birebir mültecilerin içinden bir ses olduğu için anlamlı bir kitap.

Kitaba Yar. Doç. Dr. Özgür Müftüoğlu önsöz yazmış. Burada bir belge sunuyor ki, insanlığın bittiği noktaya geldiğimiz gözlerimizin içine sokuyor. Önsözün ilk paragrafını aynen aktaracağım.

“Uluslararası Göç Örgütü’nün (IOM) verilerine göre, 1993-2014 yılları arasında Akdeniz’de hayatını kaybeden göçmenlerin sayısı 30 bini aştı. 2007-2010 arasındaki üç yıllık dönemde 8 bin, 2011’den 2014 sonuna kadar 10 bini aşkın göçmen Avrupa’ya ulaşmak isterken yaşamını yitirdi. 2015 yılında 3 bin 715, 2016 yılının henüz ilk altı ayında ise 2 bin 899 Afrikalı ve Ortadoğulu göçmen ülkelerindeki savaştan, şiddetten ve otoriter rejimlerin zulmünden kurtulmak için Avrupa’ya gitmek isterken Akdeniz ve Ege Denizi’nin soğuk sularında can verdi. Türkiye, Libya’dan sonra en fazla göçmenin ölüm yolculuğuna çıktığı ülke oldu.”

Sayılar, resmi kayıtlara girenler. Bu kadar olduğu aklımıza gelmiş miydi? Ya savaş içinde kalıp ölenler, toplu katledilenler… Savaş, kan ve gözyaşından başka bir anlam taşımıyor.

Kitapta sorgulanan bir konu daha var. Savaşı çıkaran emperyalist devletler ama göç edenler, nedense ülkelerini işgal edenlerin, savaş çıkaranların ülkesine gitmek istiyorlar, orada mutluluk arıyorlar!

Türkiye’nin her tarafı göçmenlerle dolu. Herhangi bir statüleri yok. Ama ucuz işgücü olarak kullanılıyorlar hem de yasal olmayan bir biçimde gözler önünde.

Suriye’de askerler ölüyor hatta yakılıyor… Nereye, nasıl, ne zaman bakarsanız bakın kan ve gözyaşı egemen oldu. Öldükçe, öldürdükçe yeniden öldürmek için yeni yöntemler, gerekçeler aranıyor. Milyonlarca insan ölüyor, acı çekiyor; yurtlarından, ailelerinden kopuyor.

Emperyalizmin egemenlik kavgasının, pazarları ele geçirme arzularının sonucu hep böyle oldu, olmaya da devam ediyor… Savaşı yok etmenin birinci koşulu, ayrım gözetmeden emperyalistlerin tümüne karşı mücadele etmektir.

 
DİĞER YAZILAR
Sende Yorumla...
Kalan karakter sayısı : 500
İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR X
Vefat Eden Hemşerilerimiz (29.10.2018)
Vefat Eden Hemşerilerimiz (29.10.2018)
Vefat Eden Hemşerilerimiz (25.10.2018)
Vefat Eden Hemşerilerimiz (25.10.2018)