Adını sen söyle…
Coşkun Özbucak

Adını sen söyle…

Bu içerik 72 kez okundu.
Reklam

Günlük yaşamda o kadar farklılıklarla karşılaşıyoruz ki, neredeyse beyazın beyaz olduğundan kuşku duymaya başlayacağız!
Karşılaştığımız olaylara anlam veremiyoruz. Yapılanlardan elde edilen kazanımların ‘sonsuz’ olmadığı bilindiği halde bu aç gözlülük neden?
Bombalar patlıyor her tarafta. Ölen, yaralanan kendimiz ya da bir yakınımız da olabilir. Bakıyoruz çevremize her gün hastalıktan veya başka nedenlerden ölenler oluyor. Bir yazımda, “Yaşam, çelişkilerle dolu. Duvarın iki yüzü aynı ama iki taraftaki yaşam birbirinin zıttı. İki tarafta yaşayanlar da ölüyor ama bir taraftakiler kahkahaları nedeniyle boğuluyorlar, diğer taraftakiler açlıktan nefes alamadıkları için.
Duvarın iki tarafındaki yaşam çelişkisi her yönüyle devam ediyor. Bir tarafın kasaları renk renk paralarla dolu iken diğer taraftakiler bırakın parayı içecek su bulamıyor. Ama kefenin cebi yok ya ikisi de beyaz bez parçasıyla veda ediyor yaşama.
Yaş ortalaması olsun 70. Birbirine bu kadar uzak yaşam biçimi için değer mi?” diye yazmıştım.
Hiç ölünmeyecekmiş gibi çalışma, yarın ölünecekmiş gibi ibadet öneriliyor. İbadeti göstermelik yapanlar da az değil. (gerçek inananları bunun dışında tutuyorum) Kimilerinin de hiç ölmeyecekmiş gibi bencilce ‘çalışma-kazanma’ hırsı yok mu, her şeyi alt üst eden de bu duygu.
Siyasete bakıyoruz, iktidarı babasının tapulu malı gibi görenlerle karşılaşabiliyoruz; ekonomide ise, “hep bana, hep bana” anlayışı. Savaşlar şiddetlenerek devam ediyor. İktidar hırsı, egemenlik yarışı…
Herkes- her siyasi temsilci konuşurken ‘halk-millet’ için çaba harcadığını söylüyor ama açlar ordusu o kadar büyümüş ki, bu nasıl halk-millet sevdası diye sormak zorunluluğu ortaya çıkıyor.
Kazanan, kazanmaya devam ediyor. İşten atılanlar oluyor duyan yok, emeğinin karşılığını istemek ‘suç’ olmuş ama sermaye gruplarının karından zarar etme olasılığında bile ‘yardım güçleri’ hemen harekete geçiyor.
Sonuçta insanların yaşamları farklılaşıyor. Televizyon haberlerine bakıyoruz (magazin de dahil) birbirine uzak yaşam biçimleri. Kimi bir dilim ekmeğe muhtaç iken kimi ‘bayatladı’ diye yiyeceği çöpe atıyor. Kimi yamalı giysi bulamıyor, kimi üç ay önce giydiğini ‘eskidi’ olarak değerlendiriyor. Kimi asgari ücretle de olsa iş bulmanın telaşında, kimi de asgari ücret oranındaki harçlığı küçümsüyor.
İki günlük yaşam süresi için bu kadar büyük farklılıkları neden yaşıyoruz. Kefenin cebi de yok. Böyle bir yaşam biçimine ‘evet’ denebiliyorsa bunun adı ne olmalı? Siz söyleyin!

DİĞER YAZILAR
Sende Yorumla...
Kalan karakter sayısı : 500
İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR X
Vefat Eden Hemşerilerimiz (29.10.2018)
Vefat Eden Hemşerilerimiz (29.10.2018)
Vefat Eden Hemşerilerimiz (25.10.2018)
Vefat Eden Hemşerilerimiz (25.10.2018)