Ölümden önce söyleyebilmek
Coşkun Özbucak

Ölümden önce söyleyebilmek

Bu içerik 85 kez okundu.
Reklam

İnsan ilişkisi o kadar ince bir ipe bağlı ki, hiç ummadığınız anda kopabiliyor. Ne zaman nasıl davranacağını bilemiyoruz bazen.

Bir tanıdık vefat ediyor; geçmiş, gözlerimizin önüne geliyor. Bir bakıyoruz, pişmanlıklarımız var. İncir çekirdeğini doldurmayan nedenlerle birbirimize sırt çevirmişiz. Ölüm karşısında yaşamın o kadar kısa olduğunu anladığımızda üzülüyoruz. Anılar egemen oluyor duygularımıza.

Daha önce de vurguladım bir yazımda, ortalama ömrümüz 65. Haydi olsun 80. Bunun ilk 15 yılını hesaba katmayalım, nasıl geçtiğini hiçbirimiz farkına varmıyoruz. Yaş 70 iş bitmiş bölümünü de çıktığımızda geriye kaç yıl kalıyor?

Bazen tartışmalarımız o kadar uzuyor ki, sanki birbirimizi anlamamak için inat ediyoruz. En iyi ben bilirim, haklı benim iddiaları havalarda uçuşur. Neyi paylaşamıyoruz kısa yaşam süresince?

Gelecekle ilgili, torunlarımıza ‘emaneti’ teslim etme yükümlülüğü tamam, bu konuda görevlerimiz var ama bizim de yaşama hakkımız yok mu? Geleceği inşa etmek, kendi yaşamımızı güzelleştirerek olmuyor mu ki, bugünü düşünmüyoruz.

Bir hastalık ya da ölüm olayı yaşandığında muhasebe yapıyoruz ve sonra unutuyoruz. Herkes kendi üzerinden bir deneme yaptığımda görecek ki, duygularımız geçici. Bir cenazeye gidiyoruz ya da bir hasta ziyaretine sorguluyoruz yaşamımızı. Sonra kahvede oyuna gidiyoruz!

Bir cenazeye gitmeden, hasta ziyareti yapmadan ilişkilerimizi sorgulayabilmektir en önemlisi. İnsan ilişkisinde kızmayı geçici, ilişkiyi sürekli yapabilmektir marifet.

Kurallar… Geçici olan kuralları insanların kendileri kalıcı hale getirebiliyor. Kendine güvenleri olmayanlar yeniliyor kurallara. Kurallar yaşamın evrelerine göre kendiliğinden oluşan yaptırımlar olduğuna göre değişimini sağlamak da yine insanların yaşam süreçleriyle bağlantılı.

Siyasi yaşamımız ‘denetlenemez’ duyguları körüklüyor. Oysa siyaset de yaşamın bir parçası, onsuz olmuyor. Pişmanlıklar da yaşanıyor; dün eleştirdiğiniz yere katılabiliyorsunuz. Ya da birlikte olduklarınızla yollarınız ayrılabiliyor. Yaşamımız iyi-kötü, acı-tatlı günlerle devam ediyor. Nedense ‘affetmeme’ konusunda inatçılığımızdan geri adım atmıyoruz-atamıyoruz.

‘Benim doğrularım’ anlayışı egemen olup öne çıktığında çelişkiler uzlaşmaz oluyor. Ancak cenazelerde pişmanlıklar yaşanıyor. Yaşarken pişmanlığı dile getirmektir asıl olan. Ölünün akasından dile getirilen pişmanlığın hiçbir önemi yok.

Kendimizi düşüneceğiz ama kendi çıkarlarımızı kutsadığımızda birlikte yaşam altüst oluyor. Hepimizin çıkarını kafamızda birleştirebilmeliyiz. Ölenin arkasından pişmanlıkları dile getirmemek için çıkarları ortaklaştırmak zorundayız.

 

DİĞER YAZILAR
Sende Yorumla...
Kalan karakter sayısı : 500
İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR X
Vefat Eden Hemşerilerimiz (29.10.2018)
Vefat Eden Hemşerilerimiz (29.10.2018)
Vefat Eden Hemşerilerimiz (25.10.2018)
Vefat Eden Hemşerilerimiz (25.10.2018)