MAYIS YEDİSİ

MAYIS YEDİSİ
Bu içerik 0 kez okundu.

 

Adnan YILDIZ

Karadeniz Bölgesi’nin bir bölümünde her yıl coşkuyla kutlanan Mayıs Yedisi, tarihin derinliklerinden kuşaktan kuşağa günümüze kadar taşınmış bir gelenektir.

Rumi takvimde Mayıs ayının yedisine denk gelmesinden dolayı Mayıs Yedisi olarak anılan bu geleneğin, günümüzde kutlandığı tarih ise Mayıs ayının yirmisidir.

Mayıs Yedisi su kenarlarında özellikle derelerin denize birleştiği yerlerde kutlanmaktadır. Bunun için kutlamaların yapılacağı gün sabah erkenden deniz, ırmak veya dere kenarlarına gidilir. Daha sonra buralarda bazı adetler uygulanılır.

Bu adetler kutlandığı yerlere göre bazı farklılıklar gösterse de temel olarak şu şekildedir.

Dalgadan atlama: Su kenarlarına inildikten sonra önce eller ve ayaklar suya sokulur. Sonra kıyıya vuran yedi dalganın üzerinden neslin devam ettirilmesi dilekleriyle birer birer atlanır.

Suya taş atma: Kötülüklerden korunmak amacıyla yedi çift bir tek taş suya atılır. Dileklerde bulunulur.

Ada etrafında dolanma: Kayıklarla veya motorlarla bir ada etrafında dolanılır. Burada da soyun devam ettirilmesi için dilekte bulunulur.

Sacayağından geçme: Tören alanına getirilen insan geçebilecek büyüklükteki bir sacayağından, soyun sürdürülebilmesi dilekleriyle üç kez geçilir.

1970’li yıllarda Ordu ilinde gerçekleştirilen Mayıs Yedisi kutlamalarını ise Sıtkı Çebi şu şekilde anlatmaktadır:

...Günün çok erken saatlerinde şehre veya sahil kasabasına, davul ve zurna refakatinde gelinir. Sahilde münasip bir yerlerde oturulur. Deniz suyu ile temas hazırlıklarına başlanır. Ayakkabı ve çoraplar çıkarılır, etekler toplanır, pantolon paçaları yukarı kıvrılır, besmele çekilerek sağ ayak ile denize girilir.

Burada en önemli hareket, su ile teması tam sahilde dalganın kıyıya vurduğu yerde yapmamak, dalganın üzerinden atlayarak denize girmek olacaktır. Buna dalgadan atlama denir ve bu hareket yedi defa tekrarlanır.

...Mayıs Yedisi günü çoluk çocuğu ile şehre inen köylü erkekler, müsait yerlerde ayaklarını su ile yıkadıktan sonra o gün sahilde hazır bulunan motorlara ve kayıklara binerler. Davul ve zurna çalınan bu vasıtalarla denizde bir ada etrafında dolaşırlar.”

Mayıs Yedisi Adetlerinin Temelleri

Sınırlı bir alanda kutlanmasından olsa gerek, Osmanlı dönemine ait belgelerde ve diğer kaynaklarda Mayıs Yedisi hakkında bir bilgi bulunmamaktadır. Ancak sözlü olarak günümüze taşınan ve yine Cumhuriyetin ilk yıllarında yerel gazetelerde yer alan bilgilerden, Mayıs Yedisi’nin uzun yıllardır kutlanan bir gelenek olduğu anlaşılabilmektedir.

Bu konuda 20 Mayıs 1928 tarihinde “Güzel Ordu" gazetesinde verilen bir haber şu şekildedir:

Mayıs Yedisi"

"Rumi hesabıyla Mayısın yedinci günü memleketimizde halkın şehre akın etmesi, kadınlı erkekli deniz kenarına dökülerek yıkanmaları bir ananedir. Mayıs Yedisi dünkü günde sakin bir şekilde tesîd edildi (kutlandı). İştirak edenler mesirelerde bol bol havalandılar”.

Yine 9 Ağustos 1962 tarihinde Gürses gazetesinde yayınlanmış bir mülakatta, 1890’lı yılları yaşamış olan Ömer Kalafat Mayıs Yedisi hakkında şunları söylemektedir:

-Ben beni bildim bileli bu Mayıs Yedisi yapılır. Fakat hiç merak edipte sebebini büyüklerimizden sorup öğrenmedik. Bizden evvelkilerin gidişine uyarak biz de yıllarca bu günde Mayıs Yedisi yaptık.

Bu bilgilerden aynı zamanda Mayıs Yedisi’nin, günümüze kadar Hıdrellez v.b geleneklerden farklı olarak taşınmış ve temelleri hakkında net bilgilere sahip olamadığımız bir gelenek olduğu da görülmektedir. Bu yüzden temellerinin ortaya konması, kutlandığı yerlerin kültürel şifrelerinin de ortaya konması olacaktır.

Biz de bu amaçlarla Mayıs Yedisi adetlerinin izlerini sürerek temellerini ortaya koymaya çalışacağız.

Su kenarları

Yukarıda da belirtildiği üzere Mayıs Yedisi geleneğinin en dikkat çekici yönü, su kenarlarında özellikle derelerin denize döküldüğü yerde kutlanmasıdır. Bu durumun nedenlerini anlamamıza yardımcı olacak birçok bilgiye ise Türk mitolojisinde rastlamaktayız.

Türk mitolojisinde su iyesi, ana rahmi gibi yeniden oluş tohumunu her an içinde barındıran ve büyüten dişil ve doğurgan bir unsurdur. Özellikle Şamanist Türkler arasında kutsal bir iye olarak kabul edilen suyun, bir takım gizli güçlere sahip olduğuna inanılmakla beraber, su konuşan, evlenen, çoluk çocuk sahibi olan bir varlık olarak da kabul edilmektedir.

Ayrıca menkıbelerde, Eski Türklerin ölülerini suya gömdükleri de rivayet olunmaktadır. Oğuz menkıbelerinde Korkut Ata’nın ölümü hakkında, onun Sır-derya üzerinde bir seccade üstünde elinde kopuzuyla ölümü beklediği anlatılmaktadır. Atilla’nın da Thies yahut Etsch nehrine gömüldüğü rivayet edilmektedir. Ayrıca Kıpçak Türkleri arasında XI. Yüzyılda, kahraman Çora Batur’un ırmakta boğulmasından dolayı ermiş mertebesine ulaştığı anlatılmaktadır. Türkistan’da da Taşkent yakınında bir şehir ahalisinin ölülerini göle gömdüklerine dair bilgiler de kayıtlarda mevcuttur.

Yakut Türkleri ise “Lena” ve “Yenisey” nehirlerinin kaynaklarını dünyanın başlangıcı, denize döküldükleri yerleri de dünyanın sonu olarak kabul etmişlerdir. Sibirya efsanelerine göre bu nehirlerin kaynağı cennettedir.

Bu izler bizlere Mayıs Yedisi’nde su kenarlarına inilmesi hakkında bir fikir vermektedir. Ayrıca “çocuğu olmayanların” buralarda dilekte bulunmasının nedeni de bu inanışlardan dolayıdır. Nitekim Dede Korkut destanlarında Boğaç Han hikâyesinde Dirse Han’ın hatunu da çocuk sahibi olmak için sulardan yardım aldığını“Kuru kuru çaylara sucu saldım, dilek ile Tanrıdan bir oğul güçle buldum şeklinde anlatmaktadır.

Ada etrafında dolanma

Mayıs Yedisi adetlerinden dikkati çekenlerden biri de ada etrafında dolanılmasıdır. Bu durumun nedeni de eski Türk inanışlarında su gibi adaların da kutsal yerler sayılmasıdır.

Tarihte Uygurların, “Orhun” ile “Selenga” nehirlerinin birleştikleri yere büyük önem vermeleri bu yüzdendir. Çünkü onlar atalarının bu iki nehrin kavşağında bulunan bir adacıkta gökten inen bir nurla doğmuş olduğuna inanmaktaydılar. Bu yüzden Orhun nehri ve kolları hep kutsal sayılmış ve ıslattığı topraklar yüzyıllarca büyük imparatorluklara başkentlik etmiştir. “Ötüken, Ordu Balık, Kara-Kurum” gibi ünlü başkentlerin hepsi de bu bölgededir.

Ayrıca Kıpçak Türkleri de ataları olan “Kıpçak”ın bir nehrin ortasındaki adacıkta doğmuş olduğuna inanmaktadırlar. “İrtiş” ırmağı da bundan dolayı kutsal kabul edilmiştir.

Oğuz Kağan Destanı’nda yer alan bilgilere göre de Oğuz-Han “İt-Barak” kavmine mağlup olunca, bir adaya sığınmış ve daha sonra askerlerini yeniden toplayarak İt-Barak’lara taarruz etmiş ve onları yenmiştir. Destanı’nın Uygurca rivayetinde anlatılan bir bölümü şu şekildedir:

“...Yine bir gün Oğuz Kağan ava gitti. Önündeki göl ortasında bir ağaç gördü. Bu ağacın kovuğunda bir kız duruyordu. O da yalnız oturuyordu. Çok güzel bir kızdı. Gözü gökten daha gök idi. Saçı ırmak gibi dalgalıydı. Dişi inci gibi idi. Öyle güzeldi ki, eğer yeryüzünün halkı onu görse “eyvah ölüyoruz” der ve tatlı süt, acı kımız olurdu. Oğuz Kağan onu görünce aklı gitti. Onu sevdi aldı.

Kız gebe kaldı. Günler ve gecelerden sonra gözleri parladı ve üç erkek çocuk doğurdu. Birincisine “Gök”, ikincisine “Dağ”, üçüncüsüne ise “Deniz” adını verdiler.

Sonra Oğuz Kağan büyük bir toy (şenlik) tertip etti. Halka emir gönderdi. Oğuz Kağan halkı çağırınca, halk birbirine danıştı ve geldi. Oğuz Kağan kırk masa ve kırk sıra yaptırdı. Türlü yemekler, türlü şuruplar, tatlılar ve kımızlar yediler, içtiler. Toydan sonra Oğuz Kağan beylere ve halka buyruk verdi ve şöyle dedi:

Ben sizlere oldum kağan

Alalım yay ile kalkan

Nişan olsun bize buyan

Kök Börü olsun bize uran

Demir kargı olsun orman

Av yerinde yürüsün kulan

Daha deniz, daha müren

Güneş bayrak, gök kurukan”.

Oğuz Han’ın, destanda anlatılan adada görerek evlendiği hanımından devam eden Üçok soyunun büyük bir bölümü Karadeniz bölgesinde yerleşmiştir.

Yedi sayısı

Mayıs Yedisi’nin dikkati çeken diğer bir özelliği de suya yedi çift taş atılması ve yedi dalga üzerinden atlanmasıdır.

Bunun nedeni yine ise Eski Türklerde üç, dokuz, kırk sayıları gibi yedi sayısının da kutlu sayılmasıdır. Yedi sayısının kutluluğuna dair Dede Korkut hikâyelerinde ve diğer mitolojik kaynaklarda birçok bilgi bulunmaktadır. Dede Korkut Kitabı’nda yedi sayısının yer aldığı bilgilerden bazıları şöyledir:

“Dirse Han’ın hatunu oğlunun yarası için Hızır’ın verdiği öğüde dayanarak yedi dağ çiçeğini toplar ve onu sütüyle karıştırarak merhem yapar. Oğuz Alplerinden Karagüne, bıyığını yedi yerden düğümler. Beyrek, yedi kızın umududur. Kazan Bey yedi günlük azıkla yola çıkar, dönüşü için yedi gün süre koyar.

şmanlar yedi ağaç yerden Kanturalı’yı karşılarlar. Salur Kazan’ın dövüşğü ejderha yedi başlıdır. Oğuz Beyleri yedi gün uyurlar ve düşmanı yenip döndüklerinde ise yedi gün eğlence olur.

Bunların yanında Türkler soylarını belirtirken de yedi göbek sonrasını sayarlar.

Irak Türkmenlerinin düğün tarihinden bir hafta sonra gelin evinde kutladıkları geleneğin adı da “yeddiliğ” dir.

Yine Çinlilerin de kullandığı Eski Türklerin takvimine göre ayın yedisi, “bereket ve dua günü” olarak kabul edilmektedir.

Taş

Yedi sayısından başka taş da Eski Türk inanışlarında koruyucu ruh olarak görülmektedir. Bu yüzden Uygurların “Kutluğ-Dağ” efsanesindeki kayalık, “millete saadet ve kudret veren ruh” olarak kabul edilmekteydi.

Ayrıca Türk kavimlerinde çok eski devirlerden beri yaygın bir inanca göre, büyük Türk Tanrısı, Türklerin atasına “Yada (Cada)” denilen bir sihirli taş armağan etmiştir ki, bununla istediği zaman yağmur, kar, dolu yağdırır, fırtına çıkarırdı. Bu taş her devirde Türk kamlarının ve büyük Türk komutanlarının ellerinde bulunmuş, Şamanistlere göre, zamanımızda da büyük kamların ve “Yadacıların” ellerinde hala bulunmaktadır.

Günümüzde ise Türk coğrafyasında bazı taşlar hala kutsal kabul edilmektedir. Bu yüzden kötü ruhları kovmak ve dileklerin kabul edilmesi amacıyla Mayıs Yedisi’nde suya taş atılmasının bu inanışların uzantıları olduğu anlaşılmaktadır.

Sacayağından geçme

Mayıs Yedisi’nde gerçekleştirilen adetlerden biri de sacayağından geçme ve bu esnada soyun devamı için dilekte bulunmaktır. Bunun nedeni de Sacayağının ocağı temsil etmesidir. Yine eski Türk inanç sisteminde ocak soyun devam ettirilmesi, ateş ise kötü ruhların kovucusu olarak kabul edilir.

Yakutlar, ocaktaki külün kıpırdadığını görürse “og kuta oynyûr”(çocuk ruhu oynuyor) derler. Altay Türkleri ateşe hakaret etmezler. Manas Destanı’nda anlatıldığına göre Manas’ın babası Cakıp Han ateşe bakarak gelinlerinin geleceğini söylemiştir. Şaman kamlarının ocakla ilgili bir duası ise sacayağından geçme âdetinin temellerini açıklamaya yeterlidir. Dua şu şekildedir:

“Üç köşeli taş ocak, alevli yanan al ateşim! Taş ocağımız yerinden oynamasın, daima yansın. Yaktığımız ateş alevli olsun. Neslimiz kesilmesin sürsün, biri giderse biri gelsin!...

Eski Türklerde benzer kutlamalar

Eski Türklerde Mayıs Yedisi’ne benzer törenlerin yapıldığı da bazı kaynaklarda yer almaktadır.

İbnü’l Fakih’in verdiği bilgiye göre Isık Gölü civarında bulunan Barsgan şehri ahalisi yılda bir kez törenle Isık Gölünü dolaşarak takdis etmekteydiler.

Yine Türklerle ilgili bilgiler veren Çin kaynaklarında da çok eski çağlarda Türk topluluklarının Mayıs Yedisi şölenlerine benzer kutlamalar yaptıklarına dair bilgiler verilmektedir.

Bu kaynaklara göre, Hun Türkleri senede üç defa bir araya gelerek kendi aralarında şenlikler yapmaktaydılar. Bu şenliklerden bir tanesi ise Mayıs ayına denk düşmektedir.

Gök-Türkler ve Uygurlar da, bugünkü takvimde Mayıs sonu ile Haziran başlarına denk gelen günlerde, “Tamir” ırmağının doğduğu yerde hakan başkanlığında, ülke ileri gelenlerinin de katıldığı törenler tertip ederlerdi.

Sonuç olarak bu veriler ışığında bir değerlendirme yapılacak olursa, Mayıs Yedisi’nin, günümüze taşınan uygulamalarında Türk inanç değerlerinin izlerini taşıdığı ortadadır. Ayrıca Karadeniz’in belli bir bölümünde (Beşikdüzü-Ünye arası) kutlanması ise dikkate değerdir. Çünkü buralar Hacıemiroğlu Beyliği öncülüğünde Karadeniz’e yerleşen Türkmenlerin yoğun olduğu yerlerdir. (Ordu-Kotyora Kent Arşivi)

 

Kaynakça

-Sıtkı Çebi, Ordu Tarihi ve 50. Yılda Ordu Şehri, Ordu 1973

Güzel Ordu, 21 Mayıs 1928

-M. Sukuti Karaca, “Ordu’nun Geçmiş Günleri, Ömer Kalafat Anlatıyor”, Gürses, 9 Ağustos 1962

-Necdet Yaşar Bayatlı, Irak Türkmen Folklorunda Halk İnançları, Ankara 2012

-Orhan Şaik Gökyay, Dedem Korkudun Kitabı, İstanbul 1973

-Bahaeddin Ögel, Türk Mitolojisi II, İstanbul 1971

-İbrahim Kafesoğlu, Türk Milli Kültürü, İstanbul 1993

-Abdülkadir İnan, Tarihte ve Bugün Şamanizm (Materyaller ve Araştırmalar), Ankara 1954

-Tuncer Baykara, Türk Kültürü, İstanbul 2003

 

 

Sende Yorumla...
Kalan karakter sayısı : 500
İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR X
Beklenen maskeler geldi!
Beklenen maskeler geldi!
BAŞARININ KİLİDİ TARAFTAR!
BAŞARININ KİLİDİ TARAFTAR!