GALATASARAY’DA BİR ORDULU: HARİS ETÇİ

GALATASARAY’DA BİR ORDULU: HARİS ETÇİ
Bu içerik 0 kez okundu.

2003 yazıydı. O zamanlar İstanbul’da öğretmenlik yapıyorum ve yaz tatili nedeniyle Ordu’dayım. Mimar Sinan Üniversitesinde Sinema Televizyon öğrencisi Serkan Karaarslan’la birlikte memleketimiz Ordu üzerine kafa patlatıyoruz. Bu şehrin tarihine ilişkin kendi meraklarımız üzerinden yola çıkarak bazı projeler üzerinde fikir alışverişi yapıyoruz.

Aklımıza ilk gelen konu 1923 Nüfus Mübadelesi. Konuyla ilgili elimizde genel kaynaklardan başka bir şey de yok. Herkesin yaptığı gibi rahmetli Sıtkı Çebi’yi ziyaret ediyoruz. Bize bu konudan vazgeçmemiz tavsiyesinde bulunuyor ama oturup uzun bir süre bize Ordu üzerine değişik konularda bilgiler veriyor.

Sıtkı Çebi’nin önerisine uymuyoruz ve Mübadele konusunu incelemeyi sürdürüyoruz. Mürsel Engin diye bir Ordu fotoğraf arşivcisini duymuşuz bir yerden. Ona gidiyoruz. Bize işe nereden başlamamız konusunda bilgiler verdikten sonra bazı isimlere uğrayıp, bazı temel kitapları almamızı söylüyor. Onun çizdiği yoldan devam ediyoruz.

Belediyeye, Ticaret Odasına, Valiliğe, Orsev’e, Harut Artun’a gidiyoruz, kitaplarla, belgelerle dönüyoruz. Büyülü bir yolculuğa başlamış gibiyiz, önümüz, sağımız, solumuz Ordu Tarihi. Kalabalık bir arkadaş grubunu toplayıp Kurul Kayalıklarına (o zamanlar henüz Kale değildi bizim için) gidiyoruz. Oradan Delikkaya Kral Kaya Mezarlıklarına. Resimler çekiyor, kayıt tutuyor, bir tarihi maceranın içinde keyif yapıyoruz.

Ancak temel konumuz olan Mübadele (1923 Lozan Anlaşması içerisinde imzalanan bir protokolle Anadolu’daki Rumların Yunanistan’a, Yunanistan’daki Türklerin Türkiye’ye zorunlu göçü) hakkında bize yol gösterici bir bilgi veren o insan henüz karşımıza çıkmamıştı. Ta ki 13 ağustos 2003 Çarşamba günü Tribün Gazetesi’nin Düz Mahalledeki eski bürosunda Ziya Özbucak ile karşılaşana dek.

Ziya Özbucak Mübadele’nin Ordu’da nasıl yapıldığına ilişkin canlı tanıklığını, bildiklerini duyduklarını anlatıyor. O ara Uğur Gürsoy ile Ziya Özbucak, “Haris Abi”, “Mihail Amca” demeye ve farklı bir yaşam öyküsünü anlatmaya başlıyorlar. Ordulu Haris Etçi, Galatasaray’da oynamış, şampiyonluk yaşamış, babası kasaplık yapan bir Rum’muş, Aygören sokakta oturuyorlarmış falan.

Hayatımızda duyduğumuz en ilginç ve trajik öykülerin biriyle karşı karşıya olduğumuzu anlıyoruz Serkan’la birlikte. Akşam öğretmenevinin bahçesinde bir değerlendirme yapıyoruz ve Mübadele konusu yerini Haris Etçi’ye bırakıyor.

Ordu’da yaptığımız görüşmelerin ardından İstanbul’a dönünce İstiklal Caddesinin arka sokağındaki Rum misafirhanesinde, Bayazıt Kütüphanesindeki arşivlerde Haris Etçi’nin izlerini sürüyoruz. Ben kendi adıma olaya tarihi bir kitap yazmak için bakıyorum, Serkan ise bir belgeselin düşünü kuruyor.

İşler, güçler, parasızlık, imkânsızlık derken projemiz bir hayal olarak kaldı. Ancak ben Haris Etçi konusunda bir kitap oluşturabilecek kadar malzemeyi toplamış, kendisiyle de telefonda görüşme şansına ulaşmıştım. 2009 yılında Ordu Aktüel dergisinde de bir yazı yazdım “Bizim Halis ya da Haris” diye.

Haris Etçi’nin yaşamında bizi merakla kendisine çeken olgular ve olaylar neydi peki? 1919 yılında Ordu’da bir Rum kasap Mihail Etçi’nin çocuğu olarak dünyaya gelen Haris Etçi, Ordu’da atletizm ve futbolda bir efsane oluyor. Beşiktaş ve Galatasaray’da futbol oynuyor ve döneminde çok meşhur bir futbol yıldızı haline geliyor. 1950’de sakatlanıyor ve ekonomik güçlük içine düşen ailesini alıp Yunanistan’a göç ediyor. 1924 yılında Ordulu Rumlar Yunanistan’a gönderildiklerinde Haris ve ailesi gitmemişti. Bunun nedeni de çözülmeliydi.

Kendisiyle telefonda görüştüğümde ağlıyordu, Ordulu arkadaşlarının isimlerini tekrarlıyor, ölenleri rahmetle anıyordu. Ordu hasretini yaşamının sonuna kadar taşıyan Haris, her göçmen gibi “Vatan Vatan” diyerek gitmiştir bu dünyadan.

Mektuplarını okudum. Onunla ilgili gazete haberlerini taradım, bir insan Ordu’yu Haris Etçi kadar sevebilir ancak. Kısa bir hayat öyküsünü verelim Haris’in, ardından mektuplarındaki vatan hasretiyle devam edelim.

Halis Etçi, asıl adı Haris Etçi olan Ordulu bir Rumdur. Ailesi 1950’ye kadar Ordu’da yaşamış, bu tarihten sonra Yunanistan’a göç etmek zorunda kalmıştır.

Haris Etçi’nin babası Ordu’da kasaplık yapan Mihail Etçi’dir. Mihail Etçi ailesi ile birlikte Mübadeleden sonra Ordu’da kalan nadir Rumlardan biriydi. Etçi ailesi Protestan Rum olduklarından Mübadele ile Yunanistan’a gönderilmedi. Çünkü anlaşma Ortodoks Rumları kapsıyordu. Bu bilgiyi ilk kez Haris Etçi’nin arkadaşı Nihat Akten vermişti:

“Haris Etçi’nin ailesi Protestan Rum oldukları için mübadele dışında kalmış. Onlardan başka Rum ailelerde vardı mübadele dışında kalan, sonradan İstanbul’a gitti hepsi. Oradan da Yunanistan’a.”

Haris Etçi, Ordu’nun en başarılı sporcularından biriydi. Sadece futbolda değil atletizmde de üstün başarıları vardı.100 ve 400 metre koşularında hep birinci gelirdi. Ordu Gençleryurdu takımının önemli bir oyuncusu olan Haris Etçi, Ankara’da 1943 yılında askerliğini yaparken de futbola devam eder ve burada arkadaşlarıyla Karagücü Takımını kurarlar.

Ankara günleri Haris Etçi’nin yaşamında önemli bir değişime da sahne olacaktır. İleride Yunanistan’a göç başvurusunda bulunduğunda bu isteği Yunan Hükümetince önce ihtiyatla karşılanır ve reddedilir. Nedeni ise Ankara’da yaşanan ve bir sır olarak kalan bir olaydır. Haris Etçi Rum olmasına karşın kendini Türk gibi Müslüman gibi hissediyordu. Görüştüğüm arkadaşları ve hakkında yazılanları okuduğumda bu ortaya çıkıyordu. Peki ne yaşanmıştı Ankara’da?

Haris Etçi 1941 yılında Ankara’da Müftülüğe başvurur ve Müslüman olmayı tercih eder. Müslüman olduğu Ankara Müftülüğü tarafından 19 Eylül 1941 tarihinde ilan edilir. Ama bu durum yıllar sonra Yunanistan’a gidişinde başına dert olur.

Ankara’da futbol oynadığı sırada Beşiktaş Kulübü tarafından keşfedilir ve Halis’in İstanbul Ligi günleri başlar. O yıllarda Türkiye Ligi henüz kurulmamıştı. Maçlar İstanbul Ligi, Ankara Ligi, İzmir Ligi şeklinde oynanmaktaydı ama en gözde takımlar ve en şöhretli futbolcular İstanbul’daydı.

Halis Etçi İstanbul Liginde de Ordu’da olduğu gibi başarılı ve ünlü bir futbolcudur artık. Beşiktaş takımı ile şampiyonluklar yaşar. 1945 yılında ise Galatasaray’a transfer olmuştur. 1948-1949 sezonunda Galatasaray’ın şampiyon kadrosunda Halis de bulunuyordu.

Galatasaray Tarihi’ni yazan Süleyman Tekil’in, Haris Etçi hakkındaki değerlendirmesi şöyledir; 

“Halis takımda 3 dönem oynadı. Futbol bilgisi, tekniği sürati yerindeydi. Gerisinde Musa, yanında İsfendiyar ile mükemmel bir trio vücuda getirdiler. Forvetle haf arasında top toplaması akıllı oyununun işaretlerinden biriydi.”

1948 yılında menüsküs olur. Tedavisi yapılamaz ve futbolu bırakmak zorunda kalır. Babası Mihail felç olmuştur. Maddi zorluklar içine düşünce zor da olsa Yunanistan’a göç etme karar aile tarafından alınır.

Yunanistan’dan Türkiye’ye dönmeyi isteyen Haris, babasının tek oğlu olması ve felçli babasına bakacak kimse bulunmaması nedeniyle dönemez ve Yunanistan’ın Katerin şehrine yerleşir. Burada futbo antrenörlüğü yapar.

Haris Etçi’nin sınıf arkadaşlarından Ordu Sesi gazetesinin sahibi ve baş yazarı Rıza Şimşek 1972 yılında Yunanistan’a giderek Etçi Ailesinin misafiri olur. Haris derin Ordu aşkı ve özlemiyle eline sazını alır ve Ordulu arkadaşlarına dinlemeleri için bir kaset doldurur.

Gazeteci Rıza Şimşek bu anı şöyle anlatmaktadır;

"Haris Etçi’yi ben 1972 yılında Yunanistan’a yaptığım ziyaretimde yeniden görmek mutluluğuna erdim. Beni evine davet ettiğinde eşi ve 13 yaşındaki kızı bir kelime Türkçe bilmiyorlardı. Ama her ikisi de ‘Eşimin, babamın sınıf arkadaşı gelmiş, kardeşi gelmiş’ diye tüm içtenlikle kucaklamışlardır. Daha sonrada kız kardeşiyle bir koro kurmuşlar ve Ordu türkülerinden bir demet sunmuşlardır. Haris hem bağlamasını çalıyor hem söylüyor ve kız kardeşleri de ona eşlik ediyorlardı.”

Vatan diyerek özlemini duyduğu Ordu’yu Haris Etçi 1985 yılını Eylül ayında ziyaret etmişti. Bu ziyaret gazetelerde haber olarak geniş yer bulmuştu. Eşi Stefana Etçi ile birlikte gelen Haris Etçi, İshak Köksal’ın evinde misafir edilmişti.

1985 yılında geldiği Ordu’dan ayrılırken Haris Etçi gözyaşlarını tutamamış ve şu sözlerle veda etmiştir; 

“Ben burada doğdum, futbolu burada oynadım, Bu gün hayatımın en mutlu gününü yaşıyorum. Bana ve eşime gösterdiğiniz bu yakın ve sıcak ilgiyi hayatımızın sonuna kadar yaşatacağız. Ordu’dan ayrılmak çok zor. Emin olun ruhumu kalbimi, her şeyimi burada bırakarak gidiyorum. Gösterdiğiniz alaka için çok teşekkür ederim.”

Haris Yunanistan’a dönünce Ordu'daki arkadaşları aracılığıyla tüm Ordululara birçok mektup yazmıştır. Gazetede yayınlanan bu mektuplar memleket hasreti ile doludur. “Gözlerimin yaşı hala kurumadı, şu mektubumu bile yazarken bile ağlıyorum”diyen Haris, Uğur Gürsoy’a gönderdiği bir mektubunda şu duygu yüklü cümleleri kurar:

“Karadeniz’in incisi olan Ordu’yu, Boztepe’den sahile kadar sevgiyle öperim. Rahmetli olan arkadaşlarıma, Ordulu hemşerilerime Cenabı Haktan rahmet dilerim. Kaybettiğimiz arkadaşlarımı ruhumda yaşatıyorum. Sağolan arkadaşlarıma da uzun, sağlıklı, mutlu bir ömür diliyorum.”

Haris Etçi’nin göndermiş olduğu ve Ordu hasretiyle dolu mektuplarından biriyle yazıma son veriyorum:

“Doğup büyüdüğüm, okullarında okuduğum, mahallelerinde koşup oynadığım, sahalarında top koşturduğum güzel ve cennet Ordu’ya 40 yıl sonra gelmenin mutluluğunu eşim Stefani ile birlikte yaşıyorum.

Ordu’yu büyümüş çok daha gelişmiş ve güzelleşmiş buldum. Eşim de bu şehri çok güzel insanlarını konuksever buldu.

Sınıf arkadaşlarımı, okul ve mahalle arkadaşlarımı gördüm. Birçoklarının da ebediyete intikal ettiklerini duydum. Görüştüklerime ne denli sevinmişsem, ebediyete intikal edenleri öğrenince de çok üzüldüğümü belirtmek isterim. Her yerde konukseverlik gördük.

Gördüğümüz konukseverlik karşısında hem duygulandım ve hem de gururlandım. Kırk yıl önceki hayata dönmek çok güzel.

Ben nereye gidersem gideyim, yaşadığım sürece bir Ordulu olarak yaşayacak ve bir Ordulu olarak öleceğim. Tüm hemşerilerimin bunu böyle bilmelerini istiyorum.

Yunanistan’ın Katerine şehrinde oturuyorum. Buraya gelecek her Ordulu hemşerime kapılarımız ardına kadar açıktır.

Doğduğum, çocukluğumun ve gençliğimin en güzel yıllarını geçirdiğim bu şehirden ayrılırken duyduğum acı çok büyüktür. Yalnız ne var ki bu acımı kalbime doldurduğum siz Orduluların sevgisiyle gidermeye çalışacağım.

Bu güzel şehre ve çok sevdiğim hemşehrilerime sınıf arkadaşlarıma veda ederken, kalbimi sizlere bırakıyor, ruhumu ise sizlerin sevgisiyle doldurup ayrılıyorum. Yaşadığım sürece de bu sevgimi yaşatacağım.

Sevgili Ordum, Sevgili Ordulular ve sevgili dostlarım. İyi gelecekler hepinizin olsun!"

Haber Merkezi

Sende Yorumla...
Kalan karakter sayısı : 500
İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR X
"BİR ÜST LİGE ÇIKACAĞIZ"
KARAGÖL'ÜN HEDEFİ 2020 TOKYO!
KARAGÖL'ÜN HEDEFİ 2020 TOKYO!