ÇAMBAŞI YOLUNDA HANLAR VE KARAKOLLAR VARDI...

ÇAMBAŞI YOLUNDA HANLAR VE KARAKOLLAR VARDI...
Bu içerik 0 kez okundu.

Araştırmacı-Yazar Naim Güney yazdı;

 

Seferberlik yıllarında ve Milli Mücadele senelerinde, Ordu’nun tüm yayla topraklarında hayvan hırsızlıkları, yol kesmeler, soygunlar almış başını yürümüştü. Hükumetin, henüz yurdun her tarafında asayişi tamamen tesis edememesinden yararlananlar, en müsait sahalar olarak da uçsuz bucaksız ve ıssız yaylaları bulmuşlardı.

O tarihlerde Ordu'dan Çambaşı'na gitmek için, kalabalık kervanlar teşkil ediliyor, silâhlı koruyucularla, göç sahiplerinin öncü-artçı emniyet tedbirleriyle yola çıkılıyordu. Asayişin bozukluğu Milli Mücadeleden sonraki yıllarda da kısa bir süre devam etmiş, ancak yol kesmelerin yerini, bu defa hayvan hırsızlıkları almıştı. Çambaşı'nda sadece yayla mevsiminde yani yaz devresinde jandarma karakolu kurulurdu. Bazı yıllar Çambaşı yaylasında jandarma Karakol'unun erkenden kurulması Vilâyet Makamından istenirdi. 21 Mayıs 1341 (1925) tarihli mahalli gazetelerimizden birinde, bu konu ile şu yazı, buna bir örnek gösterilebilir:

"Makam-ı Vilâyetin Nazarı Dikkatine"

"Bihasbel mevsim Çâmbaşı ve civarındaki obaların hayvanat eshabı tarafından şenlendirildiği cihetle, bunların duçarı taarruz olmaları ihtimal dillinde olmasına mebni, buna mahal kalmamak üzere, her sene olduğu gibi şimdiden panayır halini almağa başlayan Çambaşında ber-mutad hemen bir karakolun tesis ve küş'adı menfaati umumiye icabatındandır. Makamı Vilâyetin nazarı dikkatini celbederiz.”

Nazif Ergin Bey (1931-1933 devresinde), Vali olarak Ordu'ya gelir gelmez, ilk işi yayla bölgesindeki hırsızlık olayları üzerinde durmak olmuştu. Vali, öteden beri yaylâcılık yapan, ancak bu bölgede adları kötüye çıkmış, yani kendilerinden fenalık beklenen insanlar olarak tanınan 30 kadar şahsı, birgün valilik makamına çağırmış ve kendilerine:

-Sizlere, bundan sonra yaylaya gitmeyi yasaklıyorum. Şayet bu yasağı dinlemez yaylaya çıkarsanız, yayla yüzünde kaybolacak her hayvanı sizlerden bileceğim ve kaybolan her koyuna karşılık her birinizden onar koyun alıp, malı kaybolana verdireceğim. Ona göre hareket edin diye sıkı bir talimat vermişti.

İşin ciddiyetinden ve valinin dediğini yapacağından hiçbiri şüphe edemezdi. O halde yapılacak tek iş bir süre Çambaşı yaylasından uzak kalmaktı.

Öyle de oldu ve o yaz, bu şahıslardan hiçbiri yayla yüzüne çıkamadı. Şüpheli bu şahıslar o yaz yayladan uzak kaldıkları müddetçe Çambaşı'nda büyük bir huzur olmuş, kırlardaki hayvanları geceleri ağıllara toplamaya lüzum bile kalmamıştı. O yıl, yaylada tek bir hayvanın dahi çalınmadığı söylenir.

Rivayet ederler ki, oba halkından biri, o mevsim Cenik'te kalan bu şahıslardan birindeki alacağını defalarca istediği halde bir türlü alamazmış. Valiliğin bu kararından faydalanmak için, kendisine şöyle bir haber göndermiş: Bana olan borcunu ya birkaç güne kadar gönderirsin, yahut da topal koyunumu kesip kavurma yapar, sonra da koyunum çalındı diye Vali Beye dilekçe yazarım... Bu tehdidin yerini bulduğu, borcun hemen ödendiği söylenir.

O yaz, buna benzer bir başka olay daha vuku bulduğu anlatılmaktadır. Obanın birinde bir koyun kaybolmuş, sahibi şikayete kalkışmış. Oba halkı kadar, Çambaşı'ndakiler de şikayette bulunmaması için çok ısrar etmişler; fakat obalı ısrar etmiş; koyunun bir kaç misli para teklif edilmesini dahi kabullenmemiş. Velhasıl Nuh demiş, 'Peygamber' dememiş. Hadiseyi karakol'a anlatmış, ortalık karışmış. Vali Nazif Ergin'in tehdidi yayladakileri de tedirgin etmişti.

Adamlar tutulmuş, bütün yayla toprakları tepeler, vadiler, ormanlar tek tek taranmaya başlanmış. Her tarafta, çalındığı iddia edilen koyun aranır, olmuş. Nihayet kuytu bir yerde, bir avu kümesinin içinde kayıp koyun bulunmuş, bir ayı tarafından parçalanmış olarak...Bu haber Çambaşı'ndan Ordu'ya duyurulunca, Şadırvan'ın etrafındaki kanapelerde yaz sıcağı altında, derin derin düşünen yasakçılar, derin bir soluk alarak, derhal civardaki meyhaneye koşup birbirlerine ikrama başlamışlar...

Çambaşı yaylasında 1940’lı yıllardan itibaren yeniden hırsızlık olayları duyulmaya başlamıştı. Bu durum, II. Cihan Harbi'nden sonra bir kaç mevsim devam ettiği için, Ordu Valiliği yaylaya çıkanların soyguna uğramaması için çok sert tedbirler almak lüzumunu duymuştu. Yol boyu uygun yerlerde seyyar jandarma birlikleri konuşlandırılmış, bazı hanların olduğu bölgelere ise jandarma karakolları kurulmuştu… 

Eskiden beri Çambaşı yaylasına yolculuk Katırcıoğlu’dan sonra başlamaktaydı. Bu yoldaki hanların ilki Bayadı köyünün Kuşgediği denilen yerindeydi. Kuşgediği mevki aynı zamanda yayla yolunun giriş çıkış noktasında olduğu için bir de Jandarma Karakolu görev yapmaktaydı. Kuşgediği Hanı, Çambaşı yolcularından çok çevre köylerin bazı ihtiyaçlarını karşılıyordu. Ordu çarşısına satılmak üzere taşınacak bazı tarım ürünleri bu handa toplandıktan sonra, pazardan bir gün önce şehre yüklenirlerdi.

Geçmişte Musakırık köyüne bağlı bir semt olan Yokuşdibinde de bir jandarma karakolu vardı. Yokuşdibi çarşısını ikiye bölen yolun her iki tarafında bulunan hanlardan birisi gayet muhafazalı bir yapı olan Bıyıkoğlu Mehmet Ağa ile Köksalların müşterek inşa ettikleri ve işlettikleri handı. Burada, daha ziyade şehirden gelen seçme misafirlerle, yörenin tanınmış şahsiyetleri kalırlardı. Bir başka handa bir tarafında nalbant dükkânı bulunan ve ufak bir yapı olan Sıviçoğlu Hasan’ın hanı idi. Yokuşdibi karakol binası ile çarşı merkezi arasındaki geniş düzlükte ise Tıkıloğlu Kuru Yusuf’un çok bakımlı bir hanı da vardı. Bu yalnız Yokuşdibi’nin değil, belki de Çambaşı yolunun üzerindeki hanların en güzel ve bakımlı olanlarındandı. Tıkıloğu Kuru Yusuf’un Hanı’nda da çok tanınmış kişiler ve yörenin ağaları misafir kalırlardı. 

Ayrıca, Yokuşbaşı’na doğru giden yolun “Çapkın Say” denilen mevkiine varmadan geniş düzlükte de iki büyük han vardı. Bu hanların büyüğüne,70-80 yıl evvel burayı işleten şahıstan dolayı Oflu’nun Hanı denilirdi. Han, aslında geçen yüzyılın sonunda Çapkınsay Hanı olarak tanınırdı. Seferberlikte ve Milli Mücadele yıllarında, asayişin bozulduğu, asker kaçaklarıyla bazı eşkıya çetelerinin yayla yüzünde huzuru bozdukları devirlerde, çete ve eşkıyaların barındıkları han, işte bu Çapkınsay Hanı’ydı. Bu hana genellikle yayla dönüşü uğranılırdı. Yokuşdibi’ne girilmeden aşağısındaki dereden geçilerek, çıkışındaki Oğlakalan Obası kenarından Kirazdere istikametinden gizlice yola devam edilirdi.

Çapkınsay Hanı’ndan 300-500 metre kadar geride, Yokuşdibi’nin çıkışında ufak bir taş yapı Jandarma Karakolu olarak hizmet görmekteydi. Ayrıca bu jandarma karakolunda telefon da bulunurdu. Ancak, karakoldaki 1-2 jandarmanın, takviye edilmeden, yardım görmeden, Çapkınsay Han’ında barınan kanun kaçaklarına karşı o günlerde bir şeyler yapması kolay olmazdı. Bu ufak jandarma karakolu eşkıya ve çetelerin Yokuşdibi ve çevresinde oturanların huzurlarını daha fazla kaçırmalarına, kasabaya girmelerini önlemekten başka bir hizmette bulunamıyordu. Bu dahi çevre sakinleri için çok büyük bir nimetti. Çapkınsay eteklerinde Karakola daha yakın bir yerde Abdurrahman Hoca adında, diğer bir han daha vardı. Abdurrahman Hoca Hanı’nda bir rivayete göre yaz aylarında çocuklara Kur’an öğretir, onlara dini bilgiler vererek yetişmelerini sağlardı. 

 

Kaynak: Sıtkı Çebi- Her yönüyle Çambaşı Yaylası-Yokuşdibi Belediyesi Yayınları-Ordu-2000

 

 

 

 

RESİM ALTLARI
 

RESİM 1 : 1934 yılında Kabadüz Jandarma Karakolu

RESİM 2 : 1934 yılında Ordu Valisi Nazım Akyürek Kabadüz ziyareti esnasında çekilen bu hatırada tanıdıklarımız elleri yeleğin cebinde oturan ortadaki kişi Ordu Valisi Nazım Akyürek, solunda Kabadüz Nahiye Müdürü Kamil Bey, Kabadüz İlk Mektebinden Muallime hanım, Kabadüz jandarma karakol komutanı ve çevredeki hane halkından bir hatıra...

RESİM 3 : 1930’lu yıllarda Ordu'nun yüksek kırsal kesimlerinde kurulan bir jandarma karakolundan görünüm...

Formun Üstü

 

Sende Yorumla...
Kalan karakter sayısı : 500
İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR X
İlçelere de bilgi evi!
İlçelere de bilgi evi!
YENİ ORDUSPOR'DA ŞOK İSTİFA!
YENİ ORDUSPOR'DA ŞOK İSTİFA!